<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erişkin Ruh sağlığı &#8211; Uzm. Dr. Gülay Oğuz</title>
	<atom:link href="https://www.gulayoguz.com/category/eriskin-ruh-sagligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gulayoguz.com</link>
	<description>PSİKİYATRİST-PSİKOTERAPİST</description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 Oct 2021 11:41:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-2/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2021 20:48:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2234</guid>

					<description><![CDATA[Çoğumuz bir travmatik olaya şahit olmuşuz veya yaşamışızdır. Zamanla, yas dönemi geçer, acı azalır ve hayat normal halinde devam eder. Çoğumuz travmatik olaydan sonra kendimiz iyileşiriz fakat bazı kişiler travmatik olaydan sonra aylar, hatta yıllar geçse de iyileşmeyebilir ve travmadan kaynaklı aşırı stres veya kaygı yaşamaya devam edebilir. Travma sonrası stres bozukluğu öncesi kişi, gerçek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çoğumuz bir travmatik olaya şahit olmuşuz veya yaşamışızdır. Zamanla, yas dönemi geçer, acı azalır ve hayat normal halinde devam eder. Çoğumuz travmatik olaydan sonra kendimiz iyileşiriz fakat bazı kişiler travmatik olaydan sonra aylar, hatta yıllar geçse de iyileşmeyebilir ve travmadan kaynaklı aşırı stres veya kaygı yaşamaya devam edebilir. Travma sonrası stres bozukluğu öncesi kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma veya kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşamış böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır. Çocuklar ise bunların yerine dezorganize veya ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler. Travmatik olay sürekli yeniden yaşanır. Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan ve sıkıntı veren bir biçimde rüyada görülür. Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranılır ya da hissedilir. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç veya dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyurulur ve yoğun bir fizyolojik tepki gösterilir. Travmaya eşlik etmiş olan düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınma çabaları; travmanın önemli bir yönünü anımsayamama; önemli etkinliklere karşı ilginin ya da bunlara katılımın belirgin olarak azalması, insanlardan uzaklaşma ya da insanlara yabancılaştığı duyguları, duygulanımda kısıtlılık, bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma görülebilir. Bu belirtilerden en az üç tanesinin görülmesi gerekmektedir. Uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük; irritabilite ya da öfke patlamaları; düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada zorluk çekme;&nbsp; hipervijilans; aşırı irkilme tepkisi gösterme görülebilir.Yukarıdakilerden en az ikisinin bulunması ile belirlenir.</p>



<p style="font-size:22px"><strong>Tanı Kriterleri</strong></p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>A. Travma</strong></p>



<p>1- Ölüm ya da ölüm tehdidi, fizik bütünlüğüne yönelik tehdit veya buna şahit olmak.</p>



<p>2- Travma sırasında korku, çaresizlik ya da dehşete düşme var.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>B. Yeniden yaşama (tekrarlama)</strong></p>



<p>1- Olayı sık sık düşünme</p>



<p>2- Sık sık rüyada görme</p>



<p>3- Olay yeniden oluyormuş gibi hissetme</p>



<p>4- Olayı hatırlatan iç ya da dış olaylarla karşılaşınca sıkıntı</p>



<p>5- Olayı hatırlatan iç ya da dış olaylara fizyolojik tepki verme</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>C. Olayı hatırlatan uyaranlardan sürekli kaçınma</strong></p>



<p>1-Travmaya eşlik etmiş düşünce duygu ya da konuşmalardan kaçınma</p>



<p>2- Travmayı hatırlatan yerlerden ya da kişilerden uzak durma</p>



<p>3- Travmanın önemli bir yönünü hatırlayamama</p>



<p>4- Önemli etkinliklere ilgi azalması</p>



<p>5- İnsanlardan uzaklaşma, yabancılaşma</p>



<p>6- Duygulanımda kısıtlılık</p>



<p>7. Bir geleceği kalmadığı düşüncesi</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>D. Artmış uyarılmışlık belirtileri</strong></p>



<p>1-Uykuya dalmakta ve sürdürmekte güçlük</p>



<p>2-İrritabilite ve öfke patlamaları</p>



<p>3- Konsantrasyonda zorluk</p>



<p>4- Hipervijilans</p>



<p>5- Aşırı irkilme tepkisi</p>



<p>E. Belirtilerin 1 aydan uzun sürmesi ve işlevselliğin bozulması.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Travma Türleri</strong></p>



<p>Ölüm, ciddi yaralanma, cinsel yönden şiddete uğrama ya da maruz kalma ya da bunlarla ilgili tehditle karşılaşma olarak tanımlanırken travmayla karşılaşmanın aşağıdaki yollardan biri aracılığıyla olmasını öngörmektedir.</p>



<p><strong>a-</strong> Travmatik yaşantıyı bizzat deneyimleme</p>



<p><strong>b-</strong> Başkalarının deneyimlerine bizzat şahit olma</p>



<p><strong>c-</strong> Aile üyelerinden ya da yakın arkadaşlardan birinin başına gelen ölüm ya da ölüm tehdidini öğrenme</p>



<p><strong>d-</strong> Ağır Travmatik olayların itici ve rahatsız edici detaylarına tekrarlayıcı biçimde maruz kalma (beden parçalarını toplama durumunda kalan kişiler ya da görevi gereği bunlara sıklıkla maruz kalanlar gibi)</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tepkileri</strong></p>



<p>Yaşanan durumun (olağanüstü) olarak algılandığı bir olayda,&nbsp; gösterilen stres&nbsp; reaksiyonları anormal bir olaya verilen normal reaksiyonlardır.&nbsp; Hemen akabinde verilen reaksiyonları değerlendirerek önemli bir psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya olunduğunu düşünülmesi yanlıştır.&nbsp; Yapılan araştırmalarda birçok vakada orta şiddette stres tepkileri herhangi bir müdahale yapılmadan 6 16 ay içinde ortadan kalkabilmektedir.</p>



<p class="has-medium-font-size">&nbsp;<strong>Fiziksel Tepkiler</strong></p>



<p>&nbsp;Normal stres tepkileri vücudumuzda sempatik ve parasempatik sinir sisteminden ortaya çıkar. Sempatik sinir sistemi tehlike algılandığında devreye girer. Bedeni tehlikeli durumdan kaçmaya veya tehlikeyle savaşmaya hazırlar. Bunun sonucunda kalp atışları ve nefes alıp verme hızlanır, terleme görülür sindirim sisteminde hareketlenme olur, kaslarda gerginlik yorgunluk vücudun değişik yerlerinde ağrı mide ve bulantısı oluşur. Tehlike ortadan kalktıktan sonra ise parasempatik sinir sistemi devreye girer; sempatik sistem vücutta ortaya çıkardığı değişiklikleri geri dönüştürür &nbsp;ve beden aktivitelerinin normale dönmesini sağlar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Duygusal Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>Psikolojik travma durumunda yoğun stres sonucu ortaya çıkan duygusal tepkiler eğer ilk&nbsp; iki hafta&nbsp; gözleniyorsa normal karşılanmalıdır. İlk iki haftadan sonra eğer bu duygular varlıklarını ve yoğunluklarını korurlarsa bu, muhtemel bir psikolojik soruna işaret edebilir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Bilişsel Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Strese verilen bilişsel tepkiler duygusal tepkiler ile ilgilidir. Verilen bilişsel tepkiler hem olayla hem de verilen fiziksel ve duygusal tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilir. Bu tepkiler şaşkınlık, dalgınlık mekan veya zaman, &nbsp;oryantasyonda güçlük, hafıza problemleri ve kafa karışıklığı olarak özetlenebilir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Kişilerarası Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Aşırı stres durumlarında evde, okulda veya işte arkadaşlık eş ve ebeveynlik ilişkilerinde ortaya çıkan bir takım belirtilerden söz etmek gerekir. İlişkilerde gözlenen bu değişiklikler güvensizlik, tedirginlik artan çatışma eğilimi içe kapanma, yalnız kalma, kendine reddedilmiş ya da terk edilmiş sanma,&nbsp; uzaklaşma, ön yargılı olma ve kontrol etme ihtiyacında artış olarak gruplanabilmektedir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Travmatik Olaydan Sonra Yaşanan Normal Anksiyete ve TSSB Arasındaki Fark</strong></p>



<p>Normal anksiyete;bir trafik kazasından sonra korkutucu düşünceler veya görüntüler, uyumakta ve konsantre olmakta güçlük çekmek. Aynı zamanda kazadan günler ve haftalar sonra tedirgin ve sinirli hissettikten sonra normale dönmek. Birisinin aniden ölümüne şahit olduktan sonra yalnız kalmak istemek, olayla ilgili insanlardan ve mekânlardan uzak durmayı tercih etmek, aile ve arkadaşlar olan etkinliklere katılmak istememek. Bu durumun süresinin birkaç haftayı geçmemesi beklenir. Yaşamı tehdit eden olaylardan sonra korkmak ve öfkeli olmak normal anksiyete belirtileri olarak görülmektedir.</p>



<p>Travma sonrası stres bozukluğunda ise; trafik kazasından sonra, kaza ile ilgili sürekli kronik, rahatsız edici, beklenmedik anılar, görüntüler (flashback) veya kabuslar görmek; travma geçtikten uzun süre sonra aniden duyguların taşması. Kaza anını tekrar tekrar yaşıyor gibi olmak.&nbsp; Ne olursa olsun, ölen kişiyi hatırlatan her şeyden, herkesten uzak durmak, her şeye karşı ilgisiz olmak ve aile / arkadaşlardan aylar ve yıllarca uzak durmak.&nbsp; Doğal afetlere şahit olduktan sonra bile ciddi ve tekrarlayan sinirlilik, tedirginlik hali, uykusuzluk ve dikkat kaybı yaşamak.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p>Travma sonrası stres bozukluğu tedavisi bireyin hayatı üzerinde bir kontrol duygusu kazanmasına yardımcı olmayı hedefler. Öncelikli olarak kullanılan tedavi yöntemi psikoterapidir ve buna destek olması için ilaç tedavisinden de faydalanılması mümkündür. Bu tedavi yöntemlerine birleştirmek bireyin semptomları ile başa çıkma becerisini geliştirmesine, belirtilerin tekrar ortaya çıkması durumunda bunlarla baş etme yollarını öğrenmesine, anksiyete depresyon gibi travmatik deneyimler ile ilgili diğer sorunların tedavisinde,  alkol ve uyuşturucuların kötüye  kullanımından kaçınmasına (işlevsiz davranışlar) yardımcı olacaktır. Travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde öncelikli olarak kullanılan yöntem bilişsel davranışçı terapi yöntemidir. Bireyin takılı kaldığı düşünme yollarını yani bilişsel kalıpları kendisiyle veya travmtik şeylerin tekrar olma riski ile ilgili olumsuz inançları tanımasına yardımcı olmaktadır. Bu süreçte  bilişsel terapi genellikle exposure tedavisi bireyin korkutucu bulduğu durumlar, anılarla güvenli bir şekilde yüzleşmesi de yardımcı olacaktır. Bu sayede birey onlarla etkili bir şekilde baş etmeyi öğrenebilir ve olayları tekrar tekrar yaşayan ve kâbuslardan etkilenen bireyler için etkili bir yöntemdir. Aynı zamanda kullanılan bir  diğer tedavi yöntemi ise  EMDR,  yani göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme travma sonrası stres bozukluğu tedavisi için kullanılan etkin ve güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. EMDR bilişsel davranışçı terapi tarafından uygulanan bir yöntemdir göz hareketleri ile beynin her iki yarım küresinin uyarılması ve başvuran kişiye rahatsız eden bellek ve duyguları yoğunlaşmayı amaçlamaktadır. EMDR, bireyin travmatik anıları işlemesine, bunlara nasıl tepki verdiğini değiştirmesine yardımcı olan bir dizi göz hareketini rehber yardım ile birleştirmektedir. Tüm bu yaklaşımlar ise bireyin travmatik bir olaydan sonra ortaya çıkan kalıcı korkuyu kontrol etmesine yardımcı olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIK ANKSİYETESİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/saglik-anksiyetesi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/saglik-anksiyetesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2021 11:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrist]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav Kaygısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2230</guid>

					<description><![CDATA[Toplumda hastalık hastalığı olarak bilinen bozukluktur. Bu hastalığa sahip bireyler gerçekte olmayan bir bedensel hastalıkları olduğuna inanırlar veya sıradan ve masum bedensel belirtileri (basit bir kol uyuşması, karın ağrısı, baş dönmesi) gibi ciddi bir hastalık olan kalp hastalığı, bağırsak tümörü,  beyin tümörü gibi belirtisi olarak yorumlarlar. Sağlık anksiyetesi  yaşayan bireyler bedenindeki her küçük belirtiyi ciddi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Toplumda hastalık hastalığı olarak bilinen bozukluktur. Bu hastalığa sahip bireyler gerçekte olmayan bir bedensel hastalıkları olduğuna inanırlar veya sıradan ve masum bedensel belirtileri (basit bir kol uyuşması, karın ağrısı, baş dönmesi) gibi ciddi bir hastalık olan kalp hastalığı, bağırsak tümörü,  beyin tümörü gibi belirtisi olarak yorumlarlar. Sağlık anksiyetesi  yaşayan bireyler bedenindeki her küçük belirtiyi ciddi bir tıbbi hastalık semptomu olarak algılamaya  eğilimlidirler. Başlarına kötü bir hastalık geldiğine yönelik aşırı korku yaşayabilir ve bu konu ile ilgili kalıplaşmış düşünceleri olabilmektedir. Hatta bazı durumlarda tıbbi testler aksini söylese bile sağlık anksiyetesi yaşayan birey hasta olduğu düşüncesine inançla bağlanabilir. Hafif derecede sağlık kaygısı hayatlarımız için işlevsel olabilmektedir çünkü erken tanı ile birlikte ciddi hastalıkların ön görülmesi ve kısa sürede tedavisi için büyük yardımcı olur.  Fakat aşırı derecede kaygı ise sağlık anksiyetesine dönüşebilir. Bu durum normal bir duygu olmaktan çıkmıştır. Kişilerin günlük hayatındaki konforunu olumsuz etkiler ve işlevselliklerinde düşüşe sebep olmaktadır. Bununla birlikte sağlıkla ilgili yoğun kaygı içeren düşünceler vücudumuzun da fiziksel olarak tepki vermesine sebep olabilir. Strese bağlı olarak kalbimiz hızlanabilir, tansiyonumuzda düzensizlikler olabilir vb. gibi fiziksel sorunlar yaşanılabilir. Hissettiğiniz bu fiziksel belirtiler de bize sağlığımızla alakalı daha fazla kaygılanmamıza ve aslında sahip olmadığımız bir hastalıktan şüphelenmemize sebep olabilir. Sağlık anksiyetesine sahipseniz vücudunuzun verdiği sıradan tepkilerin kesin olarak ciddi bir hastalık belirtisi olduğunu düşünebilirsiniz. Çoğu zaman bu kaygı belirli bir hastalık etrafında döner fakat aslında yaşadığı stres ve oluşan tepkileri yanlış yorumlamadan oluşmaktadır.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Sağlık Anksiyetesi Belirtileri</strong></p>



<p><strong>1-</strong>&nbsp;Kişiyi çok fazla meşgul eden hastalığa yakalanmış olmakla ilgili yoğun düşünceler&nbsp;</p>



<p><strong>2</strong>&#8211; Vücuttaki basit semptomların bir hastalığın belirtisi olduğunu düşünmek</p>



<p><strong>3-</strong>&nbsp;Sağlıkla ilgili konularda kolayca alarm haline geçmek.</p>



<p><strong>4</strong>&#8211; Doktor ve sağlıkla ilgili testlerden kaçınma davranışı veya aşırı doktor kontrolüne gitme ihtiyacı</p>



<p><strong>5-</strong>&nbsp;Vücuda herhangi bir hastalık gözlemlemek için sürekli kontrol etmek</p>



<p><strong>6-</strong>&nbsp;Sürekli sağlık hakkında konuşma davranışı</p>



<p><strong>7-</strong>&nbsp;İnternette sağlıkla ilgili sürekli araştırma yapmak</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Bilişsel Modele Göre;</strong></p>



<p>Hipokandriyazis, doğrudan bir algısal veya bilişsel anormallik belirtisi olarak kavramsallaştırılabilir. Bu bakış açısından bakıldığında ise bireylerde üç değişik özellik görülür.</p>



<p>-Hipokandriyak hastalar, normal bedensel duyumlarını büyütür ve daha fazla abartırlar.</p>



<p>-Hastalarda normal bedensel fonksiyonlara karşı artmış bir emosyonel uyanıklık gözlemlenir.</p>



<p>-Hastalar duygusal içerikli ve subjektif terimler yerine daha kaba içerikli ve fiziksel terimle kullanmayı tercih ederler.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>SAĞLIK ANKSİYETESİ NEDEN MEYDANA GELİR?</strong></p>



<p>Erken yaşantılarında hastalık deneyimi olanların yakın çevrelerinde tıbbi ya da mental hastalık deneyimi yaşayanların hayatlarının bir dönemlerinde tıbbi eksikliğe maruz kalanların sağlık anksiyetesi geliştirme olasılığı daha fazladır.&nbsp;Aşırı sağlık kaygısı her iki cinsiyette eşit oranda görülmektedir. Yaşam boyu genel popülâsyonda %1-5&nbsp; ilk basamak sağlık hizmetine başvuran hastalarda ise %2-7 oranında bulunmuştur.&nbsp;Sağlık kaygısının nedenleri arasında biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok etkenler vardır. Biyolojik etkende ise beyinde serotonin ve dopamin gibi &nbsp;nörotransmitter düzensizliği ile ilgili görüşler ön planda olmakla birlikte, beynin ağrıyı algılayan merkezlerinde duyarlılık ve koordinasyon bozukluğu olduğu düşünülmektedir. İkizlerle yapılan çalışmalarda hipokondriyazis genetik olarak aktarılıyor olabileceğini göstermiş olsa da çevresel faktörlerin etkisini daha önemli olduğu düşünülmektedir. Çevresel etmenlere bakacak olursak; çocukluk çağı şiddetli hastalıkları ve aile üyelerinin birinin hastalığı ile bağlantılıdır. Çocukluk çağı hastalıkları gelecekte yakın anılacak hastalıkla ilgili korkuları arttırabilir.&nbsp; Kişiye yakın birinin ölümü, sevilen birinin trafik kazasında kaybı, kişinin hayatını kırgın olduğunda ve tehlikeleri her zaman var olduğuna inanmasına yol açabilmektedir. Bu durumda bedenle ilgili zihinsel uğraş ve kişinin kendi sağlığı ile ilgili endişelenmesine yol açmaktadır. Çocukluk çağında cinsel istismar, fiziksel şiddet ve ebeveynlerle ilgili büyük bir değişiklik de bu çevresel etmenlerdendir. Bu gibi sorunlar ise küçük çocuğa kendisini zayıf, çaresiz ve genellikle saldırıya açık olduğuna inanmayı sevk etmektedir. Bu düşünceler de kişinin sağlık kaygısı yaşamasına katkıda bulunur. Bazı ebeveyn-çocuk etkileşim şekillerinden kaynaklanan erken yaşam olayları kişinin çocukken veya daha sonraki zamanlarda şiddetli sağlık kaygısı geliştirmesine neden olabilmektedir. Ebeveyn modeli alma; çocuklar ebeveynleri hasta olduklarında ev ve iş yerindeki sorumluluklardan uzak kaldıklarını ve özel ilgi gördüklerini gözlemler. Bu durum hastalığın önemli olduğunu ve ihmal edilmeyeceğini düşünmesine katkıda bulunur ve bedensel uğraşa aşırı teşvik eder. Aynı zamanda ebeveynin aşırı korumacı olması ve çocukları hastalandığında oyuncaklar alması, farklı yiyecekler yedirmesi, özel bakım sağlaması çocuğun hastalığı performans düşüklüğü ve başarısızlık için hazır bir mazeret olarak görmesini sağlayabilir. Stres dolu yaşam olayları sadece hastalık ve ölümle değil aynı zamanda artmış bedensel yakınmalar sağlık kaygısı ve doktor ziyaretleri ile de bağlantılıdır. Bazı insanların ciddi bir hastalığın belirtileri olarak yanlış yorumlandığı, uyarılma ile ilgili bedensel durumlara neden olabilmektedir. Bu tür bireyler genellikler tıbbi tetkikler için fazlasıyla para harcayarak ekonomik problemler karşı karşıya gelmelerine neden olmaktadır. Tekrarlanan tetkikler sonucu sağlık kaygısının daha da artmasına sebep olmaktadır. İnsan yaşayan hareketli bir canlıdır yaşamı sürdükçe bedeninden duyumlar almaktadır.&nbsp; Bu duyumlar; acıkma susama sindirim boşaltım sistemi gibi dinamik süreçlerden gelmekte ve çoğu zaman tehlikeli olmayan duyumlardan oluşmaktadır. Kaygısı olanlar ise neredeyse bütün bedensel uyarıları var olan bir hastalığın belirtisi olarak yanlış yorumlayabilmektedir.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>TEDAVİ YÖNTEMİ</strong></p>



<p>Geçici hipokondriyazis, klinik olarak önemli ölçüde sağlık kaygısının olduğu ancak 6 aydan daha uzun sürme durumuna denilmektedir. Değişik etkenler hipokondriyazis’in geçici ya da&nbsp; kronik olabilirliğini etkilemektedir. Birey, hasta rolünü benimsemekle ikili kazanç elde ediyorsa yaşam stresörleri devamlı ise kişi sosyal olarak izole ve bu nedenle bedeni ile yaşamaya fırsatı varsa hastalık kronikleşir.&nbsp; Kişinin yaşam stresörleri azaldığında ya da kişi ciddi bir köprü durum olmadığı ile ilgili ikna edici bir güven aldığında tıbbi durumu düzeliyorsa hipokondriyazis genellikle geçicidir. Tedavi yönteminde ise diğer anksiyete bozukluklarında olduğu gibi sağlık anksiyetesinde de&nbsp; bilişsel davranışçı terapi yöntemi oldukça etkilidir. Mindfulness egzersizlerin de beden duyumsamamızı arttırması, farkındalık kazandırılması gibi özellikleri sağlık anksiyetesi tedavisinde yardımcı olmaktadır. Gerekli görülen durumlarda ise kontrol eşliğinde ilaç tedavisi uygulanabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/saglik-anksiyetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OYUN BAĞIMLILIĞI</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/oyun-bagimliligi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/oyun-bagimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2021 13:27:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıklamücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Oyunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2224</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde bir halk sağlığı olarak gördüğümüz alkol ve madde bağımlılıklarının yanında, gelişen teknoloji ile birlikte yeni tür davranışsal bağımlılıklar ortaya çıkmıştır. Bunların en önemlilerinden biri dijital oyun bağımlılığıdır. Bilgisayar oyunlarının ortaya çıkışı 1950&#8217;li yıllarda bilgisayarın ilk kullanıma çıkmasıyla başlamıştır. Bu oyunların yaygınlaşması ise 1980&#8217;li yıllara denk düşmektedir. Oyun bağımlılığı ile ilgili ilk yayınlar 1990&#8217;lı yıllara &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left">Günümüzde bir halk sağlığı olarak gördüğümüz alkol ve madde bağımlılıklarının yanında, gelişen teknoloji ile birlikte yeni tür davranışsal bağımlılıklar ortaya çıkmıştır. Bunların en önemlilerinden biri dijital oyun bağımlılığıdır. Bilgisayar oyunlarının ortaya çıkışı 1950&#8217;li yıllarda bilgisayarın ilk kullanıma çıkmasıyla başlamıştır. Bu oyunların yaygınlaşması ise 1980&#8217;li yıllara denk düşmektedir. Oyun bağımlılığı ile ilgili ilk yayınlar 1990&#8217;lı yıllara denk gelmektedir. İnternet&#8217;in hızla yayılması ile oyunların karşılıklı sanal âlemde oynanması ve oyunların da görsel olarak gelişme göstermesi bu bağımlılığı perçinlemiştir. Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yapılan bir araştırmada yaşayanların %58&#8217;inin video oyunları oynadığı %51&#8217;inin evlerinde oyun konsoluna sahip olduğu ve %36&#8217;sının cep telefonunda oyun oynadığı bildirilmiştir. Türkiye’de ise 16-24 yaşları arasında internet kullanımı oranının 2005’te  %25’lerdeyken, geçen sene %90’lara, çıktığı belirtilmektedir. Bu oranların uyuşturucu bağımlılığından daha yüksek olduğu görülmektedir. Oyun bağımlılığının sıklığı ile ilgili yapılan çalışmalarda oranlar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Oyunların bu kadar bağımlılık yapmasının temel nedeni ise bağımlılık yapacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. Bilgisayar oyunu tasarımcıları daha fazla kişinin oyun oynamasını sağlamak için öncelikle oyuncuların oyundan vazgeçmemesini hedefliyorlar. Bunu da oyunu zorlaştıracak daha üst seviyelere ulaşmasını engelliyor. Böylece yetersiz hisseden oyuncu başarabilmek için daha fazla oyun oynama ihtiyacı hissetmektedir. Bu durum kumar bağımlılığına çok benzemektedir.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Oyun Bağımlılığı Belirtileri</strong><strong></strong></p>



<p>Bir davranışın bağımlılık olarak kabul edilmesi için devamlılık göstermesi gerekmektedir. Olumsuz sonuçlara rağmen bireyin oyun oynamaya öncelik vermesiyle kontrolünü kaybetmesi önemli belirtilerdir. Oyun oynarken geçirilen zamanın giderek artması, oynamadığı zamanlarda sürekli oyun düşüncesinin olması,&nbsp; oyun oynamasının engellendiği zamanlar büyük bir sıkıntı ve öfke duyması, hatta şiddet eğilimi göstermesi diğer önemli belirtilerdir. &nbsp;Aşağıdaki belirtiler arasında en az 5 belirti 12 aylık dönem içerisinde görülüyorsa ve bireyin işlevselliğini etkiliyorsa oyun bağımlılığı tanısı düşünülür.</p>



<p><strong>1-</strong>&nbsp; Oyun üzerine aşırı kafa yormak, geçmişteki oyun oynama yaşantılarını yeniden yaşayarak bir sonraki oyunu beklemek. Oyunun bireyin yaşantısındaki temel aktivite olması.</p>



<p><strong>2</strong>&#8211; Oyun oynamadığında ortaya çıkan yoksunluk belirtileri anksiyete, irritabilite ya da üzüntü.</p>



<p><strong>3</strong>&#8211; Tolerans (internet oyunlarına giderek artan miktarda zaman ayıma ihtiyacı duyma.</p>



<p><strong>4</strong>&#8211; Başarısızlıkla sonuçlanan oyun oynamayı azaltma, kontrol altına alamama</p>



<p><strong>5</strong>&#8211; Oyun için diğer aktivitelerden vazgeçmek.</p>



<p><strong>6</strong>-Oyunun yol açtığı psiko-sosyal sorunlarının bilinmesine rağmen oyun oynamayı sürdürmek.</p>



<p>7- Oyun hakkında aile üyelerine terapistine ya da başkalarına yalan söylemek.</p>



<p><strong>8</strong>&#8211; Olumsuz duygu durumdan (umutsuzluk, suçluluk, kaygı) gibi kurtulmak için oyun oynamak.</p>



<p><strong>9</strong>-Aşırı oyun oynama yüzünden önemli bir ilişkisini işini eğitimi ya da mesleği ile ilgili fırsatları kaybetmek.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Fiziksel Belirtileri</strong></p>



<p>Fiziksel belirtiler arasında ise; yorgunluk uzun süre yoğunlaşma veya göz yorgunluğuna bağlı migren oluşabilmektedir. Bilgisayar donanımlarını aşırı kullanım nedeniyle karpal tünel sendromu görülebilmektedir. Aynı zamanda uzun süre oyun oynama ile birlikte kişisel bakım ve hijyen sorunları oluşabilmektedir. Bilgisayar oyun bağımlılığı ciddi olumsuz sonuçlar neden olabilmektedir. Bu belirtilere önem verilmediğinde daha ciddi&nbsp;kalıcı etkilere neden olabilmektedir. Mesela bağımlı olan birisi de oyun oynamak için uykudan kaçınır ve yeterli beslenmeyi bırakır bu durum kısa sürede açlık ve yorgunluk oluşturur. Sonrasında ise uyku bozukluğu ve beslenme bozukluğuna neden olabilmektedir. Bilgisayar oynayabilmek için ailesinden ve başkalarından kaçınan bağımlılar kendilerini yalnızlaştırabilirler.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Oyun Bağımlılığının Çeşitleri</strong></p>



<p>Oyun bağımlılığını iki çeşit olarak değerlendirebiliriz. Standart olan bilgisayar oyunları, tek bir oyuncu tarafından oynanan net bir hedef ve amaç içeren oyunlardır. Bu ürünlerdeki bağımlılık genellikle görevin tamamlanması ile veya yüksek puanı kazanmak ile ilgilidir. Diğer bilgisayar oyunu bağımlılığı ise çevrimiçi çok oyunculu oyunlardır. Bu tür oyunlar başkaları ile online ve özellikle bağımlılık yapıcıdırlar. Bu oyunlarda diğer oyunculardan geçici olarak çevrimiçi bir karakter oluşturması istenir. Bireyler genellikle gerçek hayattan kaçmak için sıklıkla diğer çevrimiçi oyuncularla ilişki kurarlar. Bu kişiler gündelik sorunlarından kaçınmak için oyuna sığınırlar fakat bu durumun geri dönüşü ise bireyler için zararlı olmaktadır. Bazı kişilerin ise bu tür sanal ortamlar en çok kabul gördükleri yer olabilir. Bu sebeple oyunu bırakmak düşüncesi onlar için kaygı sebebi olabilmektedir. Bireyler sadece oyundayken kendilerini yalnız hissetmedikleri ve kabul gördükleri hissiyatında iseler bu durum onları oyuna daha da bağımlı hale getirmektedir.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p>Oyun bağımlılığı tedavisinde hem ilaç hem de psikoterapi uygulanabilmektedir. Öncelikli olarak bağımlılığın altında yatan psikolojik faktörlerin tespit edilerek tedaviye başlanılması gerekmektedir. Özellikle Bilişsel davranışçı terapi teknikleri oyun bağımlılığı ya da teknoloji bağımlılığında sıklıkla kullanılmaktadır.&nbsp; Diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi kişilerin yakınmalarını saklama ve azaltma olasılıkları da göz önünde bulundurularak oyun oynama davranışı tüm unsurlarıyla, tam olarak belirlenmektedir. Oyun oynama davranışını haftanın günlerine, günün içinde saatlere yayılımı, günlük toplam oynama süresi, oyun oynadığı yer, kullanma amacı, oyun oynama isteğini etkileyen durumlar ve oyun oynama kullanımına direnç varsa, koşulları öğrenilerek kişiye özel formülasyon yapılır.&nbsp; Motivasyon arttırıcı görüşme teknikleri ile birlikte, bireyin sosyal destek ağının geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Kontrolsüz oyun kullanımına yönelik davranış egzersizleri, duyarsızlaştırma, gevşeme teknikleri, öz denetim veya yeni sosyal beceriler edinme temel olarak kullanılan tekniklerdir. Bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile birlikte bireyin oyun oynama ile ilgili kalıplaşmış, yanlış düşüncelerini fark etmesi ve bunları sağlıklı düşüncelerle değiştirmesi sağlanmaktadır. Birey, ev ödevleri ile birlikte terapinin sonucunda kendisiyle ilgili gerçekçi inanışlar geliştirerek, işlevsiz davranışlarını bırakır. Araştırmalara göre dijital oyun bağımlılığının ilerleyen zamanlarda bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkacağı aşikârdır. Bu sebeple bireylerin farkındalıklarını arttırmayı sağlamak gerekmektedir.</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/oyun-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUMAR BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2021 13:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıklamücadele]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[kumar bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2215</guid>

					<description><![CDATA[Kumar bağımlılığı olan kişilerin en sık yaşadıkları sorunlardan biri de finansal problemlerdir. Kumar problemi olan kişiler kumarın sebep olduğu bu problemi hemen çözme ve çözdüklerinde rahatlayacakları ve bu şekilde hastalığın da ortadan kalkacağını düşünürler. Oysa gerçek böyle değildir. Kumar problemi olan kişilerin de uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi, dürtüsellik ve ödül arayışı için aynı biyolojik mekanizmaları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left">Kumar bağımlılığı olan kişilerin en sık yaşadıkları sorunlardan biri de finansal problemlerdir. Kumar problemi olan kişiler kumarın sebep olduğu bu problemi hemen çözme ve çözdüklerinde rahatlayacakları ve bu şekilde hastalığın da ortadan kalkacağını düşünürler. Oysa gerçek böyle değildir. Kumar problemi olan kişilerin de uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi, dürtüsellik ve ödül arayışı için aynı biyolojik mekanizmaları (ödül merkezi)&nbsp; kullanırlar. Bu nedenle tıpkı madde bağımlılarının kendilerini daha iyi hissetmek için daha güçlü maddeye ihtiyaç duyması gibi kumar bağımlılarının daha fazla miktarda para ile kumar oynayarak daha riskli girişimlerde bulundukları bilinmektedir. Aynı zamanda bireyin finansal sorunlarına yönelik çözüm üretilirken, tedavide kalması sağlanmalı ve sorunun temel nedenlerine odaklanarak, bilişsel hatalara yönelik çalışılmalı ve içgörü kazandırılmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-left">Kumarın yarattığı sorunlara yönelik geliştirilecek her çözüm mutlaka bağımlı ile birlikte planlanmalı ve sorumluluk ona verilmelidir. Denetim ise kendisinin seçtiği üçüncü bir kişi tarafından yapılmalıdır. Kumar problemi olan kişilerin tipik özelliklerinden biri, kumar oynadığı için düştüğü umutsuz parasal durumlardan kurtulmak için başkalarının parasal kaynak sağlamasına bel bağlamaktır. Bu nedenle bireyin borç kaynakları uygun yöntemlerle engellenmelidir. Kumar problemi olan kişiler, kumarda kaybettiklerinde kayıplarının peşinden giderken, kazandıklarında ise bunu katlama dürtüsü ile kumarı devam ettirirler. Sonuçta kişi kazansa da kaybetse de kumarda kalmaya devam edecektir. Kumar problemi olan kişiler gibi aileler de kumarın temelde finansal bir sorun olduğunu ve kişinin sadece kumar borçlarını ödemek için kumar oynamayı sürdürdüğünü düşünürler. Borçlar ödenmezse daha fazla kumar oynanabileceğini ya da başına daha büyük belalar açabileceğini düşünürler. Bu nedenle kişinin borçları her seferinde ödenir ve kısır döngü devam eder. Ailelerin hastalığın biyolojik boyutu konusundan bilgilendirilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Kumar Bağımlılığında Bilişsel Hatalar Üzerinde Çalışılmalıdır</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Kumar oynayan kişiler; beceriyi yanlış algılama, kumarı kontrol edebileceği yanılsaması, batıl inançlar, seçici hafıza ve yorumlamada yanlılık gibi çeşitli düşünce hataları geliştirerek kumar oynamayı bağımlılık haline getirirler. Kumar problemi olan bireyler nesnel gerçeklikte garanti edilemeyecek olaylarda bilgi ve becerileri konusunda kendilerine aşırı güvenirler. Bu nedenle sayılar ya da kartlarla ilgili sıklıkla başvurdukları kendi yöntemleri bulunmaktadır. Kumar problemi olan kişiler bir olayın gerçekleşmesini muhtemel olarak değerlendirirler. Zihinleri genellikle kumarla ilgili konularla meşguldür. Bu nedenle kumar sonuçlarının beklentileri doğrultusunda meydana geleceğine daha fazla inanırlar.<strong></strong></p>



<p class="has-text-align-left">Kumar oynayan kişi, diğer kumar oynayan kişilerin kazandığını görüp duyduğunda, kazananların düzenli bir olay olduğunu ve oynamaya devam ederse kendisinin de kazanacağına inanır. Kumar oynayan bireylerin hafızaları kazanımları kayıplardan daha kolay hatırlamak şeklinde önyargılıdır. Bu önyargı kumar oyuncusunun kumar deneyimiyle ilgili anılarını, olumlu deneyimler üzerine odaklayan ve olumsuz deneyimleri göz ardı eden ve kişinin kumar oynama kararını kolaylaştıran bir durumdur. Kumar bağımlılığı olan kişilerde, kişisel başarı beklentisinin objektif olasılıktan daha yüksek olduğu bir kontrol illüzyonu vardır. Bu yanıltıcı kontrol hissi kumar sonuçlarının tahmin edilebileceğini inanmaya kadar gidebilmektedir. Bireyler kumarla ilgili bu düşünce hatalarını tanır ve kumar oynamaya aktif olarak katılmadıklarını da mantıklı bir şekilde yorumlayabilir. Ancak şahsen bir kumar oyununa girdiklerinde akıllı düşüncelerden vazgeçebilirler. Bazı bilişsel hatalar; “benim bahis sistemim işleyecek”, “kendimi şanslı hissediyorsam kazanırım”,&nbsp; “kontrol bende”, “benim kumar problemim yok”,&nbsp; “pes etmezsen kesin kazanırsın” gibi bu bilişsel hatalar konusunda hastaya içgörü kazandırılmalıdır.&nbsp;Aynı zamanda bu hatalara yönelik çözümler geliştirilmelidir.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Kumarın Tüm Çeşitleri Değerlendirilmelidir</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Madde bağımlılıklarında kişiler genellikle bir maddeden diğerine geçiş yaparak bağımlılıklarını sürdürme eğilimi gösterirler. Kumarda da buna benzer bir eğilim görülmektedir. At yarışı, sayısal loto, parasına kâğıt oyunları, kazı-kazan parasını okey, milli piyango, parasına zar oyunları, borsa, bitcoin vb. horoz dövüşü, casino oyunları, internet üstünden spor bahis siteleri, spor toto, parasına beceri isteyen oyunlar oynama gibi herhangi bir kumar türü kişi için sorun haline gelebileceği için değerlendirilerek dikkate alınmalıdır. Hızlı sonuç veren kumar türleri risk üzerini arttırdığı için bağımlılık yapma potansiyeli daha yüksektir. Beceri oyunlarını oynamayı tercih eden kişilerde ise genellikle çarpıtmaların daha fazla olduğuna dikkat edilmelidir. Kumar oyunlarını erişim kolaylığı tetikleyici olması açısından önemlidir. Online kumar oynayan kişilerin bu oyunları erişimleri ve oyunlardan gelen bildirimlerin önlenmesi gerekmektedir. Bağımlı ile birlikte bu tetikleyiciler belirlenmeli ve önlemlere karar verilmelidir. Oyunlarını canlı ya da online oynayan kişiler İddia bayiinden oynayacakları oyunların masum olduğunu düşünerek oynamak isteyebilirler. Kumarın beyinde yarattığı tolerans sisteminden söz ederek kişinin kayma yaşaması önlenmelidir. Madde bağımlılığı problemi olan kişilerde tercih maddesi tetikleyici olduğu gibi kumar problemi olan kişi içinde para ve parasal konular tetikleyici olabilmektedir. Bu nedenle bağımlı ile birlikte karar verilerek finansal durumların başka biri tarafından yönetilmesi sağlanmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Bağımlılık tedavisinde bireyin nükslere sebep olan psikolojik faktörlerle ilgili içgörü edinmesi ve olası riskli durumlarla baş edebilmesi için bireysel psikoterapiler oldukça gerekli ve etkilidir.&nbsp; Bireyi kumar bağımlılığına iten yoğun duygu durumlarının önüne geçebilmesi için sorun yaratan düşünce yapısı ve davranış örüntüleri tespit edilerek ve değerlendirilerek, hastayla birlikte bunların yerine kullanılabilecek daha işlevsel tepkiler saptanmalıdır. Kişinin stresle baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve sorun çözme becerilerinin geliştirilmesine odaklanılmalıdır.&nbsp; Duyguları tanıması ve duygular ile baş edebilmesi tedavi süreci için önemlidir. &nbsp;Aynı zamanda eşlik eden psikiyatrik hastalıklar durumunda ise ilaç kullanımı veya yatarak tedavi seçenekleri söz konusu olmaktadır. Psikoterapi sürecinde ise Bilişsel Davranışçı Terapi teknikleri ile sağlıklı olmayan kumar oynama davranışını ve duyguları değiştirmeye odaklanılmaktadır. Bilişsel Davranışçı yaklaşım patolojik kumar oynamayı öğrenilmiş uyumsuz davranış olarak görmektedir. Bu nedenle BDT, bu davranışı öğrenme ilkelerinden türetilen tekniklerle değiştirmeye çalışır. &nbsp;BDT teknikleri arasında, kaçınma örüntüleri, sistematik duyarsızlaştırma, exposure, uyaran kontrolü gibi terapötik yaklaşımlar yer almaktadır. BDT teknikleri arasında yer alan pekiştirme tekniği kumar oynama bozukluğu tedavisinde kumar oynama davranışını ortadan kaldırmak için kumar oynama davranışı olmayan etkinlikleri pekiştirme ve ödevlerle bu davranışı geliştirme şeklinde ilerlemektedir. &nbsp;Yapılan araştırmalar sonucu Bilişsel Davranışçı Terapi Alan ve Kumar Oynama Bozukluğu vakalarının Bilişsel Davranışcı Terapi almayan gruba göre daha fazla iyileştiğini göstermektedir. Bilişsel Davranışcı Terapi uygulanırken çalışılması gereken bilişsel çarpıtmalardan bazıları kumar oynama becerisinin abartılması,&nbsp; seçici bellek, totem vb. batıl inançlar, “bugün şanslı günüm” ya da “kazanacağım biliyorum gibi” düşüncelerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİPOLAR AFFEKTİF BOZUKLUK NEDİR ?</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/bipolarbozukluk/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/bipolarbozukluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2020 11:41:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[BİPOLAR BOZUKLUK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=1903</guid>

					<description><![CDATA[iKİ UÇLU BOZUKLUK, BİPOLAR AFFEKTİF BOZUKLUK OLARAK İSİMLENDİRİLİR.
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h3 class="wp-block-heading"></h3>



<p class="has-drop-cap"><a href="https://www.yildizbirbasar.com/bipolar-affektif-bozukluk/" class="rank-math-link" target="_blank" rel="noopener">Bipolar Affektif Bozukluk</a> bir diğer ismi ile İkiuçlu Bozukluk (Manik Depresif Psikoz) olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişinin, bir anda kendini çok iyi hissederken, bir süre sonra içine kapanık bir hale gelmesi olarak bilinmektedir. Bipolar, en yüksek seviyedeyken hiperaktivite ve aşırı mutluluk hali gibi belirtiler gözlemlenirken, bipolar en düşük seviyedeyken depresyon belirtileri, dış dünyaya kendini kapama, intihar eğilimi ve benzeri belirtiler gözlemlenebilmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="427" src="https://www.gulayoguz.com/wp-content/uploads/2020/09/HP7OMQdd-1024x427.jpg" alt="İki uçlu Bozukluk" class="wp-image-2004" srcset="https://www.gulayoguz.com/wp-content/uploads/2020/09/HP7OMQdd-1024x427.jpg 1024w, https://www.gulayoguz.com/wp-content/uploads/2020/09/HP7OMQdd-300x125.jpg 300w, https://www.gulayoguz.com/wp-content/uploads/2020/09/HP7OMQdd-768x320.jpg 768w, https://www.gulayoguz.com/wp-content/uploads/2020/09/HP7OMQdd.jpg 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption>Duygu durum bozukluğu</figcaption></figure>



<p>Kısaca bu tanıyı alan bireylerin ruh halinin uçlarda olduğu bilmemizde fayda vardır. Biraz daha ayrıntılı tanımını yapmak gerekirse uzun süreli olan, zaman zaman ataklar halinde giden, hastalık ve iyilik dönemleri ile iki ayrı hastalık dönemlerini karakterize edilen bir ruhsal bozukluktur. Bipolar bozuklukta duygu durum atakları ileri seviyede değilse yılda birkaç defa meydana gelebilmektedir. Çoğu birey duygu durumlarındaki bozulmaları fark edebilirken, ileri seviye bipolar bozukluğu yaşayan hastaların bu durumu kendi kendine fark etmesi oldukça güçtür.</p>



<p>Bipolar bozuklukta hastalık dönemleri taşkınlık (mani), ve çökkünlük (depresyon) olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemler uzun sürer ve kişinin iş, okul, aile ve sosyal çevredeki işlevselliğini bozacak düzeydedir. Mani dönemi duygudurumunun çok yükseldiği, hastada aşırı coşku halinin gözlemlendiği dönemdir. Birbirlerine karşıt gibi görünen bu iki hastalık dönemi yatışma ve alevlenmelerle seyreder. Hastalık dönemleri dışında ise hasta hemen tamamen normale döner. Bazı hastalarda ise günlük yaşamı kısmen etkileyen kalıntı belirtiler görülmekle birlikte, hastalar düzelmektedirler. &nbsp;Bu iki dönemi daha ayrı ayrı açıklamakta fayda var.</p>



<p>Hastanın aşırı hareketli, enerjik, konuşkan, umursamaz, kendini güçlü hissettiği dönem&nbsp; “Manik dönem”&nbsp; olarak karşımıza çıkmaktadır. Manik dönemde uyku gereksiniminde azalma, dikkate bozulmalar, aşırı hareketlilik, basınçlı konuşma, kendini yüksekte hissetme, aşırı renkli kıyafetler giyinme, agresif davranışlar, çok fazla ve gereksiz alışveriş yapma görülmektedir. Bazı&nbsp;hastalar bu dönemde yaratıcılıklarının arttığını, işlerinin harika gittiğini belirterek tedavi olmayı düşünmez ve reddebilirler. Hastalık ilerledikçe&nbsp;artan umursamaz&nbsp;davranışlar, aşırı para harcama, aşırı hızlı araba kullanma gibi alışkanlıklar ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda dürtüsel şekilde alınan riskli kararlar, iş hayatında verilen ani kararlar ile kişiliğine uygun olmayan şekilde&nbsp;rastgele cinsel ilişkiye girmesi hasta ve ailesi için çeşitli riskleri beraberinde getirmektedir.</p>



<p>Hastanın üzüntü, ağlama, değersizlik/suçluluk hissi, enerji kaybı, haz kaybı, uyku problemlerinin arttığı dönem ise “çökkünlük veya depresyon” dönemi olarak adlandırılır. Depresif dönemde hastada mutsuzluk, karamsarlık, umutsuzluk, özgüvende azalma, değersizlik hissetme, sanrılar görme, çevresiyle sürekli tartışma hali, abartılı suçluluk veya pişmanlık duyguları, eskiden zevk aldığı faaliyetlerden zevk alamama, iştahsızlık veya uykusuzluk, kişisel bakımda azalma gibi değişiklikler, ölüm ve intihar düşünceleri, bedeninde nedeni açıklanamayan ağrılar ortaya çıkabilir.</p>



<p><strong>Bipolar Bozukluğunun Nedenleri Nelerdir?</strong></p>



<p>Bipolar bozukluğun&nbsp;kesin nedeni bilinmemekle birlikte beyindeki kimyasal dengesizlikler, stresli veya travmatik olaylar (tetikleyici faktörler), genetik aktarım ve nedenleri arasında yer almaktadır. İkiuçlu bozukluğun en önemli özelliklerden birisi ise mevsimsellik göstermesidir. Mevsimsel özellik olarak hastalar ilkbahar – yaz aylarında taşkınlık, coşkunluk yaşarken, sonbahar – kış aylarında ise çökkünlük, durgunluk içinde girerler. Özellikle ilkbahardan yaz aylarına geçiş hastaların alevlenmesi açısından en riskli dönem gibi görünmektedir. Hastaların yaklaşık dörtte biri bu mevsimsel özellik nedeniyle içinde bulunduğumuz ilkbaharın son günleri, yazın ilk günlerinde kötüleşirler. Kötüleşme yaşanan bugünlerde hastalarda dürtüsel, tepkisel davranışlar, saldırganlık eğiliminde artma, öfke patlamaları, aşırı para harcama, taşkınlaşma azımsanmayacak orandadır.&nbsp; İntihar bu dönem için çok yüksek oranlarda olmasa bile, artmış risk yönünden dikkatli olmakta yarar vardır. Hatta bu mevsimde hastaların dikkatleri daha bozuk olur. Aynı zamanda hem kendisine hem çevresindeki kişilere zarar verme gibi davranışları gösterme riski taşırlar.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong>Bipolar Hastalığı Kimlerde Görülür?</strong></h4>



<p>Her yaşta görülebilmekle birlikte en sık 20&#8217;li yaşların başında başlar. Genellikle 15-30 yaş arasında görülür ve sıklıkla yaşam boyunca sürer. Her 100 kişiden 1-2&#8217;sinde görülür.&nbsp;Kadın veya erkek arasında görülme sıklığı açısından fark yoktur. Çocuklarda ve 65 yaş üstünde nadiren yeni teşhis edilmiş mani görülebilmektedir.</p>



<p><strong>Hastaneye Yatış Gerekli mi?</strong></p>



<p>Bipolar Bozuklukta manik ya da depresif atak döneminde belirtilerin şiddetli olduğu durumda, &nbsp;riskli davranışlarının arttığı durumlarda, intihar düşüncesinin girişimle sonuçlanmaması durumunda ya da saldırgan davranışlarının&nbsp;yatıştırılması amacıyla hastaneye yatırılması gerekebilir.</p>



<p><strong>Bipolar Bozukluk Tedavisi Nelerdir?</strong></p>



<p>İki uçlu bozukluğun belli bir tedavisi yoktur, her hastaya göre doktoruyla ortaklaşa olarak bir tedavi programı hazırlanmalıdır. Bu tedavi programında ilaç tedavisi yanı sıra yaşamın düzene sokulması, kötü beslenme ve alkol – madde kullanım alışkanlıklarından uzaklaşma, pozitif düşünme ve davranma becerilerini geliştirme, stresle başa çıkma stratejilerini öğrenme, hastalığın seyri konusunda ayrıntılı bilgiye sahip olma bulunmaktadır.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;Bipolar tanısı alan bireylerde farmakolojik <a href="https://www.gulayoguz.com/" class="rank-math-link">tedavi &nbsp;</a>atak dönemleri ile baş edebilmesinde öncelikli öneme sahiptir. Duygudurum düzenleyici ilaçlar, antidepresanlar, antipsikotil ilaçlar tedavide rol oynar. Akut tedavi ve koruyucu tedavi şeklinde tedavi planlanır. Akut tedavi o anki atağı hızlıca tedavi etmeye yönelik tedavidir. Koruyucu tedavi de bu hastalığın tekrarlayabilen doğasına yönelik kişiyi tekrar bir atak geçirmekten koruyan tedavidir. İlaçla tedavinin yanı sıra kişilerarası ve sosyal ritim terapisi, bilişsel davranışçı terapi psikolojik müdahaleler ayrıca psikoeğitimde önem arz eder.</p>



<p><strong>Hastaya destek için ailenin bilmesi gerekenler nelerdir?</strong></p>



<p>Aile ve yakınlarının unutmaması gereken tek şey bu bozukluk kişinin elinde olmayan tıbbi bir hastalıktır.&nbsp;Hastalığı öğrenip bilerek yakınınıza yardımcı olmaya çalışılmalıdır. Bu hastalık düzenli tedavi ve takiple tedavisi sürdürülmesi gereken uzun soluklu bir hastalıktır. Bu dönemde hastanın yaptığı davranışlar, söylediği sözleri kişiselleştirilmemeli, tepki vererek çatışmaya girilmemelidir. Hasta ilaç kullanmadığı zamanlarda doktoru ile iletişime geçmelidir. Bipolar bozukluk tedavisi olan bir hastalıktır. Ancak uzun bir tedavi süreci olduğunu bilmek önemlidir.</p>



<h4 class="wp-block-heading"><strong><a href="https://www.instagram.com/bi.evren.psikoloji/" class="rank-math-link" target="_blank" rel="noopener">Psikolog Ecrin Gül Başar</a></strong></h4>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/bipolarbozukluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU (SOSYAL FOBİ) VE KDT</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/sosyal-anksiyete-bozuklugu-sosyal-fobi-ve-kdt/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/sosyal-anksiyete-bozuklugu-sosyal-fobi-ve-kdt/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2020 11:07:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=1811</guid>

					<description><![CDATA[SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU (SOSYAL FOBİ) VE KDT Kişinin başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu bir ya da birden çok toplumsal durumda belirgin korku ya&#160; da kaygı duyması ve bu ortamlardan kaçınması ile seyreden bir hastalıktır. Genellikle 11-15 yaşları arsında başlar kadın erkek oranı2/1 dir.Sosyal fobinin belirtilerini fiziksel, zihinsel ve davranışsal belirtiler olmak üzere üç kategoride inceleyebiliriz. a)Fiziksel (Fizyolojik) &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>SOSYAL ANKSİYETE BOZUKLUĞU (SOSYAL FOBİ) VE KDT</strong></p>



<p>Kişinin başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu bir ya da birden çok toplumsal durumda belirgin korku ya&nbsp; da kaygı duyması ve bu ortamlardan kaçınması ile seyreden bir hastalıktır. Genellikle 11-15 yaşları arsında başlar kadın erkek oranı2/1 dir.Sosyal fobinin belirtilerini fiziksel, zihinsel ve davranışsal belirtiler olmak üzere üç kategoride inceleyebiliriz.</p>



<p>a)Fiziksel (Fizyolojik) belirtiler:</p>



<p>* Yüz kızarması</p>



<p>* Terleme</p>



<p>*Ağız kuruması</p>



<p>* Kalp çarpıntısı</p>



<p>*Nefes kesilmesi ve nefes darlığı</p>



<p>*Titreme</p>



<p>b)Zihinsel&nbsp; Belirtiler:</p>



<p>*Çirkinim, yetersizim ve beğenilmiyorum gibi düşünceler.</p>



<p>*Sevilmediğini ve güçsüz olduğunu ifade eden düşünceler</p>



<p>*Mükemmel olmalıyımhata yapmamalıyım.</p>



<p>*Kaygılı olduğumu belli etmemeliyim</p>



<p>*Rahat davranmalıyım</p>



<p>*Herkes beni beğenmeli.</p>



<p>c)Davranışsal Belirtiler:</p>



<p>*Korkulan ortama girmeme ve ortamı terk etme</p>



<p>*İlgisiz şeyler düşünme</p>



<p>*Hayallere dalma</p>



<p>*Konuyu değiştirme</p>



<p>*Alkol kullanma</p>



<p><strong>KDT</strong></p>



<p><strong>Bilişsel modele göre</strong>; sosyal fobiklerin sosyal ortamlara ve kendilerine ilişkin geliştirdikleri güvensizliğin altında bir dizi sayıltı (ara inanç) vardır. Bu sayıtlılar sosyal fobiklerde bulunan aşırı yüksek standartlar ve mükemmeliyetçilik beklentileriyle ilişkilidir. Örneğin sosyal fobik birey “Hatasız, etkileyici ve pürüzsüz konuşmalıyım”, “Etkileyici görünmeliyim” “kendime güvenimi göstermeliyim” şeklinde düşünebilir. Bu düşünceler sosyal etkileşim ortamının güvensiz algılanmasına yol açar. Örneğin sosyal fobik birey konuşurken takılırsa kendisini aptal olarak değerlendirebilir ve gerginliğinin diğerleri tarafından fark edildiğini düşünebilir. Bu tür otomatik düşüncelerin temelinde ise “eğer uygun olmayacak şekilde bir davranışta bulursam, insanlar benim aptal olduğumu düşünür ve benimle alay ederler” gibi koşullu inançlar yatar. Daha derinlerde ise “ben aptalım” “değersizim” “yetersizim” “sıkıcıyım” gibi koşulsuz inançların yattığı görülmektedir (Clark ve Wells, 1995). Bilişsel yaklaşım sosyal fobisi olan bireylerin olumsuz otomatik düşünceleri ve inançları üzerinde odaklaşır. Çünkü sosyal ortamlarda bireylerin kaygılanmasına yol açan, bireylerin kendi davranışları ve bu davranışların diğer insanlar tarafından olumsuz değerlendirilebileceğine dair inançları, yorumları ve tahminleridir. Bu nedenle de sosyal fobi tedavisinde bilişsel süreçleri kapsayan ve farklı teknikleri barındıran tedavi programlarından yararlanılmaktadır. Bu amaçla bilişsel yaklaşım odaklı tedavi programlarının temel amacı; bahsedilen olumsuz otomatik düşünce ve inançların danışanla birlikte ele alınarak, daha gerçekçi ve uyumlu düşüncelerle yer değiştirilmesidir.</p>



<p>Bilişsel modele göre sosyal fobide fonksiyonel olmayan inançların korunmasında çeşitli faktörler rol oynar. Bunlar;</p>



<p><strong>1-Dikkatte kayma</strong>, Hastaların dikkatleri dış uyaranlardan çok iç uyaranlara kayar</p>



<p><strong>2-Sosyal etkileşimden kaçınma</strong>; Bu şekilde olumsuz inancını test etme şansı olmaz.</p>



<p><strong>3-Güvence davranışları</strong>; Telefonla oynamak, su içmek yine olumsuz inancını test etmemiş olur.</p>



<p><strong>4-Kendini gerçekleştiren kehanet</strong>; Kişi kaçınma amaçlı uzak durduğundan soğuk biri olarak tanımlanabilir.</p>



<p><strong>5-Şematik işlemleme</strong>&nbsp;; &nbsp;&nbsp;Olumsuz bildirimlere odaklanır, olumlu bildirimleri anlamaz veya unutur. Yargısız olan geri bildirimleri olumsuz algılar.</p>



<p>Sosyal fobi tedavisinde yaygın olarak yararlanılan bilişsel teknikler şu şekilde sıralanabilir: “odyo ve video geribildirimleri”, “gevşeme egzersizleri” ve “kognitif yeniden yapılandırma tekniği”.<br><br><strong>Video ve Odyo Geri Bildirimleri</strong>: Temel amacı danışana kanıta dayalı geribildirim vermek olan bu teknik iki temel nokta üzerine kuruludur. Birincisi; bireylerin bedenlerinden gelen bilgiyi (titreme, kalp çarpıntısı, kızarma vb) kullanarak, diğer insanlar tarafından nasıl göründükleri hakkında çıkarımda bulunmalarıdır. İkincisi ise; gerçekten nasıl göründükleri hakkında gerçekçi bilgi edinmeleridir. Bu amaçla danışandan izin alınarak terapi seansları ses ya da görüntülü olarak kayda alınır ve sonrasında danışana izletilir. Çoğu zaman danışanların kendilerinde algıladıkları kaygı gerçekte yansıttıklarından daha fazladır. Bu nedenle kayıtlar izletilmeden önce, danışanın nasıl göründüğü ile ilgili bir tahminde bulunması istenir ve daha sonra kayıtlar izletilir.Hasta kayıtları izlerken kaygı belirtilerinin düşündüğü kadar dışardan görülmediğini fark eder.<br><br><strong>Gevşeme Eğitimi</strong>: Bilişsel davranışçı tekniklerde destekleyici olarak gevşeme egzersizlerinden yararlanılabilmektedir. Bu eğitimde sosyal fobikler kaslarını dinlenme halindeyken, hareket halindeyken ve özellikle de kaygıyı şiddetlendirici durumlarda (örneğin alıştırma sırasında) nasıl gevşeteceklerini öğrenirler. Fakat aksiyetenin yüz kızarması&nbsp; ya da terleme gibi belirtilerinin fark edilmesinden kaygılanan hastalarda gevşeme dikkatli kullanılmalıdır. Çünkü kaygı döngüsünü kırmak yerine güvence davranışı olarak kullanılabilir.<br><br><strong>Kognitif (Bilişsel) Yeniden Yapılandırma Tekniği</strong>: Bu tekniğin temel amacı; danışanın bilişsel süreçleri üzerine odaklaşarak, kaygı belirtilerinin oluşumuna ve devamına olanak sağlayan temel varsayımlar, otomatik düşünceler, şemalar ve inançların danışan tarafından fark edilmesini sağlamaktır. Bu doğrultuda kişinin şemalarını destekleyici ve onlarla ters düşen kanıtları düşünmesi istenir. Amaç, danışanın gerek kendisi, gerekse çevresi hakkındaki yanlış-olumsuz görüş ve yorumlarını görebilmesidir. Kanıta dayalı bu gözden geçirme süreci içerisinde çeşitli tekniklerden yararlanılarak danışanın şemalarını fark ederek yeniden yapılandırması amaçlanır. Bilişsel yeniden yapılandırma stratejilerinden yaygın olarak başvurulanlar arasında “Duygu ve Düşünceleri İzleme”, “Kanıt sorgulama”, “Seçenekleri Sorgulama”, “Yeniden Düzenleme” ve “Düşünceyi Durdurma” gelmektedir<br><br><strong>Davranışçı Terapi:</strong>&nbsp;Davranış tedavilerindeki temel amaç, öğrenilmiş olan işlevsiz alışkanlıkların, yine öğrenme ilkelerinden yararlanılarak ortadan kaldırılması veya bu davranışların uyumlu davranışlarla yer değiştirmesidir. Bu yaklaşıma göre sosyal fobi tedavisinde, iki temel basamak vardır. Bunlardan ilki, sosyal fobik bireylerde kaygıyı tetikleyen ya da şiddetlendiren abartılı uyumsuz davranışları (örneğin, kaçma-kaçınma) azaltmak, ikincisi ise yeterliliği az olan davranışları artırmaktır (örneğin sosyal etkileşime girme, göz teması kurma vb). Bu amaç doğrultusunda sosyal fobi tedavisinde yaygın olarak kullanılan davranışçı tekniklerin başında alıştırma (exposure) tedavisi, tepki önleme (response prevention) ve sosyal beceri eğitimi (social skills training) gelmektedir</p>



<p><br><strong>Alıştırma (Exposure</strong>): Hastaların sosyal fobi belirtilerine karşı duyarsızlaştırılması temel amaçtır. Bu amaç doğrultusunda terapist eşliğinde danışanın kaçma ve kaçınma davranışları gösterdiği ortamların bir listesi çıkarılarak, danışanın kaldırabileceği ölçüde kolaydan zora bu ortamlara girmesi sağlanır. Burada önemli olan danışanın kaçınma davranışı sergilediği ortama girdiğinde 60 ile 90 dakika o ortamda bulunmasıdır. Bu süre kişinin anksiyetesinin azaldığını görmesi için gereklidir. Aksi taktirde birey, sosyal anksiyete belirtilerinin arttığını görmekle birlikte zaman içinde belirtilerde düşme olduğunu göremeyecek, ve bilişsel süreçlerinde yatan olumsuz otomatik düşünce ve inançları destekleyici çıkarımlarda bulunacaktır.</p>



<p><strong>Tepki önleme tekniği</strong>nde ise alıştırma tedavisinin ardından bireyin yaşadığı sıkıntıyı gidermek ve tekrar güvenliği sağlamak amacıyla fazla ve sık yaptığı davranışların söndürülmesi amaçlanır. Örneğin kalabalık bir ortamda kendisine kahve almaktan kaçınan birey kahve aldıktan hemen sonra elinin titremesini saklamak için elinde bulundurduğu bir nesneyi (örneğin bir kitap) elini saklamak için kullanabilir. Böyle bir durum karşısında kullanılabilecek tepki önleme tekniği; elini saklamak amacıyla yaptığı davranışı yapmaması, geciktirmesi ya da sıklığını azaltması olabilir. Başlangıçta birey bu tepkiyi geciktirdiğinde alıştırma sonrasında yaşadığı sıkıntısı artacaktır. Ancak ardından alışmanın gerçekleşmesiyle birlikte sıkıntısı düşecektir. Böylelikle birey elini saklama davranışını sergilemeden de sıkıntısının geçebileceğini öğrenmiş olacaktır.<br><br><strong>Sosyal Beceri Eğitimi:</strong><br>Sosyal beceri eğitiminde temel amaç; bireylerin kendilerini tehdit altında hissettikleri sosyal ortamlarda sergiledikleri kaçınma ve güvenlik önlemi alma davranışlarının en az düzeye indirgenmesidir. Bu amaç doğrultusunda kendini ifade etme, göz kontağı kurma, girişken olma, kendine güven duyma ve çelişkilerden bahsetme gibi tekniklerden yararlanılmaktadır</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/sosyal-anksiyete-bozuklugu-sosyal-fobi-ve-kdt/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OBEZİTE VE KOGNİTİF DAVRANIŞÇI TERAPİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/obezite-ve-kognitif-davranisci-terapi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/obezite-ve-kognitif-davranisci-terapi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2020 11:01:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=1806</guid>

					<description><![CDATA[OBEZİTE VE KOGNİTİF DAVRANIŞÇI TERAPİ

]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Obezite günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır. Obezite genel olarak bedenin yağ kütlesinin yağsız kütleye oranının aşırı artması sonucu boy uzunluğuna göre vücut ağırlığının arzu edilen düzeyin üstüne çıkmasıdır. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18&#8217;i, kadınlarda ise %20-25&#8217;ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30&#8217;un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır.</p>



<p><strong>Obeziteli bireylerin ortak özellikleri;</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li>Dürtüsellik</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Düşük öz değerlilik,</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Vücut şeklinden hoşnut olmama,</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>Mükemmeliyetçi tutum</li></ul>



<ul class="wp-block-list"><li>&nbsp;Disinhibisyon ( davranışlarını kontrol edememe&nbsp;&nbsp;&nbsp; )</li></ul>



<p>Obezitenin davranış değişikliği tedavisi; obeziteye neden olan yemek yeme ve fiziksel aktivite ile ilgili istenmeyen davranışları, istenen davranışlarla değiştirmek veya istenmeyen davranışları azaltmak ayrıca istenen davranışları pekiştirerek &#8220;yaşam tarzı&#8221; haline gelmesini sağlamak amacıyla uygulanan tedavi şeklidir. Davranış değişikliği tedavisinde amaç; yaşam boyu sürecek davranış değişikliğini oluşturmak ve böylece ağırlık kaybının korunmasını sağlamaktır.<br><br>&nbsp;</p>



<p>Davranış teorisine göre, yeme davranışı gıdaların hedonik (haz ve­rici) özellikleri ve açlık hissini azaltmaları ile pekişir ve güçlenir. Faz­la yemenin yol açacağı negatif sonuç, yani kilo alımı geç ortaya çıkacağı için tat ve tokluğun yol açtığı erken pozitif pekiştirmenin yanında etkisi daha hafif kalmaktadır. Egzersiz; kısa dönemde özellikle de obez kişiler için yorgunluk, rahatsızlık ve zorlamaya neden olarak itici gelmekte, ancak uzun dönemde zindelik, kilo kaybı ve daha iyi bir sağlık durumuna yol açmaktadır. Bu nedenle, egzersiz ile sağlanan aktivite artışı o anda olumsuz görünmekte fakat oldukça geç dönemde olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenlerle pekiştirme ve güçlendirme gibi temel motivasyon prensipleri yemeyi arttırırken aktiviteyi azaltmakta ve yavaş yavaş kilo alınması sonucu zamanla kronik obeziteye neden olmaktadır.Bu davranışların çeşitli çevresel ve biyolojik uyaranlarla güçlendiği düşünülmektedir. Televizyon seyrederken atıştırmak ve işten son­ra egzersiz yerine istirahat etmek örnek olarak verilebilir. Davranış tedavisinde amaç bu alışkanlıkları sistematik bir yaşam tarzı değişimi ile sürdürmektir.</p>



<p><strong>Davranış Tedavisinin Uygulanma Şekli</strong></p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Obezite için davranış tedavisi genellikle bir terapistin yönetiminde, 10-12 kişiden oluşan gruplarla, haftada 1-2 saatlik oturumlar halinde 12-20 hafta boyunca uygulanır. Çoğu programda arada destek toplantıları da yapılmaktadır.</p>



<p><strong>Davranış Tedavisinin 8 bileşeni</strong></p>



<p>1) Self-monitörizasyon<br>2) Uyarı kontrolü<br>3) Yemenin kontrolü<br>4) Pekiştirme ve güçlendirme<br>5) Bilişsel yeniden yapılanma<br>6) Beslenme Eğitimi<br>7) Fizik aktivite<br>8) Davranış kontratları</p>



<p><strong>1) Self Monitörizasyon:</strong></p>



<p>Kendi kendini gözlemleme yönteminin esası; o anki yemek yeme ve egzersizle ilgili davranışları n kaydedilmesidir. Ana ve ara öğünleri,&nbsp; açlık derecesi, yemek yenilen yerleri ve zamanı, kimlerle yendiği, yemek sırasındaki aktiviteleri, yenilen besinlerin miktar ve çeşidini, yemek yenildiğinde hissedilenleri; aynı zamanda fiziksel aktivitenin türü, süresi ve aktivite yapıldıktan sonra hissedilenleri içeren bir &#8220;günlük&#8221; (kayıt formu) tutulmalıdır. Bu şekilde kişinin obeziteye neden olan ve değiştirilmesi gereken hatalı davranışlarının farkına varması sağlanmış olur. Kayıt tutma yöntemi, hem değerlendirme hem de tedavi aşamasında başvurulan bir yoldur. Bu yöntem değerlendirmenin ve değişimin temelini oluşturur. Bireyin sorununu formüle etmeyi kolaylaştırır.</p>



<p><strong>2) Uyarı Kontrolü</strong></p>



<p>Yemekten önce gelen uyarının kontrol edilmesi, hatalı yeme davranışlarını düzeltmede büyük kolaylık sağlar. Sonuçta bu yolla kişilerin yemek yeme ile ilgili dış uyaranlara maruz kalmalarını önlemek veya azaltmak, uygun yemek yeme davranışı için uyaranları arttırmak amacıyla çeşitli yol ve yöntemler uygulanır</p>



<p><strong>3) Yeme davranışının kontrolü:</strong></p>



<p>Yeme davranışının kontrolünün amacı yeme davranışının hızını ve sıklığını azaltmaktadır.</p>



<p><strong>4) Pekiştirme ve güçlendirme:</strong>&nbsp;. Olumlu sonuçları doğuran davranışlar pozitif pekiştirme, olumsuz sonuçlardan koruyan davranışlar ise negatif pekiştirmeye yol açarlar. Fazla yeme davranışında gıdanın güzel tadı pozitif pekiştirici faktör iken açlığın giderilmesi negatif pekiştirici bir faktördür. Bu doğal ve içgüdüsel pekiştirmeler ancak olumsuz etkilerinin önlenmesi ile değiştirilebilir. Örneğin öğün atlamayarak veya iştah kesici ilaç kullanılarak açlık hissinin önlenmesi gibi. Bu nedenle pozitif pekiştirme Ödüller üzerine kuruludur.<br>&nbsp;</p>



<p><strong>5) Bilişsel Yeniden Yapılanma:</strong></p>



<p>Obez bireyler kendileri ve kendi bedenleri hakkında olumsuz inançlar taşırlar. Bu olumsuz inançlar zayıflamak için önceki veya şu andaki gösterdikleri çabalara da yönelik olabilir. Kognitif modellerle tedavinin başarı oranını arttırmak için bu inançlar değiştirilmeye çalışılır. Aynada kendini gördüğünde veya aşırı yemek yediğinde, kendini &#8220;her şeyde başarısız biri&#8221; olarak farz eden kişinin aynı zamanda zayıflama çabalarını başarıyla sürdürme olasılığı da çok düşüktür . Burada birinci adım hastanın kendisi ile olan karşıt fikirleri fark etmesinin sağlanması ve ardından bu fikirlere karşı yeni fikirlerin geliştirilmesi ve bunları otomatik olarak kullanılmasına yardımcı olmaktır.</p>



<p><strong>6) Beslenme Eğitimi:</strong>&nbsp;Hastalar beslenme eğitimi verilirken yaşam boyu sürecek bir yeme davranışını öğrenme yöntemi olarak sunulmalıdır. Uzun yıllar ve değişik kimseler tarafından sürekli &#8220;diyet&#8221; adıyla söz edilen kısıtla­malar hastayı bıktırmıştır ve uyumunu güçleştirmektedir. Diyet yerine yeni bir beslenme alışkanlığı kazanmak şeklinde benimsenmesi sağlanmalıdır.</p>



<p><strong>7) Fizik Aktivite:</strong>&nbsp;Fizik aktivite monitörize edildikten sonra bunu attırmak için davranış teknikleri geliştirilir. Önemli olan buna yavaş bir şekilde başlanmasıdır.</p>



<p><strong>8) Davranış Sözleşmesinin Yapılması:</strong></p>



<p>Davranış sözleşmeleri uyarı kontrolü ile pekiştirme yöntemlerinin örtüşmesini sağlamak için yapılır. Davranış sözleşmeleri hasta, terapist ve diğer grup üyelerinin ortak olarak geliştirdikleri yazılı sözleşmelerdir. Tipik bir sözleşme ilerleyen bir davranış değişikliği için bir hedef ve bunun karşılığındaki ödülü net olarak belirler</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/obezite-ve-kognitif-davranisci-terapi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KORONA VİRUS VE PSİKOLOJİK ETKİSİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/korona-virus-ve-psikolojik-etkisi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/korona-virus-ve-psikolojik-etkisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 18:45:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=1710</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Korona Virüs Yeni Koronavirüs (2019-nCoV), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür. Salgın başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h2 class="wp-block-heading"><a href="https://www.psikologsamsun.net//?s=korona" class="rank-math-link" target="_blank" rel="noopener">Yeni Korona Virüs</a></h2>



<p>Yeni Koronavirüs (2019-nCoV), ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür. Salgın başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edilmiştir. Daha sonra insandan insana bulaşarak Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine yayılmıştır.</p>



<p>Salgın hastalıklar, özellikle yeni Koronavirüs gibi tedavisine ilişkin henüz kesin bilginin olmadığı pandemiler, belirsizlik nedeniyle doğal olarak toplumda yaygın korkuya, kaygıya ve endişeye yol açar. Yaşadığımız korku ve stres aslında ilk kez başımıza gelen olağanüstü bir duruma verdiğimiz olağan bir tepkidir.Tehlike durumunda yaşanan korku ve kaygı, panik düzeyine çıkmadıkça, aslında tehlikeden kurtulma yollarını aramamız ve zamanında eyleme geçmemiz için gerekli bir uyarı sistemidir. Bizi savunmasız bırakan yüksek kaygının psikolojik nedeni, dışarıdan gelen bir tehdit karşısında kontrolün elimizde olmadığı duygusu, belirsizlik, yani geleceği öngöremememizdir. Normal koşullarda çoğumuz farkında olmadan kendi davranış ve duygularımızın, hayatımızın, hatta yakın çevremizin yine kendi kontrolümüz altında olduğuna inanır ve böyle hissederek yaşarız.&nbsp;<strong>“Algılanan kontrol”</strong>&nbsp;dediğimiz bu duygu ve beraberinde getirdiği geleceğimizin öngörülebilir olduğuna ilişkin inancımız sayesinde kaygılarımızı dizginler, günlük rutinimizi yürütür, işimize konsantre oluruz. Böylece, gerçekte her daim irili ufaklı risklerle, tehditlerle (örneğin, trafik kazaları) karşılaşma ihtimalimiz olduğu halde, başımıza hiçbir şey gelmeyecekmiş gibi&nbsp;<strong>“kontrol illüzyonu</strong>” altında yaşarız.Küresel Koronavirüs salgını, farkında olmadan güvencesi altında yaşadığımız kontrol duygumuzu ve geleceğin öngörülebilir olduğuna dair inancımızı sarsarak kaygımızı depreştirdi, tahammül sınırlarımızı zorlayan bir belirsizlik yarattı. Bir de işin içine kaygıya yatkınlık, takıntılı olma, mükemmeliyetçilik, belirsizliğe katlanamamak gibi bireysel farklılıklarımız girince, bazılarımız bu kaygıyı neredeyse panik düzeyinde yaşamaya başladı. Semptom göstermeyenlerin taşıyıcı olması ve başkalarına bulaştırma riski de çok büyük bir kaygı kaynağı olmaya başladı.Diğer bir deyişle, kontrol edilemeyen yüksek kaygı, tehlike algısı eşiğini düşürür ve normalde yapmadığımız şeyleri yapmaya başlarız. Yaşadığımız salgında her şeyden şüphelenmemiz, her öksürüğü, hapşırmayı virüse bağlamamız, nötr durumları bile adeta bir felaket gibi yorumlamamız işte bu yüzdendir.Tüm kriz dönemlerinde olduğu gibi pandemilerde de aşağıda ki duygusal tepkiler ortaya çıkar</p>



<p><strong>İNKAR</strong><strong>&nbsp;&nbsp;“</strong><em><strong>’YA BİZE BİR ŞEY OLMAZ!’’</strong></em></p>



<p>Bu yılın ilk iki ayında, hatta bugün bile, oldukça çok sayıda insan, ‘biz nelerin üstesinden geldik’, ‘virüs bize bir şey yapmaz’, ‘o ülkelerde bizim gibi yaşamıyorlar, bu yüzden başlarına bu musibet geldi’ gibi düşünceleri savunmaktadır. Fakat zaman içerisinde diğer ülkelerde artan vaka sayıları ve ölüm haberleri, git gide artan bir sıklıkla karşımıza çıkmaya ve insanları bu konuda düşünür hale getirdi. Bu gelişmelerle birlikte bir kısmımız, inkar evresini yaşamayı tamamlayarak ikinci evre olan öfkeye geçmiş oldu.</p>



<p><strong>ÖFKE&nbsp;</strong><em><strong>‘’X OLDUĞU İÇİN BUGÜN BU HALDEYİZ! Y YAPSAYDIK BÖYLE OLMAZDI!’’</strong></em></p>



<p>Tehlikenin farkına varmasıyla beraber insanlar, kendini koruma içgüdüsüyle doğal olarak savunma mekanizmalarını devreye sokar. Yaşam tarzı, kültürel ve manevi değerleri kendisininkine yakın olan kesimler ‘kendinden’ sayan, uzak olanları ötekileştiren bir tavır benimsemeye başlar. Bu süreçte, yeme alışkanlıklarından gezi hobilerine, dini ritüellerinden kişisel temizlik anlayışlarına kadar her konuda birbirilerini acımasızca eleştirip, uç cephelere dağılır. Salgının daha fazla yayıldığı ülkelerdeki insanlar, bu evreyi atlatarak üçüncü evre olan Pazarlık noktasına bize kıyasla çok daha erken ulaştı bile. Ancak ülkemizde ‘Öfke’ evresindeki vatandaşlarımızın yalnızca bir kısmı, üçüncü evreye (Pazarlık) geçebilmiştir.</p>



<p><strong>PAZARLIK&nbsp;</strong><em><strong>‘’EVE KOLONYA STOKLARSAM BELKİ BUNLARI ATLATIRIM?’’</strong></em></p>



<p>Öfkelenmenin uzun vadede işine yaramadığını, hatta önlem almayı geciktirerek zarara yol açtığının farkına varan insan, hali hazırdaki duruma ayak uydurabilmek için belirli taktikler geliştirmeye başlar. Bir süre öncesine kadar, dış basının haberleri olarak bize sunulan boş market rafı görselleri, artık ülkemizin de bir gerçeği haline geldi. Bugün insanlar, komşusunu elinde poşetlerle görür, dostundan ‘erzak stoklayın’ konulu telefonlar alır halde buldu. Yediğine içtiğine dikkat etmeye, ellerini sürekli yıkamaya, kolonya ve dezenfektan kovalamaya başladı.</p>



<p>Pazarlık evresindeyken, &nbsp;‘giysimi 60 derecede yıkarsam virüs ölür, &nbsp;%70 yerine %90’lık alkolle elimi silersem şansım yükselir, insanlarla tokalaşmazsam bana bulaşmaz’ &nbsp;gibi hesaplar yapılmaya başladı. Bu pazarlıklarda sunulan teklifler büyük ölçüde işe yaramakta. Fakat zaman içinde insan, yalnızca bireysel olarak tedbir almanın bu virüsün yayılmasına bir engel teşkil etmediğini fark etmeye başladı. Kişi her ne kadar tedbiri elden bırakmasa da, maalesef insanlar bu 5 evrenin basamaklarında eş zamanlı hareket etmiyor. İnsan pazarlık evresine olsa da, hala ‘inkar’ evresinde yaşamını sürdüren, ‘bize bir şey olmaz ya’ diyen kişilerle aynı toplumda yaşıyor. Toplum olarak aynı bilinçte olmamak tehlikeyi azaltmanın önüne geçiyor.</p>



<p>Ne zaman ki insan bu gerçekleri fark eder ve her şeyin kötüye gideceği hissine kapılırsa, 4. Evre olan Umutsuzluğa doğru adımını atmış olacaktır.</p>



<p><strong>UMUTSUZLUK&nbsp;</strong><em><strong>‘’BU YOLUN SONU NEREYE VARACAK? HEPİMİZ ÖLECEK MİYİZ?’’</strong></em></p>



<p>İnsanlar, yaşadıkları günün, yolun sonuna olan yakınlığını sorgulamaya başladığı zaman, çeşitli yönlere doğru savrulabilir. Günümüzdeki salgın problemini Umutsuzluk evresi çerçevesinde değerlendiğimizde akla pek çok ihtimal gelebilir. Hayattaki her şeyi boş vermekten, evinin köşesine çekilip her şeyin biteceği günü beklemeye, belki de sevdiği kişilerle vedalaşmaya varacak kadar, pek çok farklı davranış etrafta gözlemlenebilir hale gelir. Bu tür durumlarda standart bir tepki olamayacaktır. Bilakis, bu evredeki her birey, tepkisini tür ve şiddet derecesi yönünden birbirinden farklı şekilde gösterecektir. Belirli bir sürenin sonunda, içinde bulunulan durumun bireye özgü olmadığı, kaygı duyulan salgının herkesin ortak paydası olduğu fark edilecektir. O gün, duruma isyan etme ve umutsuzluğa kapılma ağırlıklı olan Umutsuzluk, yerini son durak olan Kabullenme evresine bırakacaktır.</p>



<p><strong>KABULLENME</strong>&nbsp;<em><strong>‘’BEN ÜZERİME DÜŞENİ YAPAYIM, HER ŞEY OLACAĞINA VARIR..’’</strong></em></p>



<p>Birçok kültürde olduğu gibi bizde de, kabullenme aşamasıyla ilgili birden fazla atasözü ve özdeyiş vardır. İnsan, tarih boyunca salgınlar, savaşlar, kıtlıklar, göçler, doğal afetler ve kazalar yaşadı. Bu tür insani krizleri fiziksel ve ruhsal yönden sağlıklı şekilde atlatmaya başaran her insan, bu 5 evrenin basamakları teker teker geçmiş, en sonunda kabullenme noktasına ulaşmış kişilerdir. Bu da, kişinin kendi etki alanını fark etmesi ve bu etki alanının dışındaki şeyler üzerinde -ne kadar istese de- etki sahip olmadığını anlamasıyla gerçekleşmiştir. ‘Önümü kış tuttum, yaz çıkarsa bahtıma’ diyebilen, üzerine düşeni yapan, elinden geldiği kadar çevresini de bilinçlendirmeye çalışan kişi, yepyeni bir noktaya ulaşacaktır. Bu noktaya vardığında, artık acil servis ve yoğun bakımlarda sabahlayan sağlıkçıları düşünecek, aşı ve ilaç geliştirmeye çalışan bilim insanlarının çabalarını görmeye başlayacak belki manevi değerlerine de sımsıkı sarılır hale gelecektir. Elinden geleni yapmanın ve etkisi olan insanların elinden geleni yaptığının farkındalığıyla bir huzura kavuşacaktır. Bu farkındalıkla beraber gelen huzur, o insanın elinden tutup, onu Umutsuzluk noktasından çekip Kabullenme evresine getirecektir.</p>



<p>Bildiğimiz ve bilmediğimiz birden çok sayıdaki değişken, 5.evreden sonra ne olacağını öngörmemizi zorlaştırmaktadır. Fakat bireysel olarak, yaşadığımız kaygıyı ve bu kaygının seviyesini düşünerek, hangi evrede olduğumuz konusunda fikir sahibi olabiliriz. Bu farkındalık gözümüzün önündeki sisi biraz aralayıp basamağın getireceklerini bize hatırlatabilir, belirsizlikleri biraz da olsa azaltabilir.</p>



<p>Siz hangi evredesiniz?</p>



<p><em>GÜLAY OĞUZ-EKİN DEMİRCİ</em></p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/korona-virus-ve-psikolojik-etkisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 21:33:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=1789</guid>

					<description><![CDATA[Kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, veya&#160;kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır.&#160;Not: Çocuklar bunların yerine dezorganize veya ajite davranışla tepkilerini dışavurabilirler.Travmatik olay &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma, veya&nbsp;kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşamış, böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır.&nbsp;<br>Not: Çocuklar bunların yerine dezorganize veya ajite davranışla tepkilerini dışavurabilirler.<br><br>Travmatik olay sürekli olarak yeniden yaşanır. Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımasanan ve&nbsp;sıkıntı veren anıları vardır; bunların arasında düşlemler, düşünceler ya da algıları sayabiliriz. Olay sık sık, sıkıntı veren bir biçimde rüyada görülür. Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranılır ya da hissedilir. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç veya dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyulur ve yoğun bir fizyolojik tepki gösterilir.</p>



<p>Travmaya eşlik etmiş olan düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınma çabaları; travma ile ilgili anıları uyandıran etkinlikler, yerler ya da kişilerden uzak durma çabaları; travmanın önemli bir yönünü anımsayamama; önemli etkinliklere karşı ilginin ya da bunlara katılımın belirgin olarak azalması; insanlardan uzaklaşma ya da insanlara yabancılaştığı duyguları; duygulanımda kısıtlılık; bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma görülebilir. Bu belirtilerden en az üç tanesinin görülmesi gerekmektedir.</p>



<p>Uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük; irritabilite ya da öfke patlamaları; düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada zorluk çekme; hipervijilans; aşırı irkilme tepkisi gösterme görülebilir. Yukarıdakilerden en az ikisinin bulunması ile belirlenir.</p>



<p><br><br>Aşağıdaki tablo, sıklıkla görülen travmatik olaylara göre Akut Stres Bozukluğu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu tanılarını alabilecek ölçüde travma belirtileri çıkartma oranlarını göstermektedir.&nbsp;<br><br><strong>Akut Stres Bozukluğu (ASB) Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)&nbsp;</strong><br><br>&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>Endüstriyel Kaza</td><td>%6</td><td>İş Kazası</td><td>%6</td></tr><tr><td>Kasırga</td><td>%7</td><td>Kasırga</td><td>%7</td></tr><tr><td>Yanma ve Saldırı</td><td>%13</td><td>Yanma ve Saldırı</td><td>%13</td></tr><tr><td>Motorlu Araç Kazası</td><td>%14</td><td>Motorlu Araç Kazası</td><td>%14</td></tr><tr><td>Şiddet</td><td>%19</td><td>Şiddet İçeren Saldırı</td><td>%19</td></tr><tr><td>Silahla Tarama</td><td>%33</td><td>Silahla Tarama</td><td>%33</td></tr></tbody></table></figure>



<p><br><strong>Tablo 1: Travmatik olaylara göre ASB ve TSSB gösterme oranları</strong><br><br>Her üç kişiden biri, hayatlarının belli bir evresinde, travmatik bir olaya maruz kalır. TSSB bunlardan % 10-15’ini etkilemektedir. Bununla birlikte çoğu kişi TSSB yaşasa bile, bu konuda bir yardım almamıştır.&nbsp;<br><br><strong>(a) Travma Sonrası Stres Tepkileri&nbsp;</strong><br><br>Yaşanan olayın “olağanüstü” olarak algılandığı bir durumda gösterilen stres tepkileri, “anormal bir olaya verilen normal tepkiler” olarak görülür. Hemen ertesinde verilen tepkileri gözönüne alarak ciddi bir psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya kalındığına karar verilmesi yanlıştır. Yaşanan travmatik bir olay sonrası herkes stres tepkileri gösterir; birkaç gün boyunca yaşamak normal ve beklenen bir durumdur. Yapılan araştırmalara göre çoğu vak’ada orta şiddetteki stres tepkileri dahi, herhangi bir müdahale yapılmaksızın 6-16 ay içinde tamamen ortadan kalkabilmektedir.&nbsp;<br><br>Stres yaratan olaylara verilen tepkileri fiziksel, duygusal, bilişsel ve kişilerarası tepkiler olarak dört ana başlıkta toplamak mümkündür:&nbsp;<br><br><strong>1. Fiziksel Tepkiler&nbsp;:&nbsp;</strong>Sözü edilen normal stres tepkileri, vücudumuzda sempatik ve parasempatik sinir sistemine dayalı&nbsp;olarak ortaya çıkar.&nbsp;<br>Sempatik sinir sistemi tehlike algılandığı anda devreye girer. Bedenin tehlikeli durumdan kaçmaya veya tehlikeyle savaşmaya hazırlanması için gerekli değişikliklerin meydana gelmesini sağlar.&nbsp;Bunun bir sonucu olarak, kalp atışlarında ve nefes alıp vermede hızlanma, terleme, sindirim sisteminde hareketlenme, kaslarda gerginlik, yorgunluk, uykuya dalmada güçlükler, vücudun değişik yerlerinde ağrı ve acı, iştahta değişiklikler, mide bulantısı ve cinsel dürtülerde değişiklikler hissedilir. Tehlike ortadan kalktıktan sonra ise parasempatik sinir sistemi devreye girer; sempatik sistemin vücutta ortaya çıkardığı değişikliklerin geri dönüşümünü, beden aktivitelerinin normale dönmesini sağlar.&nbsp;<br><br>Bütün bu değişikler doğal olarak programlanmıştır; normaldir hatta hayatta kalmak için gereklidir. Buna karşın bazı durumlarda, sempatik sinir sistemi o kadar yoğun ve uzun süreli çalışmak durumunda kalır ki parasempatik sinir sisteminin devreye girmesi ve işlemin geri dönüşümü güçleşir. Bu noktada psikolojik travmaya bağlı olarak ortaya çıkan bir takım sorunlar söz konusu olur. Genel Uyum Sendromu (General Adaptation Syndrome) yaklaşımına göre, stres yaratan bir olayla karşılaşıldığında vücut ilk önce dikkatin ve bütün duyuların keskinleştiği alarm durumuna geçer. Daha sonra olayın etkilerini azaltmaya yönelik direnç aşaması ile vücut stres yaratan durumla savaşmaya ya da ondan kaçmaya başlar. Eğer bu aşamada yapılanlar işe yaramazsa, vücutta bir tükenme hali söz konusu olur ve doku yıkımı, hatta ölüm görülebilir. Diğer bir deyişle devam eden yoğun stres karşısında, sıklıkla gözlenen psikolojik tepkilerin yanısıra vücut da zarar görebilir.&nbsp;<br><br><strong>2. Duygusal Tepkiler:&nbsp;</strong>Travmatik bir olay karşısında yoğun stres sonucu ortaya çıkan duygusal tepkiler eğer ilk iki hafta gözleniyorsa normal karşılanmalıdır. Travmatize olmuş kişiler şok, korku, yas, öfke, suçluluk, utanç, çaresizlik, ümitsizlik, duygusal uyuşukluk (sevgi, yakınlık, herhangi bir şeye ya da birine duyulan ilgi, gündelik faaliyetlerimizden aldığımız keyif gibi duyguların hissedilmesinde çekilen güçlük) gibi duyguları yoğun bir şekilde yaşayabilirler. İlk 1-2 haftadan sonra eğer bu duygular varlıklarını ve yoğunluklarını korurlarsa bu, muhtemel bir psikolojik soruna işaret edebilir.&nbsp;<br><br><strong>3. Bilişsel Tepkiler:</strong>&nbsp;Strese verilen bilişsel tepkiler duygusal tepkilerle bağlantılıdır. Verilen bilişsel tepkiler hem olayın kendisi hem de verilen fiziksel ve duygusal tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilirler. Söz konusu tepkiler şaşkınlık, dalgınlık, mekan ve/veya zamana oriyantasyonda güçlük, hafıza problemleri ve kafa karışıklığı olarak özetlenebilir.&nbsp;<br><br><strong>4. Kişilerarası Tepkiler:&nbsp;</strong>Aşırı stres durumlarında evde, okulda ve/veya işteki arkadaşlık, eş ve ebeveynlik ilişkilerinde de ortaya çıkan bir takım belirtilerden sözetmek mümkündür. İlişkilerde gözlenebilen bu değişiklikleri güvensizlik, tedirginlik, artan çatışma eğilimi, içe kapanma, yalnız kalma kendini reddedilmiş ya da terk edilmiş hissetme, uzaklaşma, önyargılı olma eğiliminde artış ve kontrol etme ihtiyacında artış olarak gruplanabilir.&nbsp;<br><br><strong>(b) Travma Sonrası Gelişim&nbsp;</strong><br><br>Travma sonrası gelişim, bazı yazarların yaşanan travmatik olaylardan sonra yaşantıya bağlı ortaya çıkan olumlu özellikleri ifade etmek için kullandığı bir kavramdır. İlk bakışta insana oldukça alışılmadık gelebilmekle birlikte “insan bir felaketten yararlanabilir mi ?’” sorusu da doğaldır.&nbsp;<br><br>Büyük felaketler yaşamış insanların bir kısmı, bir süre sonra, yaşantıları vasıtasıyla kriz durumlarıyla nasıl başa çıkabildiklerini gördüklerini, ne kadar olumsuz ve yaralayıcı olursa olsun, iyileşebildiklerini ve bunun kendilerine güvenlerini arttırdığını anlatmaktadır. Ayrıca bu tür olayların insanların kendi küçük topluluklarını daha yakın ve birbirine destek olabilen bir sosyal yapı haline dönüştürdüğünü, bireylerin hayattaki önceliklerini, hedeflerini ve değerlerini gözden geçirmelerine fırsat tanıdığını, dolayısıyla kişisel gelişimlerine katkıda bulunduğunu düşünenler bulunmaktadır. Görüldüğü gibi “her felaket hayatın iyileşmesi için bir fırsattır” anlayışını destekleyen kişilerde bu anlayış, stres ve travma sonrası iyileşme sürecine yardımcı olmakta, süreci hızlandırmaktadır.&nbsp;<br><br><strong>TSSB Habercisi Ağır Stres Tepkileri&nbsp;</strong><br><br><strong>(a) Ağır Stres Tepkileri&nbsp;</strong><br><br>Her ne kadar felaketlere maruz kalanların çoğu bu yaşantı karşısında hafif düzey stres tepkileri verirlerse de, her üç kişiden biri Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun (TSSB) habercisi olabilecek bir takım daha ağır stres tepkileri verebilmektedir. Söz konusu olan ağır stres tepkileri şunlardır:&nbsp;<br>Disosyasyon : kendini gerçek-dışı ya da bedeninin dışındaymış gibi hissetme; belirli dönemleri hatırlamak istendiğinde kafanın tamamen boş olması ve hiç bir şey hatırlayamama.&nbsp;<br>Hayatı sekteye uğratacak şekilde yeniden-deneyimleme (re-experiencing) : dehşet verici anıları, kabusları yeniden yaşıyormuş gibi hissetme ve duyumsama.&nbsp;<br>Rahatsız eden anılardan kaçınabilmek için normalde yapılmayacak davranışların sergilenmesi : evden dışarı çıkamama, vb.&nbsp;<br>Madde ve alkol kötüye kullanımı ve bağımlılığı&nbsp;<br>Aşırı derecede duygusal uyuşma (emotional numbing) : içi boşmuş gibi duyumsayarak hiçbir duygu hissedilememesi.&nbsp;<br>Aşırı tepkisellik (hyperarousal): panik ataklar, öfke nöbetleri, aşırı gerginlik, aşırı tedirginlik hissedilmesi).&nbsp;<br>Yoğun kaygı : hayatı durduran derecede endişe duymak, aşırı çaresizlik hissi, düşünce veya davranışlardaki takıntılar.&nbsp;<br>Ağır depresyon : umudun, kendilik değerinin, motivasyon ya da hayatın anlamının tamamen yitirilmesi.&nbsp;<br>Psikotik belirtiler : halüsinasyon, delüzyon, tuhaf düşünceler ve imgeler.&nbsp;<br><br><strong>(b) Ağır Stres Tepkilerine Haberci Olabilecek Olayla İlgili Faktörler&nbsp;</strong><br><br>Yapılan araştırmalarla, ağır stres tepkilerinin ve uyum sürecinin uzun süreceğine dair ipucu veren, yaşanan olayla ilgili bir takım risk faktörleri belirlenmiştir. Belirlenen bu risk faktörlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:&nbsp;<br>&#8211; Yaşamı tehdit eden ya da ağır yaralanmaya neden olan bir olayı yaşamak ya da buna şahit olmak.&nbsp;<br>&#8211; Aşırı şiddet nedeniyle ölümlere, yaralanmalara ya da çevresel hasarlara şahit olmak.&nbsp;<br>&#8211; Kişinin evini, değerli eşyalarını, önem verdiği ve kendisi için destek grubu niteliği taşıyan ilişkilerini kaybetmesi.&nbsp;<br>&#8211; Aşırı derecede yorgunluk, uykusuzluk ve aç kalma.&nbsp;<br>&#8211; Tehlikelere uzun süreli maruz kalma ve kayıp yaşama.&nbsp;<br>&#8211; Zehirli maddelere maruz kalmış olma (zehirli gazları soluma, radyoaktif maddelere maruz kalmış olma).&nbsp;<br><br><strong>(c) Tarihçedeki Risk Faktörleri&nbsp;</strong><br><br>Yapılan araştırmalar bireylerin travmatik deneyimden önce yaşamış oldukları bir takım olayların da ağır stres tepkileri göstermelerinde risk faktörleri oluşturabileceğini ortaya çıkartmışlardır. Bunun nedeni, halihazırda yaşanan travmatik olayın geçmişte yaşanmış olan olayların anılarını ve daha sonra neden oldukları tepkileri yeniden alevlendirmeleridir. Tarihçede belirlenen risk faktörleri şunlardır:&nbsp;<br>&#8211; Başka travmalara maruz kalmış olma (büyük kazalar, taciz, savaş, kurtarma çalışmalarına katılmış olma, vb.).&nbsp;<br>&#8211; Kronik tıbbi rahatsızlıklar ya da kronik psikolojik bozukluklara sahip olma.&nbsp;<br>&#8211; Kronikleşmiş yoksulluk, evsizlik, işsizlik durumlarında yaşamak ya da ayrımcılığa maruz kalmış olmak.&nbsp;<br>&#8211; Önemli ve zorlayıcı yaşam olaylarına maruz kalmış olmak (birden bire tek başına çocuk yetiştirme durumunda kalmış olmak, vb.).&nbsp;<br><br><strong>(d) Stres Etkilerini Azaltmak ve Uyumu Arttırmak&nbsp;</strong><br><br>Araştırmalar felaketlerden sonra stres tepkilerini azaltmak için yapılabilecekler konusuna odaklanmaya başladı. Konuyla yapılan gözlemleri temel alarak, felaket sonrasında stres tepkilerini azaltma ve felaket sonrası uyumu arttırma yönünde faydalı olabileceği düşünülen önlemler önerilebilir:&nbsp;<br><br>Korunma: Güvende olabileceğiniz, gıda ve içecek bulunan, sessizce oturup rahatlayabileceğiniz temiz bir yer bulup kısa bir süre uyuyun.&nbsp;<br>Yönlendirme: Kişisel ve aile üyeleriyle ilgili önceliklerinizi belirleyip bunlar üzerinde çalışmaya başlayın. Böyle durumlarda ortaya çıkması muhtemel olan ümit, amaç ve özgüven yitimi engellenebilsin.&nbsp;<br><br>Bağlantı Kurma: Kendi deneyiminizi anlatabilmek ve onların deneyimlerini dinleyebilmek için aile üyeleri, arkadaşlar ve psikolojik danışmanlarla bağlantı kurun. Böylece+ yaşanan felaketin yarattığı stresin yavaş yavaş yatışması mümkün olabilir.&nbsp;<br>Arama ve Seçme: İhtiyaçlarınızı karşılayabilecek kurumları biran önce araştırmaya başlayın ve içlerinden ihtiyaçlarınızı en uygun koşullarda karşılayabilecek&nbsp;<br>olanları seçin.&nbsp;<br><br><strong>Uyum Süreci Olarak Ortaya Çıkan Travma Sonrası Belirtiler&nbsp;</strong><br><br>Travmaya yol açan olay ortadan kalktığı halde, olaya verilen tepkilerin ortadan kalkmaması, travma kurbanlarının en önemli sorunudur. Yeniden-deneyimleme (re-experiencing) da denilen süreç, travma etkilerine bağlı olarak ortaya çıkan birçok belirti ve bozukluğun açıklamasında kritik rol oynamaktadır. Bu süreçte kişinin yaşayabileceği sorunları sıkıntı veren ve istenmediği halde zorla akıldan geçen anılar ve görüntüler, kabuslar ya da kişinin başaçıkmakta zorlandığı çok yoğun duygular olarak özetlemek mümkündür.<br><br>Gündelik deneyimlerin bilgilerinin beyin tarafından işlenmesi sırasında sıkıntı verici yaşantılar ortaya çıkmaz; beyin zaten normal hızında çalışırken onları zorlanmadan işleyebilme kapasitesine sahiptir. Dolayısıyla travma sonrasında yaşanan bütün sıkıntılar, ilk başta beynin, travmatik olay nedeniyle normalden çok daha fazla sayıda ve yoğunlukta hücum eden uyarıcıları diğer bütün yaşantılar gibi işlemeye çalışmasının bir sonucu olarak ortaya çıkar; uyuma yönelik bir sürecin yan etkileri olarak değerlendirilebilirler.&nbsp;<br><br>Problem ancak işlenmesi gereken bilgileri zihninden değişik yollarla uzaklaştırdığı ve bu bilgilerin işlenmelerine engel olduğu zaman başlar. Travma deneyimlerinin neden oldukları yoğun ve dayanılmaz duygular nedeniyle, bir savunma mekanizması olarak kişi, değişik yollarla zihninden işlenmesi gereken bilgileri uzaklaştırabilir. Bu durumda, hala işlenmesi gereken malzeme gündemde olur ama bilgi işleme süreci her seferinde yarım kaldığından kişi kendisini aşağıdaki şekilde de görülen bir kısır döngünün içinde buluverir.&nbsp;<br><br><img decoding="async" alt="" height="158" src="http://www.emdr-turkiye.org/Assets/Images/travma1.gif" width="618"><br><br><strong>Uyumsuz Başaçıkma Stratejilerinin Kullanılması&nbsp;</strong><br><br>Özellikle uzun süren travma yaşantılarında (aileiçi cinsel taciz gibi) travma kurbanları, olay sırasında olanlara katlanmak için kullanageldikleri ve kendilerini korumaya yönelik olan başaçıkma stratejilerini, sözkonusu durum ortadan kalktıktan sonra da kullanmaya devam edebilirler. Bu stratejiler (aşırı duyarlılık, disosyasyon, kaçınma ve duygusal uyuşukluk) zamanında gerçekten yardımcı olunmasına karşın, travmatik durum ortadan kalktıktan sonra da kullanılırlarsa kişinin hayatını problem yaratacak ölçüde engellemeye başlarlar.&nbsp;<br>Dolayısıyla travmayla bağlantılı olan bütün “belirtileri” uyum çabaları olarak düşünmek yararlı olabilir. Söz konusu olan belirtiler, travma kurbanlarının kendilerini zorlayan yoğun duygularıyla başaçıkma çabalarını yansıtır. Problem, şimdiki durumlarıyla daha uyumlu olabilecek başaçıkma stratejilerini bilmemeleri; geçmişteki travmatik durumda kullandıkları davranış örüntülerini sürdürmeleridir. Buna bağlı olarak, travma kurbanlarının belirtileri karşısında, sözkonusu davranışın neye hizmet ettiğinin sorgulanması gerekir. Eğer uyumsuz olan davranışların işlevleri anlaşılabilirse, bunların yerine aynı amaca hizmet edecek olan daha uyumlu davranışların yerleştirilmesi mümkün olabilir.&nbsp;<br><br><strong>Travmanın Kalıcı Etkileri&nbsp;</strong><br><br>Psikolojik olarak travmatize olan kişilerin yaşayabilecekleri bütün belirtileri barındıran bir tanı bulunmamaktadır. Buna karşın, travmatize olan kişilerin sahip oldukları birçok tanı bulunabilir. Travmatize olan kişilerde sıklıkla görülen bozukluklar şunlardır:&nbsp;<br><br>&#8211; Madde kötüye kullanımı ve bağımlılığı&nbsp;<br>&#8211; Kişilik bozuklukları (özellikle Sınır Kişilik Bozukluğu [Borderline Personality Disorder]).&nbsp;<br>&#8211; Depresyon&nbsp;<br>&#8211; Kaygı bozuklukları (bu gruba Travma Sonrası Stres Bozukluğu [TSSB] da dahildir)&nbsp;<br>&#8211; Disosyatif bozukluklar&nbsp;<br>&#8211; Yeme bozuklukları&nbsp;<br><br>Bunlar arasında TSSB, psikolojik travma etiyolojisine dayalı tek tanı kategorisidir. Herhangi birinin TSSB tanısı alabilmesi için, tarihçesinde bir travmatik olay bulunması gerekmektedir. Tanıların çoğu açıklama yerine betimlemeye yönelik olduğundan, bağlamdan bağımsız olarak belirti ve davranışlara odaklanırlar; kişinin sözü edilen davranışları neden ve nasıl geliştirmiş olabileceğiyle ilgili bilgi vermezler (travmatik stresle başa çıkabilmek için, vb.). Travma ve bağlantılı belirtilerini ortaya çıkarabilmek için “bu kişinin nesi var?” yerine “bu kişi ne yaşamış?” sorusunu sormak gerekir.&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/yaygin-anksiyete-bozuklugu/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/yaygin-anksiyete-bozuklugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 May 2020 21:31:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=1786</guid>

					<description><![CDATA[Anksiyete (bunaltı)&#160;birçok insanın hayatının bazı dönemlerinde yaşadığı,&#160;yakından tanıdığı, korkuya benzeyen yoğun bir duygudur. Hastalık derecesinde olmayan anksiyete strese karşı oluşan yanıtın önemli bir parçasıdır ve kişiyi bir tehlike anında harekete geçmeye yöneltir ve kişinin hayatta kalmasına yardımcı olur. Aslında normal düzeydeki anksiyete mantıklı, gerekli ve yaşamsaldır. Hastayı doktora getiren ya da anksiyetenin artık bir hastalık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Anksiyete (bunaltı)&nbsp;birçok insanın hayatının bazı dönemlerinde yaşadığı,&nbsp;yakından tanıdığı, korkuya benzeyen yoğun bir duygudur. Hastalık derecesinde olmayan anksiyete strese karşı oluşan yanıtın önemli bir parçasıdır ve kişiyi bir tehlike anında harekete geçmeye yöneltir ve kişinin hayatta kalmasına yardımcı olur. Aslında normal düzeydeki anksiyete mantıklı, gerekli ve yaşamsaldır. Hastayı doktora getiren ya da anksiyetenin artık bir hastalık olmasına, patolojik anksiyete olarak adlandırılmasına neden olan şey ise olağan bir yanıtın ve düzeneğin bozulması, beklenenden daha şiddetli olması, gereğinden daha uzun sürmesi ve kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini bozmuş olmasıdır. Normalin dışına çıkan patolojik düzeydeki anksiyete&nbsp;tehdide göre orantısız ,hem öznel hem de nesnel bedensel bileşenleri olan nahoş ve kişiyi sıkıntıya&nbsp;sokan olumsuz, yoğun bir duyumsamadır.&nbsp;Kişi anksiyeteyi sanki kötü bir haber alacakmış, bir felaket olacakmış gibi nedeni belli olmayan bir sıkıntı, bir endişe duygusu olarak algılar ve tanımlar. Çok hafif tedirginlik, gerginlik duygusundan panik derecesine varan değişik yoğunluklarda olabilir. Ağır derecelerinde kişinin benliği bu ruhsal acı altında ezilir, en güçlü bedensel ağrın bile bu denli rahatsız edici olmadığı söylenir(1).</p>



<p>Anksiyete bozuklukları genel bir terimdir ve içerisinde özgül fobiler, panik bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk,&nbsp;travma sonrası stres bozukluğu ve yaygın anksiyete bozukluğunun olduğu hastalıkları kapsar. Yaygın anksiyete bozukluğu bu gurup hastalıklardan bir tanesidir.</p>



<p>Yaygın anksiyete bozukluğu belli bir nesneye, yere, organa, saplantılı düşünceye yada takıntıya odaklanmamış, yani özgül düşünsel içeriği olmayan yaygın ruhsal ve fizyolojik bunaltı belirtileri ile yaşanan bir bozukluktur. En az 6 ay buyunca hemen her gün ortaya çıkan, birçok olay ve etkinlik hakkında(iş yada okul başarısı gibi) aşırı anksiyete ve üzüntü ile endişe, kolay yorulma, konsantrasyon bozukluğu, irritabilite, kas gerginliği, uyku bozukluğu gibi altı belirtiden en az üçünün bulunması olarak tanımlanmıştır.&nbsp;Yaygın anksiyete bozukluğunda uykusuzluk, yorgunluk, yerinde duramama gibi psikolojik aşırı uyarılma olur, konsantrasyonda azalma, sorunlara gereğinden fazla önem verme ve aşırı endişe belirginleşebilir. Baş etme yöntemleri yetersizleşebilir ve kaçınma, erteleme, sorunları çözmede güçlükler ortaya çıkar.(2)</p>



<p>YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU TANI ÖLÇÜTLER&nbsp;(DSM 4 TR )</p>



<ul class="wp-block-list"><li>En az 6 ay süreyle, hemen her gün, birçok olay ya da etkinlik hakkında (iş başarısı, okul başarısı vs.) aşırı kaygılanma ve kuruntulara (evham) kapılma</li><li>Kişi kendini kuruntulara kapılmaktan alıkoyamama&nbsp;</li><li>Kaygı ve kuruntu, aşağıdaki 6 belirtiden en az üçüne eşlik eder:</li></ul>



<p>1- huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe</p>



<p>2- kolay yorulma</p>



<p>3- düşüncelerini odaklayamama ya da zihnin durmuş gibi olması,</p>



<p>4- irritabilite</p>



<p>5- kas gerginliği</p>



<p>6- uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ve sürdürmekte güçlük çekme, huzursuz ya da dinlendirmeyen uyku)</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Kaygı ve kuruntunun odağı bir eksen I bozukluğunun özellikleri ile sınırlı değildir.</li><li>Kaygı, kuruntu ve fiziksel yakınmalar klinik açıdan belirgin bir strese ya da toplumsal, mesleki alanlarda yada önemli diğer işlevsellik alanlarında bozulmaya neden olur.</li></ul>



<p>Yaygın anksiyete bozukluğunun genel nüfustaki yaşam boyu yaygınlık oranı % 3-6 olarak bildirilmektedir.(3)&nbsp;Temel sağlık hizmetlerine başvuran hastalarda en sık görülen anksiyete bozukluğu yaygın anksiyete bozukluğudur.(4) Kadınlarda erkeklere oranla iki kat sık gözükmektedir. Yaygın anksiyete bozukluğu tipik olarak geç ergenlik ve erken erişkinlikte başlar. İlk belirtilerinin ortaya çıkması genellikle 25 -30 yaşlarında olur. Alevlenme ve iyileşmelerle giden kronik bir seyir gösterir. Bu hastalarda yaygın anksiyete bozukluğu ile birlikte majör depresyon, panik atakları, fobiler ve alkol bağımlılığı ve bazı kişilik bozuklukları bulunabilir.</p>



<p>Yaygın anksiyete bozukluğu hastalarında genel bir huzursuzluk ve tedirginlik hâkimdir. Bu kişiler günlük hayatlarındaki değişimlerde ve insan ilişkilerinde çabuk ve fazlaca kaygılanan,&nbsp;tedirgin ve endişeli kişilerdir.&nbsp;Bazen çabuk kızma,” çabuk irkilme ve bazen de yerinde duramama görülebilir. Hastaların bilişsel yetilerinde belirgin bozukluk yoktur. Fakat fazla ve sürekli olan sıkıntı ve endişeden dolayı dikkatsizlik ve geçici unutkanlıklar görülebilir. Hastaların çoğu sürekli kötü bir şey olacağından yakınır ve korkuya benzer bir duygu hisseder. Uzun süren bu durum hastada çökkünlüğe neden olabilir. Bu psikolojik belirtilere bedensel belirtiler eşlik edebilir. Kalp atışlarının hızlanması, çarpıntı, kan basıncının artması, ağız kuruması, sık idrara çıkma, kaslarda gerginlik, tüylerin diken diken olması, terleme, yüzde kızarma ya da solukluk, nefes almada güçlük görülebilir.</p>



<p>Yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde medikal tedavi(ilaçlı tedavi),&nbsp;psikoterapi ve her ikisi kombine olarak kullanılabilir. Plasebo ile karşılaştırmalı çalışmalarda her iki tedavi yönteminin de etki olduğu gösterilmiştir.</p>



<p>Yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde&nbsp;antidepresan ilaçlar,&nbsp;benzodiazepinler, antiadrenerjik ilaçlar , buspiron&nbsp;ve&nbsp;son zamanlarda kullanıma giren ve&nbsp;antiepileptik bir ilaç olan pregabalin gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Benzodiazepin gurubu ilaçların bağımlılık yapma potansiyelleri ve uyku verici etkilerinden dolayı uzun süreli kullanımı sakıncalıdır. Yaygın anksiyete bozukluğunda birinci seçenek olarak önerilen ilaç gurubu bir antidepresan olan seçici serotonin geri alım inhibitörleridir. Bu ilaçların etkileri yavaş başlar ve uzun süre kullanılmaları gerekir.</p>



<p>Yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde bilişsel davranışçı terapi, destekleyici psikoterapi, çözümleyici psikoterapi ve gevşeme(relaksasyon) teknikleri gibi psikoterapi seçenekleri mevcuttur.</p>



<p>Bilişsel davranışçı terapi yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde kullanılan en etkili psikoterapi çeşididir. Depresyonun da eşlik ettiği yaygın anksiyete bozukluğunda bilişsel davranışçı terapinin ilaç tedavinse üstün olduğu gösterilmştir.(5) Bilişsel davranışçı terapide hastalara hastalıklarıyla ilgili psiko-eğitim verilir ve düşünce hatalarının farkına varmaları için yol gösterilir. Hastalar aslında tehlikeli olmadığı halde korku ve endişe yaratan nesneler, durumlar, düşünceler ve fiziksel duyumlarla bilinçli olarak karşı karşıya getirilir ve korku tepkileri azaltılmaya çalışılır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/yaygin-anksiyete-bozuklugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
