<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uncategorized &#8211; Uzm. Dr. Gülay Oğuz</title>
	<atom:link href="https://www.gulayoguz.com/category/uncategorized/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gulayoguz.com</link>
	<description>PSİKİYATRİST-PSİKOTERAPİST</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Feb 2022 13:59:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>YETİŞKİNLERDE AYRILMA KAYGISI</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/yetiskinlerde-ayrilma-kaygisi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/yetiskinlerde-ayrilma-kaygisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2022 13:43:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2272</guid>

					<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160; Ayrılma kaygısı bozukluğu kişinin gelişim sürecine uygun olmayan, bağlanılan kişiden anne, baba, yakın bir aile ferdi gibi, &#160;ayrılmayı düşününce yoğun stres ve korkuya sebep olan anksiyete bozukluğudur. Ayrılma kaygısı diyebilmemiz için aşağıdaki belirtilerden en az üç tanesinin sürekli veya çoğunlukla kişide var olup olmaması ayrılma kaygısı bozukluğu tanısı konulup konulmaması için etkilidir. Kişi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</strong></p>



<p>Ayrılma kaygısı bozukluğu kişinin gelişim sürecine uygun olmayan, bağlanılan kişiden anne, baba, yakın bir aile ferdi gibi, &nbsp;ayrılmayı düşününce yoğun stres ve korkuya sebep olan anksiyete bozukluğudur. Ayrılma kaygısı diyebilmemiz için aşağıdaki belirtilerden en az üç tanesinin sürekli veya çoğunlukla kişide var olup olmaması ayrılma kaygısı bozukluğu tanısı konulup konulmaması için etkilidir.</p>



<p>Kişi evden veya bağlanılan kişiden ayrılmayı düşündüğünde ya da bunu deneyimlediğinde yoğun ve devamlı stres yaşar.</p>



<p>Kişi bağlandığı kişinin başına gelebilecek hastalık, yaralanma kaza veya ölüm olasılığını sık sık düşünür ve bu konuda çok yoğun kaygı hisseder.</p>



<p>Kendisinin bağlandığı kişiden ayrılmasına sebep olabilecek kaçırılma, hastalanma, kaza geçirme olasılıklarını sık sık düşünür ve bu konuda yoğun endişe hisseder.</p>



<p>Kişi ayrılma korkusundan dolayı evden çıkmayı, okula, işe gitmeyi devamlı olarak reddeder ya da bu konularda oldukça isteksiz davranır. Kişi yalnız kalmak veya bağlandığı kişiden uzakta kalmak konusunda devamlı ve oldukça yoğun bir korku yaşar, bu konularda isteksiz davranır.</p>



<p>Kişi bağlandığı kişiden ayrı uyumayı reddeder veya bu konuda oldukça isteksiz davranır. Ayrılma teması içeren kâbuslar kişide devamlı olarak gözlemlenir. </p>



<p>Kişi bağlandığı kişiden ayrılmak durumunda kaldığı zaman ya da bunu düşündüğü zaman baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi fiziksel semptomlar gösterir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Peki Ayrılık Anksiyetesi Bozukluğu Oluşumuna Sebep Olan Etkenler Nelerdir?</strong></p>



<p>Ayrılık Anksiyetesi tanısının konulabilmesi için çocuklarda veya ergenlerde bu belirtilerin en az 4 hafta boyunca, yetişkinlerde ise 6 ay boyunca görülmesi beklenir.</p>



<p>Genellikle kişinin günlük hayatını ve okul hayatını olumsuz etkiler ayrıca kişinin hayatını olumsuz etkileyecek yoğun stres ve kaygıya sebep olur.</p>



<p>Yetişkinlerde ayrılık kaygısı sadece romantik ilişkiler veya yukarıda verilen belirtilerden ibaret olmayabilir. Kişinin içinde yaşadığı çevre de bu durumdan etkilenmektedir. Bu durumlar kişinin işlevselliğini azaltmakla birlikte, çevresindeki insanlarında işlevselliğini azaltması muhtemeldir.&nbsp; Bu durumdan etkilenen kişiler genellikle gelecek ile kaygılar, çevresine karşı etkin ve boğucu tutumlar, yakın ilişki kurmadan kaçınma gibi belirtilerde gösterebilir. Her yaşta olabilmekle beraber genellikle çocukluk döneminde ve ergenlikte gözlemlenir. &nbsp;Ayrılma kaygısı bozukluğu çocuk dönemine özgü bir bozukluk değildir ve çoğunlukla başlayan ayrılma kaygısı yetişkinlik döneminde de sürdürülebilmektedir. &nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Tedavi Planı</strong></p>



<p>Psikoterapi ayrılma kaygısının tedavisinde kullanılan en etkili yoldur. Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanabilir ve bu tedaviler ayrıca ilaçlarla desteklenebilir. Bireylerin anksiyete bozukluğu konusunda tedavi alması önemlidir çünkü her alanda kaygının ciddi şekilde hissedilmesi, işe ya da günlük yaşama odaklanmayı zorlaştırır. Odaklanma probleminin yanı sıra danışanların kişiler arası ilişkilerde problem yaşadıkları görülmektedir. &nbsp;&nbsp;&nbsp;Uygulanan terapi içeriğinde ise kişide oluşan ayrılığın sonucunda düşünülen yanlış ve işlevsiz düşüncelerin yeniden yapılandırma, duygu ve düşünce arasındaki bağlantıları sağlama, duygu kontrolü gibi teknikler kullanılarak bireyin işlevselliğini geri kazanması hedeflenmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/yetiskinlerde-ayrilma-kaygisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ UYGULAYICI EĞİTİMİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/ozel-ogrenme-guclugu-uygulayici-egitimi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/ozel-ogrenme-guclugu-uygulayici-egitimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2021 09:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğrenme Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2264</guid>

					<description><![CDATA[Program;Öğrenme güçlüğünün tanılanması, ayırıcı tanı, kapsamlı kuramsal bilgiler çerçevesinde vaka örnekleriyle tanı, pekiştirme ve eğitim müdahalelerini içermektedir. Eğitim 32 saat teori ve uygulama ile 1 günlük supervizyondan oluşmaktadır. Kuramsal bilgiler ve tanılama, testlerle değerlendirme, ayırıcı tanı ele alınacak olup öğrenme güçlüğü tedavi yaklaşımları psiko-eğitsel terapi örnekleri ile desteklenecektir. Pratikler vakalar üzerinden yapılarak, 1 günlük süpervizyon &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Program;<br>Öğrenme güçlüğünün tanılanması, ayırıcı tanı, kapsamlı kuramsal bilgiler çerçevesinde vaka örnekleriyle tanı, pekiştirme ve eğitim müdahalelerini içermektedir. Eğitim 32 saat teori ve uygulama ile 1 günlük supervizyondan oluşmaktadır. Kuramsal bilgiler ve tanılama, testlerle değerlendirme, ayırıcı tanı ele alınacak olup öğrenme güçlüğü tedavi yaklaşımları psiko-eğitsel terapi örnekleri ile desteklenecektir. Pratikler vakalar üzerinden yapılarak, 1 günlük süpervizyon ile tamamlanacak ve sonraki zaman dilimlerinde sınırsız süpervizyon imkânı sunulacaktır.<br>🔎I. Modül-7 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Öğrenme Biçimleri<br>Bilgi İşleme Süreci<br>Öğrenme Stratejileri<br>ÖÖG Tanımı<br>ÖÖG Tipleri<br>Ayırıcı Tanı<br>Travmatik Öğrenme Deneyimleri</p>



<p>🔎II.Modül-14 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Değerlendirme<br>Kullanılan Testler ve Envanterler<br>Tarama Envanterleri<br>Görsel Öğrenme Güçlüğü Testi<br>İşitsel Öğrenme Güçlüğü Testi<br>Yazma Öğrenme Güçlüğü Testi<br>Matematik Öğrenme Güçlüğü Testi<br>Öğrenme Güçlüğü Tarama Testi</p>



<p>🔎III.Modül-21 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Öğrenme Güçlüğüne Müdahale Stratejileri<br>Matematik Çalışmaları<br>Okuma Çalışmaları</p>



<p>🔎IV. Modül-28 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Okuma Çalışmaları<br>Yazma Çalışmaları<br>İşitsel Algı Çalışmaları<br>Görsel Algı Çalışmaları</p>



<p>🔎Kimler katılabilir?<br>Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik,Özel Eğitim,Okul Öncesi Öğretmenliği,Çocuk Gelişimi ve Eğitimi,Sınıf Öğretmenliği,Türkçe Öğretmenliği, Matematik Öğretmenliği bölümlerinden mezun olanlar ve ilgili bölümlerin 3. ve 4. sınıf öğrencileri,ilgili bölümlerin yüksek lisans ve doktora öğrenci ve mezunları.<br>Eğitimi ve süpervizyonu tamamlayan katılımcılara SAMSUN ÜNİVERSİTESİ E-devlet onaylı ‘’Uygulayıcı Sertifikası’’ verilecektir. Süpervizyon tarihi katılımcılar ile birlikte belirlenecektir.<br>Eğitim ZOOM Platformu üzerinden gerçekleştirilecektir.<br>Eğitim sonrasında sınırsız süpervizyon!</p>



<p>➡Eğitimciler:<br>Psikiyatrist–Psikoterapist Gülay OĞUZ<br>Uzm. Psikolog-Psikoterapist Saime ÇAĞLI<br>Uzm. Psikolog-Aile Danışmanı Erdoğan BUHURCİ</p>



<p>Bilgi ve Başvuru İçin:<br>📞05308773391<br>📞03624323535</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/ozel-ogrenme-guclugu-uygulayici-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAĞLANMA STİLİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/baglanma-stilinizi-biliyor-musunuz/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/baglanma-stilinizi-biliyor-musunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2021 11:32:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2252</guid>

					<description><![CDATA[Yetişkinliğimizde bağlanma stilimiz, partner seçimimizden, ilişkilerimizin nasıl gittiğine kadar, tüm sosyal ve duygusal ilişki dinamiklerimizi etkiler. İnsan ilişkilerini hepimiz ilk ilişkilerimizden&#160; öğreniriz. Ebeveynlerimiz ya da ilk bakıcılarımızla kendi bağlanma stilimizi anlamak, ilişki problemlerimizin kökenini bulmamıza yardımcı olacaktır. İdeal olarak ebeveynler çocukların güvenliğini ve korunmasını sağlarlar, &#160;çocuklarda gerekli ihtiyaçları karşılandığı için ebeveynlerine güvenmeyi öğrenirler.&#160; Ebeveynler çocukların &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yetişkinliğimizde bağlanma stilimiz, partner seçimimizden, ilişkilerimizin nasıl gittiğine kadar, tüm sosyal ve duygusal ilişki dinamiklerimizi etkiler. İnsan ilişkilerini hepimiz ilk ilişkilerimizden&nbsp; öğreniriz. Ebeveynlerimiz ya da ilk bakıcılarımızla kendi bağlanma stilimizi anlamak, ilişki problemlerimizin kökenini bulmamıza yardımcı olacaktır. İdeal olarak ebeveynler çocukların güvenliğini ve korunmasını sağlarlar, &nbsp;çocuklarda gerekli ihtiyaçları karşılandığı için ebeveynlerine güvenmeyi öğrenirler.&nbsp; Ebeveynler çocukların rahatını sağlarlar,&nbsp; onlar üzüldüğünde,&nbsp; korktuğunda sakinleşmelerine yardımcı olurlar. Bunun sonucunda da çocuklar ebeveynleri ile güvenli bir duygusal temele sahip bağ kurarlar.&nbsp; Sonrasında çocuklar ebeveynlerinin onların güvenliğini sağlayacağını bilerek güven içinde dünyayı keşfederler. Biliyoruz ki insanların birbirlerine ihtiyaçları vardır ve bağlanmak zorundadırlar hayatta kalmamız buna bağlıdır.&nbsp; Yetişkin birer birey olduğunuzda bile başkalarına bağlı olmanız sağlıklıdır. İnsanlar ile sağlıklı ve güvenilir bağlar kurduğumuzda daha mutlu, &nbsp;verimli ve başarılı oluruz.&nbsp; “Her şeyi yalnız yapmak zorunda değiliz, hiçbir zaman yapmak zorunda olmadık.”&nbsp; Brene Brown</p>



<p>Üç parça temel bağlanma stili vardır:&nbsp; Güvenli bağlanma, Kaçıngan bağlanma ve Kaygılı bağlanma stillerini aşağıda göreceksiniz.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Güvenli Bağlanma</strong><strong></strong></p>



<p>Genelde orta nokta civarında tavırları olan, abartısız bir profilden insanlarla yakın ilişkiler kuran,&nbsp; onlara bağlı olmaktan dolayı rahat hisseden, baskın, arkadaş canlısı bireylerdir. Sevgi dolu yakınlıktan korkmayan genellikle ilişkilerinden memnun insanlardır.&nbsp; Şefkat göstermede zorlanmaz, trip atmaz, dram yaratmazlar. Diğer&nbsp; stillerdeki&nbsp; bireylere göre daha arkadaşça, duyarlı, destekleyici, içten, yardımsever, dengeli ve daha az cezalandırıcı bireylerdir. Kendilerini sevilmeye layık bulurlar ve başka kişilerin de genellikle destekleyici olduğuna inanırlar. Güvenli bağlanan yetişkinler bir problemle karşılaştıklarında çevrelerinden yardım alarak bu durumdan kurtulmayı başarabilirler.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Kaygılı Bağlanma</strong><strong></strong></p>



<p>İçten, baskın, vicdanlı, nevrotik, sosyal etkileşimde arkadaş canlısı ve fazla kendini açan bireyler bu başlık altında yer almaktadır. Kaygılı bağlanan bireylerdeki en baskın özellik kendine güven eksikliğidir. Hem reddedilmekten hem terkedilmekten çok korkmaktadırlar. Eşlerine karşı öfke ve kıskançlık besleme eğilimindedirler. Bu kişilerin ebeveynleri ile geçmiş ilişkileri de henüz yerine oturmamıştır. Kaygılı bağlanan bireyler kendi bağlanma gereksinimlerinin karşılanmadığını, ebeveyninin sevgisi ve onayını yeterince kazanmamış olduklarına inanmaktadırlar. Bu kişilerin anne babaları gözlendiğinde gerçekten tepkilerini tahmin etmek kolay değildir. Bazen sevgi dolu ve sıcak iken bazen de reddedici olabilmektedirler. Samimiyete ihtiyaç duyarlar&nbsp; ve gösterilen samimiyet hiçbir zaman yeterli gelmez. Terk edilme korkusu hayatın odak noktasıdır. Hızlı bağlanma elimi vardır ve partneri soğuk davrandığında bir şey yanlış yaptığından endişe duyar. Farklı ruh halinden çok etkilenir, tartışma anında konuşmak yerine tepkisel ve sonradan pişman olacağı davranışlarda bulunur. Partnerinin onu gerçekten sevip sevmediğini veya kendinin sevilecek biri olup olmadığını sık sık sorgular.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Kaçıngan Bağlanma</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Ebeveynleri muhtemelen uzak soğuk ve tepkisizdi bunun sonucunda daha bağımsız ve kendine güvenen değişken insanlara bağlanmak&nbsp; istemeyen biri oldular. Yakın ilişkilerde kaçıngan bağlanma stilindeki bir bireye boğucu hissettirebilir ve bağımsızlığını tehdit edecek gibidir.&nbsp; Kendine ayıracak daha çok zamana ihtiyaç duyarlar. Bağlanmaya karşı koyabilirler. Partnerinin duygusal ihtiyaçlarına karşılık vermekte zorlandığı gibi almakta da zorluk çeker. Tek bir partnerle yakınlık kurmak yine bağlanmanın gerçekleşmedi yüzeysel tek gecelik ilişkiyi tercih eder. Partneri ile ayrı iken özler bir arada iken de kaçma isteği duyar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Bağlanma Stili Neden Önemli?</strong><strong></strong></p>



<p>Bağlama teorisi; anneler ve bebeklerle çalışan John Bowlby’nin çalışmaları ile ortaya çıkmıştır fakat şimdi fark ediyoruz ki bağlanma stili yetişkin romantik ilişkilerimizde de rol oynuyor. Bağlanma biçimimizde kendimiz hakkındaki inançlarımızı bulma umuduyla yeni insanlarla defalarca deneriz. Bu durum sıklıkla aynı ilişki düzenlerine saplanmış hissetmenizin sebebidir. Bağlanma stilinizi anlamak daha tatmin edici ilişkilere sahip olmak için ne yönde değişebileceğinizi anlamanıza yardımcı olur.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>&nbsp;Nasıl Güvenli Bağlanan Biri Olabilirim?&nbsp;</strong></p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Bağlanma biçiminizi fark edin. Kaygılı ve kaçıngan davranışlarınızın farkında olmaya başlamanız ilk adımınız olacaktır.</li><li>&nbsp;Neye ihtiyacınız olduğuna ve ne hissettiğinize dikkat edin.</li><li>&nbsp;İlişkiye dair ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi partnerinize açıkça belirtin.</li><li>&nbsp;Kendinizi hakkında iyi hissettirecek şeyler yapın.</li><li>&nbsp;Güçlü yanlarınızı ve başarılarınızı kabul edin.( bir terapistten destek alın)</li></ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/baglanma-stilinizi-biliyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİM VE UZAKTAN EĞİTİM SÜRECİNDE BİZLERİ NELER BEKLİYOR ?</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/egitim-ve-uzaktan-egitim-surecinde-bizleri-neler-bekliyor/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/egitim-ve-uzaktan-egitim-surecinde-bizleri-neler-bekliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2021 11:26:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[okulauyumsüreci]]></category>
		<category><![CDATA[onlineeğitim]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2243</guid>

					<description><![CDATA[Pandemi süreci, hemen herkes için olduğu gibi öğrenciler için de oldukça büyük değişimlerle karşı karşıya kaldıkları bir dönem. Bu süreç insanların bir araladığının, &#160;yüz yüze, göz göze olan ilişkisinin yaşamımızın ne kadar ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterdi.&#160; Bu durum özellikle okulları bir buçuk yıla yakın bir süre kapalı kalmış çocuklar ve gençlerde daha net görüldü. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pandemi süreci, hemen herkes için olduğu gibi öğrenciler için de oldukça büyük değişimlerle karşı karşıya kaldıkları bir dönem. Bu süreç insanların bir araladığının, &nbsp;yüz yüze, göz göze olan ilişkisinin yaşamımızın ne kadar ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterdi.&nbsp; Bu durum özellikle okulları bir buçuk yıla yakın bir süre kapalı kalmış çocuklar ve gençlerde daha net görüldü. Normalleşme dönemi ile birlikte okulların tekrar açılması ise yüz yüze eğitimde yeni bir sürecin başlangıcı haline geldi. Yüz yüze eğitim, herkes için hem heyecan verici hem de kaygıların arttığı bir süreç haline geldi. Fakat aslında yüz yüze eğitimi herkes için hem psikolojik hem de fiziksel olarak sağlıklı bir biçimde geçirmemiz mümkün. <strong>Okulun insan gelişimindeki eşsiz yerini daha iyi görmüş olmamız toplumumuzun geleceğini, kurduğumuz bu ortama göz bebeğimiz gibi bakmamızı sağlayacak mı?</strong> Bu yaklaşımımız bir yerde çocuklara verdiğimiz değer ile orantılı. Çocukların salgında en düşük riskle okullarda yüz yüze eğitim içinde olmasını sağlamak yerine onları evde tutmaya devam edersek, salgından ne kadar koruyabileceğimiz bir yana ruhsal gelişimleri ile ilgili başka bir salgına da kapıyı açık tutmaya devam etmiş olacağız. Ev ortamının özellikle dezavantajlı toplum kesimlerdeki çok sayıda çocuk için gereken asgari gelişim ortamını sağlayamamış olması, uzaktan eğitimin mevcut haliyle geniş kesimlerin akademik gelişim ihtiyaçlarını bile karşılamaktan uzak kalmış olması ve en önemlisi sosyal gelişimin, &nbsp;çocuğun modern tolumun bir parçası olmayı öğrenmesinin tıkanmış olması gibi zorluklar, değişik nörogelişimsel ya da ruhsal bozuklukları olan çocuklar için sınıflar ötesi katlanarak bir etki göstermektedir.</p>



<p style="font-size:23px"><strong>Nasıl Yardım Sağlanmalı?</strong></p>



<p>Düzenlemelerin güncel bilimsel verilere ve salgının o andaki durumuna göre nasıl yapılacağına her yerel koşula göre farklı karar verilebilmeli. Okullarda çalışanların ve ergenlerin aşılanmış olması, etkin havalandırmanın ve açık hava kullanımının sağlanması, kapalı alanlarda maske kullanımı, mesafelenmeye uygun sınıflar gibi ayrıntısı ilgili uzmanlarca belirlenecek koşullar yerine getirilmelidir. Okulu ve yüz yüze eğitimi öncelik olarak görmeyen birçok anne babanın bu tutumlarının salgına ilişkin yanlış bilgiye dayalı yersiz kaygı ya da umutsuzluk, çaresizlik ve karamsarlık dışındaki kaynaklarını araştırmalıdır. Okullardaki yüz yüze eğitimin en yetersizinin bile sosyal ve duygusal gelişim açısından sağlayabileceklerinin vazgeçilmezliğini gördükleri ölçüde bilime ve sağduyuya daha açık olacaklarını düşünüyorum. Çocukların sosyal ve duygusal gelişimine öncelik vermemiş olmaları önemsemediklerini göstermiyor. Bu önceliği fark ettirmek biz uzamalara da düşüyor. Çocuklar ve gençler için müzik, dans, sanat, kültür, spor ve bilim aktiviteleri sağlayan faaliyetlerin azlığını düşündüğümüzde, uzmanların ortak gözlemi uzaktan eğitimde özellikle dikkat/&nbsp; odaklanma ve motivasyonun erişim olanakları tüm çocuklarda &nbsp;hızla düşmüş ve ailelerin çok önemsediği akademik öğrenmenin de verimsizleşmiş olduğu yönünde. Öğrenmeyi bir alışverişten ziyade bir ilişki olarak tanımlarsak, bu ilişki yüz yüze eğitim koşullarında çok daha iyi sağlanabilmektedir. İlişki olmadan öğrenme olmuyor.&nbsp; Toplumsal kafa karışıklığının sebebi bilimin yetersizliği değil, ancak bilimsel düşüncenin kesinlik iddiası taşımamasının ve yeni verilere göre önerilerinin güncellenmesinin toplum tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlamak görevimiz.</p>



<p style="font-size:23px"><strong>EĞİTİM VE UZAKTAN EĞİTİM</strong></p>



<p>Okula gitmekle salgının hızlanması arasında bir bağlantı var ama bu bağlantı bir sebep sonuç ilişkisi değildir. Salgın hızlandığında diyelim ki bulaşıcılık 3 katına çıkınca okullardaki bulaşmada 3 katına çıkıyor okullar açılmış olduğu için değil okulun toplumda olan bulaşıcılık düzeyini yansıtması sonucu sahici veriler toplanıp okulun artık tutulup tutulmayacağı ya da insanların bir araya gelişini nerede ne kadar kısıtlayacağımız kararını doğru biçimde alabiliriz. &nbsp;Okulların açık olması bir temel ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın gerek bir ihtiyaç olduğunu ev okul olunca daha iyi anladık gerçeklerle yüzleştik ve çocukların yaşadıkları zorlukları daha iyi gördük. Aynı zamanda öğretmenlerin bize söylediği ama kabul etmediğimiz meselelere tanık olduk. Ev hayatının sağlayamadığını başkalarıyla paylaşılmış ve yetişkinlerce düzenlenmiş gelişim ortamını okulda buluyoruz. Okul toplum düzeyinde öğrenmenin ve gelişmenin bilinen en iyi yolu okul aynı zamanda en çok değişim gerektiren toplumsal yapıların başında geliyor eğitim bireylerin sadece bir şeyler öğrendiği değil yaşama hazırlandığı bu yaşama hazırlığı ailelerin tek başına karşılamakta zorlandıkları o nedenle bu yaşama hazırlığın kamu tarafıyla üstlenildiği bir süreçtir. Okullar dersten ibaret değildir okul toplumsal hayata katılmak üzere yetiştirilen küçük insanların ortak bir gündem ve amaçla bir araya gelmesi için bir platformdur.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>ARKADAŞLIK İLİKİLERİNDE ZORLANAN ÇOCUKLARA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ ?</strong></p>



<p><strong>1-SOSYAL BECERİ EKSİKLİĞİ OLAN ÇOCUKLAR</strong></p>



<p>Sosyal beceriler tüm çocuklarda aynı oranda gelişmiş olmayabilir çocuğunuzun arkadaşlarıyla ilişkisini gözlemleyebilir akranlarıyla etkileşim kurmakta zorlandığını düşündüğünüz konularda çocuğunuza rol model olabilirsiniz. Günlük hayatta karşılaşılabileceği sosyal durum senaryoları hakkında beraberce konuşabilirsiniz. Sen olsan ne yapardın?&nbsp; Böyle bir durumda ne yapmak gerekir?&nbsp; Karşı taraf böyle bir durumda ne düşünür?&nbsp; Nasıl hisseder? &nbsp;Soruları üzerinden konuşmak buna bir örnektir.</p>



<p><strong>2-SOSYAL KAYGI YAŞAYAN ÇOCUKLAR</strong></p>



<p>Bazı çocuklar doğuştan sosyal kelebeklerdir bazıları ise onlar için yeni bir durum oluştuğunda duruma ısınmak için daha uzun bir zamana ihtiyaç duyar. &nbsp;Birçok anne ve baba, çocuklarının zaman zaman çok çekingen olduğundan, tanımadığı insanların olduğu ortamlarda hep geri planda kaldığından, hiç veya bir- iki arkadaş edinip diğer insanlarla sohbet etmediklerinden şikâyet ederler. Çocuğunuz sosyal durumlar için biraz tereddütlüyse endişe etmeyin. Her çocuğun girişken olmasını ve grubun lideri olmasını beklemek gerçekçi değildir. Bu yüzden çocuğunuzu zorlamaktan kaçının. Çocuğunuz bir aktiviteye karşı isteksiz davranışlarda bulunuyorsa aktiviteye beraberce katılabileceği bir akranı bulmak veya katılacağı aktivitenin ve gireceği ortamın evde bir provasını yapmak yardımcı olacaktır. &nbsp;Kaçınma davranışından vazgeçen çocuk için artık yeni bir süreç başlar. Ortamda kaygı veren bir durum olmadığını görmesi bu konuda kendine duyduğu güveni arttırır ve kısır döngü halini almış katılaşmış düşüncelerinde de psikolojik esneklik meydana gelir.</p>



<p><strong>3- DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU/ OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU VEYA ASPERGER SENDROMU GİBİ TANI GRUBUNDA YER ALAN ÇOCUKLAR</strong></p>



<p>Bu tanı gruplarında yer alan çocuklar arkadaşlık ilişkilerini kurma ve devam ettirme konusunda en çok sabırsızlık, düşünmeden hareket etme, çabuk karar verme, karşı gelme, katı düşünce yarısı ve esnek olamama gibi sebepleriyle zorluk yaşamaktadırlar. Bu çocuklara topluluk içindeki sosyal kurallar, karşısındakini dinleyebilmenin ve kurallara uyum sağlayabilmenin önemi gibi konuları şefkatli ve anlaşılır bir dille açıklayabilir sosyal durumlara uymakta zorlandığı zamanlarda neler yapabileceği ile ilgili birlikte alternatif çözüm yolları arayabilirsiniz. Karşılaşacağı senaryolar için rol oynama (role- play) egzersizleri uygulayabilirsiniz. Ailede başlayan sosyal duygusal gelişim okul ile devam eder. Okul ortamında arkadaş edinmek akademik başarı kadar önemlidir. Arkadaşlıklar çocukların ufaklarının genişlemesine öz saygılarının artmasına, empati ve problem çözme becerilerinin gelişmesine, sosyal hayata uyum sağlamalarına yardımcı olur. Ancak bazı çocuklar arkadaşlık ilişkileri kurmakta güçlük yaşayabilirler.</p>



<p>Bu durumun başlıca sebepleri;</p>



<p>Sosyal becerilerinin henüz gelişmemiş olması</p>



<p>Karakteristik&nbsp; özellikleri veya sosyal kaygı yaşıyor olması</p>



<p>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Asperger Sendromu veya Otizm Spektrum Bozukluğu gibi tanı gruplarında yer alıyor olması olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/egitim-ve-uzaktan-egitim-surecinde-bizleri-neler-bekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DOĞAL AFETLER ÇOCUKLARA NASIL ANLATILMALI?</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/dogal-afetler-cocuklara-nasil-anlatilmali/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/dogal-afetler-cocuklara-nasil-anlatilmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2021 15:44:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2237</guid>

					<description><![CDATA[Böylesine sıra dışı zamanlarda ebeveynlerim kendi duygu durumlarını fark etmeleri sakinleşebilecekleri, olabildiğince dengeyi ulaşabilecekleri zamanı kendilerini tanımaları çok kıymetlidir. Ebeveynlerin sakinliği çocuklarına sunabilecek etkili yardımlardandır.&#160;Çocuklar özellikle bu süreçte güvenli bir yetişkin ile tutarlı, istikrarlı şefkatle öngörülebilir bir bağ kurma ihtiyacı duyarlar. Çocuklar ile temasta olmak onlara şefkatle dokunmak, karşılıklı bakışmak, birlikte oyun kurmak, onlar için &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Böylesine sıra dışı zamanlarda ebeveynlerim kendi duygu durumlarını fark etmeleri sakinleşebilecekleri, olabildiğince dengeyi ulaşabilecekleri zamanı kendilerini tanımaları çok kıymetlidir. Ebeveynlerin sakinliği çocuklarına sunabilecek etkili yardımlardandır.&nbsp;Çocuklar özellikle bu süreçte güvenli bir yetişkin ile tutarlı, istikrarlı şefkatle öngörülebilir bir bağ kurma ihtiyacı duyarlar. Çocuklar ile temasta olmak onlara şefkatle dokunmak, karşılıklı bakışmak, birlikte oyun kurmak, onlar için orada olmak onları güvende hissettirmek her zaman ama özellikle zorlu yaşamı olaylarının olduğu dönemlerde daha fazla önem taşır.Çocuklar yangından, selden, depremden korkmuş da olabilir, bu sürece dair herhangi bir tepki vermiyor da olabilir. Aynı olayı&nbsp; deneyimliyor olmanıza rağmen farklı reaksiyonlar vermeniz çok normaldir. Bunun nedeni ise farklı mizaç yapılarınızın,&nbsp; olayı nerede nasıl yaşadığınızın ve genetik faktörlerinizin her biri sizi farklı ve özgün kılar. Dolayısıyla çeşitli durumlara eşsiz tepkiler verebiliriz. Bu sebeple ebeveynlerin çocuklarını izlemesi, onlarla uyumlanması, ihtiyaçlarını takip etmesi ve onlara mizaçlara ve ölçülerine uygun şekilde destek vermesi çok kıymetlidir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Durumu Nasıl Anlatmalıyım?</strong><strong></strong></p>



<p>Çocuklarla süreci konuşurken&nbsp; onlara yaşanan olayı tahsil etmek ve duygularını isimlendirmek sürecin anlaşılmasında oldukça yardımcı olmaktadır.&nbsp; Örneğin ülkemizin çeşitli yerlerinde yangınlar var küresel ısınma yoğun sıcaklık gibi durumlar bu yangınları neden oluyor sanırım sen de bu haberleri biz konuşurken duydun ve endişelendin gibi söylemlerde bulunabiliriz. Özellikle&nbsp;bilimsel kaynaklar ile harmanlanmış hikayelerden faydalanabiliriz.&nbsp; Önce pozitif kaynakları anlatarak seze başlamak daha yardımcı olmaktadır. Sarsıcı bir bilgi öğrendiğimizde bunu anlamak,&nbsp; sindirmek ve üstesinden gelmek için dayanakları ihtiyaç duyarız. Dünya diye bir gezegende yaşıyoruz gezegenimizin içinde yemyeşil ormanlar, masmavi denizde rengârenk bitkiler var. Dünyada milyonlarca canlı yaşıyor ve burada çocukların oynayabilecekleri parklar, görebilecekleri yerler, meyvelerini yiyebilecekleri ağaçlar var. Evren milyonlarca yıldır var ve içinde bir tür değişimler oluyor gibi örnekler vererek çocuklara bu durumu anlatmak onların olayları sindirmesine ve üstesinden gelmek için en sağlıklı yöntemdir. Örneğin; Gece gündüz oluyor, gündüz gece, tırtıllar kelebek oluyor, mevsimler değişiyor, ilkbahar yaz sonbahar kış, bebekler doğuyor büyüyor, çocuklar oluyor sonra yetişkin oluyorlar bir sürü şey değişiyor. Bazı zamanlarda ise çeşitli doğa olayları da oluyor dünyamızda (yağmurlar yağıyor, güneş açıyor, kar yağıyor rüzgar esiyor.&nbsp; Bu aralar ise duyduğun gibi yangın oluyor, çeşitli bölgelerde sel ve deprem oldu. Bu durum bizleri biraz şaşırtabilir ve korkutabilir bazen ise karışık duygular hissetmemize neden olabilir.&nbsp; Bu olayları güvende sağlayarak kontrol altına almaya çalışan &nbsp;bir sürü insan var. Bilim insanları devlet görevlileri, doktorlar, ailemiz. Herkes güvende olmamız için elinden gelenin en iyisini yapıyor. Biz güvendeyiz ve güvende olmak için de pek çok önlem alıyoruz gibi açıklamalarda bulunabiliriz. Ailece bu olayların nasıl daha az olması adına neler yapılabileceği değerlendirilmelidir. Bu konuda konuşulmalı ve çocukların düşünceleri değerlendirilmelidir. Acil bir durumda ne yapılabileceği üzerine sohbetler etmek, alınan tedbirleri anlatmak, çocuklara güven ve kontrol duygusu sağlar. Fakat bu açıklamaları yaparken çocuğu bilgiye boğmamak, &nbsp;henüz hazır olmadığı içeriklerle çocuğu ve sinir sistemini yormamak oldukça önemlidir. Çocukların yanlarında korkutucu ve yaşlarına uygun olmayan detaylar paylaşmaktan kaçınılması gerekir.&nbsp; Çocuklar ebeveynleri konuşurken her ne kadar onlarla ilgilenmiyormuş gibi gözükseler de aslında mutlaka ebeveynlerini işitirler ve etrafında olup biteni fark ederler. Aynı zamanda çocukların dikkatini yalnızca yıkımda, ölümde, &nbsp;kayıplarda tutmamakta fayda var. Bu içeriklere vakıf olmuş olsalar bile dikkatlerinin yönünü değiştirmek, bu süreci sağlıklı bir şekilde geride bırakmalarında önemli bir rol oynar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Hangi İçeriklerden Faydalanmalıyım?</strong></p>



<p>İzlenilen haberler, görüntüler, pek çoğumuzu olduğu gibi çocukları da etkilemektedir. Çocukların uygunsuz haber ve görüntülere maruz kalmaması için çaba harcamanız gerekir.&nbsp; Amacımız çocuğa hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil, her şey yolundaymış gibi davranmak da çocukların kendini kandırılmış hissetmesine ve bir şeylerin kendilerinden gizlendiğini dair inançlar oluşturmasına neden olur. Bu nedenle çocukların içinde bulundukları gelişimsel döneme uygun net doğru ve sordukları kadarını aktarmak gerekir.<strong> </strong><strong>&nbsp;</strong>Bu süreçte çocukların duygularını ifade etmesine teşvik etmek mühimdir. Bazen çok mutlu oluyorsun bazen endişeli bu dönemde karışık duygular hissetmen çok &nbsp;doğal gibi duygu aynalamaları yapılabilir. Bu süreçte yaratıcı drama tekniklerinden faydalanılabilir. Doğaçlama teknikleri ile birlikte yaşadıklarını duygularını oyuna yansıtırlar.&nbsp; Çocukların oyun oynaması, onlarla birlikte oynamak, &nbsp;verdikleri rollere girmek her zamankinden daha kritiktir. Çocuklar kendilerini etkileyen süreçleri bazen oyunda defalarca oynayarak geride bırakmak isterler. Sinir sisteminin düzenlenmesini sağlayan en temel unsurlardan biri de çocuğun oyun içindeki hareketleri ile bedeninde biriktirdiği gerginliktir. Çocukların oyunlarındaki hareketlerine, oyuncak seçimlerine, tekrar eden oyunlarına bu süreçte daha dikkat edilmelidir. Bu dönemde sıralama ve düzen oyunlarına ilgi artabilir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Farkındalık ve Regülasyon</strong><strong></strong></p>



<p>Çocukların duygularını ifade edebilecekleri oyunlar özellikle zorlayıcı yaşam dönemlerinde çok önemlidir. Kum, kil, hamur, su gibi malzemeler duygu regülâsyonu için yardımcıdır. Balon üfleme, yastığa sarılmak,&nbsp; &nbsp;çeşit dokulara temas etme, rahatlatıcı şeyler koklama, &nbsp;nefes egzersizleri, &nbsp;buz çiğnemek, &nbsp;güvenli bir yer hayal etmek ve bunu çizmek gibi etkinlikler süreci yönetmelerine ve ifade etmelerini yardımcı olur. Duygu düzenleme becerisi pratik gerektirir. Duygular hakkında sohbet etmek, hareket etmek, oynamak, &nbsp;temasta bulunmak, &nbsp;çocukların duygularını duygu ve düşüncelerini fark etmesine yardımcı olur. Aynı zamanda çocukların bedenlerini kulak vermesini teşvik etmek bir başka önemli boyuttur. Stres anında savaş ya da kaç doğum tepkileri veririz. Travmatik olay yaşadığımızda, &nbsp;duyduğumuzda vücudumuz ne tepki vermek ister? Sorusuyla dikkatimizi bedenimize vermemizi sağlayabiliriz. &nbsp;Harekete geçmiş ama o esnada verilmemiş tepkiler ve enerji sinir sisteminde sıkışır.&nbsp; Çocuklar ise bedenlerinin neye ihtiyacı olduğunu bilir. Kimi çocuk böyle zamanlarda daha çok hareket etmek isterken, kimi çocuk ise daha yoğun ve hızlı oyunlar kurmayı tercih etmektedir.&nbsp; Çocuklara bedenlerinde neler olup bittiğini sorarak dikkatlerini duyumsamalarına vermelerini sağlayabiliriz.&nbsp; Şu anda bedeninde ne hissediyorsun? Bu bedenin neresinde?&nbsp; Nasıl bir şekli var?&nbsp; Ne renk?&nbsp; Ayaklarının altına sağlam bir zemin olması bedenine nasıl bir etki yaratıyor? Gibi sorular çocukların dikkatlerini duyumsamalarını vermelerine yardımcı olacaktır. Bu dönemde çocukları, izinleri dâhilinde dokunmak, masaj yapmak, tema seçen oyunlar oynamak, hem kültürel hem bakım verenlerine iyi gelir. Bedendeki aktivasyonu dengelemek adına kendine dokunma, sıkma, sarılma pratikleri destabilizasyon için çok önemlidir ve çocuklara model olunarak öğretilebilir.</p>



<p class="has-medium-font-size">&nbsp;<strong>Sürece Dair Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Bu dönemde çocuklar çeşitli belirtiler gösterebilir. Bunlar arasında; ısrarcılık, huzursuzluk. ağlama, odaklanmada güçlük, &nbsp;uykuya dalmada güçlük, sık uyanma, iştahsızlık ve ebeveynlere fazla bağlılık, ayrılmak istememe, &nbsp;agresif davranışlar daha önce sergilediği becerilerde gerileme (altına kaçırma, bebek gibi konuşma) gibi davranışlar sergilemeleri mümkündür. Oyunda benzer temaları canlandırabilir, &nbsp;bedensel şikâyetlerde bulunabilir, (kabuslar görmek, yalnız kalmak istememek, aynı irkilmeler) gibi tepkiler aslında strese verilen tepkilerdir. tüm bunlar duygusal bir ihtiyacın alametidir çocuğun olabildiğince güvende hissetmesini sağlayacak ona desteklemek gerekir besinlerin önemi çocuklar yaşanan olaylar ve süreç hakkında ne hissettikleri konu hakkında düşündükleri konuşulabilir çocuğun olmadığını düşünüyorsanız ve hissediyorsanız da konuya sürekli gündeme getirmeye gerek yoktur. Bu süreçte çocuğun rutinlerine sadık kalmak çok önemlidir. Mümkün olduğunca benzer sıralamalarla yemek, oyun, &nbsp;çalışma. &nbsp;uyku süreci devam ettirilmelidir.&nbsp; Çocukların merak ettikleri her konuyu konuşabilecekleri iletişimi kurabilmek önemlidir fakat burada daha önemli nokta samimi olmak adına aşırı bilgi ve proje dışında düşünmekten kaçınılmalıdır. Yaşına uygun açıklamalar yapmak ve çocuğa, çocuğun sorduğu kadarını yanıtlamak yeterlidir. Ebeveynler, duygularını dengeli bir şekilde çocukları ile paylaşabilirler. “Böyle bir durum yaşandığı için ilk başta ben de şaşırdım, biraz korktum ve bu çok doğal” gibi tepkiler verebilirler.&nbsp; Böylece çocuk kaygının, korkunun, üzüntünün normal ve ifade edilebilir duygular olduğunu anlayacaktır. Her ne olursa olsun çocuklara yalan söylememek, olup biteni gerçeküstü bir şekilde hissettirmemek önemlidir.&nbsp; Korkacak ne var? &nbsp;demek yerine, seni bu denli rahatsız eden şey nedir?&nbsp; Bunu konuşmak, çizmek, bunun hakkında yazmak, oynamak ister misin? &nbsp;gibi kapsayıcı cümleler kullanmak çocukla iletişim yolunu açacaktır. Çocuklar aynı soruları tekrar tekrar sorabilirler bu durum çocuğun bilgiyi işlediğini ve duygu durumunu düzenlemeye çalıştığını, kendisini sakinleştirecek bir kanala ihtiyacı olduğunu ortaya koyar. Soruları yanıtlamak ve açıklamak çocuğu rahatlatacaktır. &nbsp;Eğer çocuğunuz yoğun bir duygu halinde ise duygudurum düzenlemekte güçlük yaşıyorsa, işlevselliği olumsuz etkileniyorsa, alt ıslatma,&nbsp; gece kâbusu, parmak emme, tırnak yeme gibi dikkat ve odaklanma, huzursuzluk,&nbsp; &nbsp;uyku sorunları devam ediyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek alınması gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/dogal-afetler-cocuklara-nasil-anlatilmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUMAR BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2021 13:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıklamücadele]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[kumar bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2215</guid>

					<description><![CDATA[Kumar bağımlılığı olan kişilerin en sık yaşadıkları sorunlardan biri de finansal problemlerdir. Kumar problemi olan kişiler kumarın sebep olduğu bu problemi hemen çözme ve çözdüklerinde rahatlayacakları ve bu şekilde hastalığın da ortadan kalkacağını düşünürler. Oysa gerçek böyle değildir. Kumar problemi olan kişilerin de uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi, dürtüsellik ve ödül arayışı için aynı biyolojik mekanizmaları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left">Kumar bağımlılığı olan kişilerin en sık yaşadıkları sorunlardan biri de finansal problemlerdir. Kumar problemi olan kişiler kumarın sebep olduğu bu problemi hemen çözme ve çözdüklerinde rahatlayacakları ve bu şekilde hastalığın da ortadan kalkacağını düşünürler. Oysa gerçek böyle değildir. Kumar problemi olan kişilerin de uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi, dürtüsellik ve ödül arayışı için aynı biyolojik mekanizmaları (ödül merkezi)&nbsp; kullanırlar. Bu nedenle tıpkı madde bağımlılarının kendilerini daha iyi hissetmek için daha güçlü maddeye ihtiyaç duyması gibi kumar bağımlılarının daha fazla miktarda para ile kumar oynayarak daha riskli girişimlerde bulundukları bilinmektedir. Aynı zamanda bireyin finansal sorunlarına yönelik çözüm üretilirken, tedavide kalması sağlanmalı ve sorunun temel nedenlerine odaklanarak, bilişsel hatalara yönelik çalışılmalı ve içgörü kazandırılmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-left">Kumarın yarattığı sorunlara yönelik geliştirilecek her çözüm mutlaka bağımlı ile birlikte planlanmalı ve sorumluluk ona verilmelidir. Denetim ise kendisinin seçtiği üçüncü bir kişi tarafından yapılmalıdır. Kumar problemi olan kişilerin tipik özelliklerinden biri, kumar oynadığı için düştüğü umutsuz parasal durumlardan kurtulmak için başkalarının parasal kaynak sağlamasına bel bağlamaktır. Bu nedenle bireyin borç kaynakları uygun yöntemlerle engellenmelidir. Kumar problemi olan kişiler, kumarda kaybettiklerinde kayıplarının peşinden giderken, kazandıklarında ise bunu katlama dürtüsü ile kumarı devam ettirirler. Sonuçta kişi kazansa da kaybetse de kumarda kalmaya devam edecektir. Kumar problemi olan kişiler gibi aileler de kumarın temelde finansal bir sorun olduğunu ve kişinin sadece kumar borçlarını ödemek için kumar oynamayı sürdürdüğünü düşünürler. Borçlar ödenmezse daha fazla kumar oynanabileceğini ya da başına daha büyük belalar açabileceğini düşünürler. Bu nedenle kişinin borçları her seferinde ödenir ve kısır döngü devam eder. Ailelerin hastalığın biyolojik boyutu konusundan bilgilendirilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Kumar Bağımlılığında Bilişsel Hatalar Üzerinde Çalışılmalıdır</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Kumar oynayan kişiler; beceriyi yanlış algılama, kumarı kontrol edebileceği yanılsaması, batıl inançlar, seçici hafıza ve yorumlamada yanlılık gibi çeşitli düşünce hataları geliştirerek kumar oynamayı bağımlılık haline getirirler. Kumar problemi olan bireyler nesnel gerçeklikte garanti edilemeyecek olaylarda bilgi ve becerileri konusunda kendilerine aşırı güvenirler. Bu nedenle sayılar ya da kartlarla ilgili sıklıkla başvurdukları kendi yöntemleri bulunmaktadır. Kumar problemi olan kişiler bir olayın gerçekleşmesini muhtemel olarak değerlendirirler. Zihinleri genellikle kumarla ilgili konularla meşguldür. Bu nedenle kumar sonuçlarının beklentileri doğrultusunda meydana geleceğine daha fazla inanırlar.<strong></strong></p>



<p class="has-text-align-left">Kumar oynayan kişi, diğer kumar oynayan kişilerin kazandığını görüp duyduğunda, kazananların düzenli bir olay olduğunu ve oynamaya devam ederse kendisinin de kazanacağına inanır. Kumar oynayan bireylerin hafızaları kazanımları kayıplardan daha kolay hatırlamak şeklinde önyargılıdır. Bu önyargı kumar oyuncusunun kumar deneyimiyle ilgili anılarını, olumlu deneyimler üzerine odaklayan ve olumsuz deneyimleri göz ardı eden ve kişinin kumar oynama kararını kolaylaştıran bir durumdur. Kumar bağımlılığı olan kişilerde, kişisel başarı beklentisinin objektif olasılıktan daha yüksek olduğu bir kontrol illüzyonu vardır. Bu yanıltıcı kontrol hissi kumar sonuçlarının tahmin edilebileceğini inanmaya kadar gidebilmektedir. Bireyler kumarla ilgili bu düşünce hatalarını tanır ve kumar oynamaya aktif olarak katılmadıklarını da mantıklı bir şekilde yorumlayabilir. Ancak şahsen bir kumar oyununa girdiklerinde akıllı düşüncelerden vazgeçebilirler. Bazı bilişsel hatalar; “benim bahis sistemim işleyecek”, “kendimi şanslı hissediyorsam kazanırım”,&nbsp; “kontrol bende”, “benim kumar problemim yok”,&nbsp; “pes etmezsen kesin kazanırsın” gibi bu bilişsel hatalar konusunda hastaya içgörü kazandırılmalıdır.&nbsp;Aynı zamanda bu hatalara yönelik çözümler geliştirilmelidir.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Kumarın Tüm Çeşitleri Değerlendirilmelidir</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Madde bağımlılıklarında kişiler genellikle bir maddeden diğerine geçiş yaparak bağımlılıklarını sürdürme eğilimi gösterirler. Kumarda da buna benzer bir eğilim görülmektedir. At yarışı, sayısal loto, parasına kâğıt oyunları, kazı-kazan parasını okey, milli piyango, parasına zar oyunları, borsa, bitcoin vb. horoz dövüşü, casino oyunları, internet üstünden spor bahis siteleri, spor toto, parasına beceri isteyen oyunlar oynama gibi herhangi bir kumar türü kişi için sorun haline gelebileceği için değerlendirilerek dikkate alınmalıdır. Hızlı sonuç veren kumar türleri risk üzerini arttırdığı için bağımlılık yapma potansiyeli daha yüksektir. Beceri oyunlarını oynamayı tercih eden kişilerde ise genellikle çarpıtmaların daha fazla olduğuna dikkat edilmelidir. Kumar oyunlarını erişim kolaylığı tetikleyici olması açısından önemlidir. Online kumar oynayan kişilerin bu oyunları erişimleri ve oyunlardan gelen bildirimlerin önlenmesi gerekmektedir. Bağımlı ile birlikte bu tetikleyiciler belirlenmeli ve önlemlere karar verilmelidir. Oyunlarını canlı ya da online oynayan kişiler İddia bayiinden oynayacakları oyunların masum olduğunu düşünerek oynamak isteyebilirler. Kumarın beyinde yarattığı tolerans sisteminden söz ederek kişinin kayma yaşaması önlenmelidir. Madde bağımlılığı problemi olan kişilerde tercih maddesi tetikleyici olduğu gibi kumar problemi olan kişi içinde para ve parasal konular tetikleyici olabilmektedir. Bu nedenle bağımlı ile birlikte karar verilerek finansal durumların başka biri tarafından yönetilmesi sağlanmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Bağımlılık tedavisinde bireyin nükslere sebep olan psikolojik faktörlerle ilgili içgörü edinmesi ve olası riskli durumlarla baş edebilmesi için bireysel psikoterapiler oldukça gerekli ve etkilidir.&nbsp; Bireyi kumar bağımlılığına iten yoğun duygu durumlarının önüne geçebilmesi için sorun yaratan düşünce yapısı ve davranış örüntüleri tespit edilerek ve değerlendirilerek, hastayla birlikte bunların yerine kullanılabilecek daha işlevsel tepkiler saptanmalıdır. Kişinin stresle baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve sorun çözme becerilerinin geliştirilmesine odaklanılmalıdır.&nbsp; Duyguları tanıması ve duygular ile baş edebilmesi tedavi süreci için önemlidir. &nbsp;Aynı zamanda eşlik eden psikiyatrik hastalıklar durumunda ise ilaç kullanımı veya yatarak tedavi seçenekleri söz konusu olmaktadır. Psikoterapi sürecinde ise Bilişsel Davranışçı Terapi teknikleri ile sağlıklı olmayan kumar oynama davranışını ve duyguları değiştirmeye odaklanılmaktadır. Bilişsel Davranışçı yaklaşım patolojik kumar oynamayı öğrenilmiş uyumsuz davranış olarak görmektedir. Bu nedenle BDT, bu davranışı öğrenme ilkelerinden türetilen tekniklerle değiştirmeye çalışır. &nbsp;BDT teknikleri arasında, kaçınma örüntüleri, sistematik duyarsızlaştırma, exposure, uyaran kontrolü gibi terapötik yaklaşımlar yer almaktadır. BDT teknikleri arasında yer alan pekiştirme tekniği kumar oynama bozukluğu tedavisinde kumar oynama davranışını ortadan kaldırmak için kumar oynama davranışı olmayan etkinlikleri pekiştirme ve ödevlerle bu davranışı geliştirme şeklinde ilerlemektedir. &nbsp;Yapılan araştırmalar sonucu Bilişsel Davranışçı Terapi Alan ve Kumar Oynama Bozukluğu vakalarının Bilişsel Davranışcı Terapi almayan gruba göre daha fazla iyileştiğini göstermektedir. Bilişsel Davranışcı Terapi uygulanırken çalışılması gereken bilişsel çarpıtmalardan bazıları kumar oynama becerisinin abartılması,&nbsp; seçici bellek, totem vb. batıl inançlar, “bugün şanslı günüm” ya da “kazanacağım biliyorum gibi” düşüncelerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DUYGUSAL YEME</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/duygusal-yeme/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/duygusal-yeme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 13:38:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2209</guid>

					<description><![CDATA[Karnınız mı aç, yoksa duygularınız mı? Duygusal yeme, fizyolojik olarak bir açlık söz konusu olmadığı halde, çeşitli duygu durumlarına karşı meydana gelen yemek yemeye olan eğilimdir. Emosyonel yeme olarak da ifade edilen bu eğilim kişinin duygularına karşılık olarak, rahatlamak adına genellikle yüksek kalorili yiyecekleri fazlasıyla yemesi olarak görülür. Fiziksel (gerçek) açlık ise vücudumuzun enerji üretebilmek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Karnınız mı aç, yoksa duygularınız mı?</strong></p>



<p>Duygusal yeme, fizyolojik olarak bir açlık söz konusu olmadığı halde, çeşitli duygu durumlarına karşı meydana gelen yemek yemeye olan eğilimdir. Emosyonel yeme olarak da ifade edilen bu eğilim kişinin duygularına karşılık olarak, rahatlamak adına genellikle yüksek kalorili yiyecekleri fazlasıyla yemesi olarak görülür. Fiziksel (gerçek) açlık ise vücudumuzun enerji üretebilmek için karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallere ihtiyaç duymasıdır. İnsanlar, etkileşim içinde çalışan fizyolojik, sosyal ve bilişsel sistemleri olan canlılardır. Bu sistemlerden bir tanesinin işleyişindeki aksaklık, diğer sistemlerin daha aktif çalışmasına sebep olur, vücudumuz bu dengeyi koruma eğilimindedir.</p>



<p>Günlük hayatımızda yaşadığımız olayları farklı yorumlamamız veya küçüklükten gelen sevgi ve ilgi eksikliği gibi sebepler duygusal açlığımıza sebep olabilir. Duygusal olarak aç oluşumuz, karşılaştığımız stres verici durumlar karşısında sağlıklı bir tepki oluşturmamızı engelleyebilir. Bu gibi durumlarda, olumsuz duygularımızla başa çıkmak için kaçma, kaçınma, güven sağlama gibi davranışlara yöneliriz. Bu davranışlara olan yatkınlığımızın sebebi bu şekilde stres veren durumlardan uzaklaşmak ve bedenimizi rahatlatmaktır.</p>



<p>Genellikle kaygı, üzüntü, kızgınlık gibi olumsuz duyguların iştahı azalttığı bilinirken, duygusal yeme davranışı gösteren insanların bu durumlarda da yemek yeme davranışı gösterdiği gözlenmiştir. Bazı teoriler tıkanırcasına yeme eyleminin altında yatan sebeplerin hem duyguları tanımamak ve ayırt edememek hem de yemek yeme eylemini diyetlerle kısıtlamanın sonrasında tıkanırcasına yeme ataklarına sebep olduğunu söylemişlerdir.</p>



<p>“Yemek yemek rahatlatır.” düşüncesi, aslında doğduğumuz andan itibaren, anne kucağında aynı anda hissettiğimiz fiziksel ve duygusal rahatlamanın bir getirisi olarak düşünülebilir. Özellikle de çocukluğumuzda eğer her ağlamamız, sızlanmamız veya boş kalmamız yemek ile doldurulduysa yemek yeme ve duygusal rahatlama arasındaki ilişki daha da güçlendirilmiş demektir.</p>



<p><strong>Karnınız mı aç, yoksa duygularınız mı?</strong></p>



<p>&nbsp;Duygusal yeme eğilimi olan insanlar için rahatlama aktivitesi olan tıkanırcasına yeme durumu, insanların sadece karınları acıktığı için değil, olumsuz duygularla baş etmek/rahatlamak için de yemek yediğinin en büyük göstergesidir. Ancak bu “geçici” bir rahatlamadır. Geçici olduğunu özellikle vurgulamak gerekir ki kişinin olumsuz duygulardan uzaklaşmak için yaptığı yemek yeme davranışı onun için bir ödül görevi görür. Rahatlama hissine ulaşmak için belirlediği bu ödül maalesef bu davranışın devamlılığını sağlayan bir pekiştireçtir. Yani, farkında olmadan kişi edimsel koşullanma ile bir döngüye girmiş olur. Stresli hissetme, rahatlamak için yemek yeme, fazla miktarda ve kalorili besinler yediği için pişman olma ve üzülme, üzüntüsünü bastırmak ve rahatlamak için tekrar yemek yeme şeklinde devam eder.</p>



<p>Duygusal açlık ve fiziksel açlık arasındaki farkı anlayabilmemiz bu durumu kontrol etmemiz açısından bize yarar sağlar. Duygusal açlığı fiziksel açlıktan ayıran en fark edilebilir özelliklerden biri açlığın birden gelmesidir. <strong>Fiziksel açlık,</strong> midede bir boşluk hissi, guruldama gibi fizyolojik belirtilerle beraber yavaş yavaş gelen bir açlıktır. Yediklerinizin porsiyon ve doyuruculuk olarak farkında olarak yersiniz, doyduğunuzda yemek yemeyi bırakırsınız. Seçtiğiniz yiyecekler karnınızı doyurmaya yöneliktir. <strong>Duygusal açlık</strong>, duygusal olarak zorlandığınızda aniden gelen yeme isteğidir. Doymaya yönelik değil belirli yiyecek ve içeceklere yöneliktir. Örneğin, emosyonel olarak susayan kişinin soda içmek istemesi veya acıkan kişinin cips, çikolata, kızartma, kuruyemiş gibi daha spesifik, daha yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelmesidir. Duygusal yeme davranışında mideniz dolsa bile, hatta bazen rahatsız olana kadar, yemeye devam edersiniz. Bir şeyler yedikten sonra gelen rahatlama hissi ve ardından yenen yemekten dolayı pişmanlık duyma ve suçluluk hissedilmesi gibi duygu durumlarının olayı takip etmesi emosyonel yemenin en fark edilebilir özelliklerinden biridir.</p>



<p>&nbsp;<strong>Peki, bu ne kadar sağlıklı bir davranıştır?</strong></p>



<p>Rahatlamak için yapılan duygusal yeme, geçici olarak rahatlama sağlar ancak bu süreçte mide hacminin genişlemesine, kilo almaya ve bunu takip eden yeme bozukluklarını beraberinde getirebilir. Kişiler kendilerinden memnun olmama, fizikse özelliklerini beğenmeme, güvensizlik gibi duyguları edinebilirler.</p>



<p><strong>Duygusal Açlığı Engellemek Mümkün</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Farkında olmak</strong></li></ul>



<p>Duygusal yeme ile başa çıkmanın ilk adımı açlığınızın farkında olmak, fiziksel olarak mı yoksa duygusal &nbsp;olarak mı bir açlık içinde olup olmadığınızı ayırt etmektir. Fiziksel olarak aç olmadığınızın farkındaysanız veya en son kaç saat önce yemek yediğinizi hesaplayarak gerçekten aç olmadığınızı biliyorsanız, “Şu an aç değilim aslında.” düşüncesiyle yeme eğiliminizi kontrol altında tutabilirsiniz.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Duygularınızı keşfedin</strong></li></ul>



<p>Eğilimlerinizi incelemek, hangi duygu durumunda hangi yiyeceklere yöneldiğinizin farkında olmak eğilimlerinizi kontrol etmenize yardımcı olacaktır. Duygusal durumunuza bağlı olarak yediğiniz yiyeceği tüketmeyerek, yiyecek ve duygularınız ile olan bağı koparabilirsiniz.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Sağlıklı Atıştırmalıklara Yönelin</strong></li></ul>



<p>Duygusal olarak zorlandığınız anda tercih ettiğiniz yüksek kalorili yiyecekleri sağlıklı besinlerle yer değiştirerek bu bağı zayıflatabilirsiniz. Alışveriş yaparken de evinize abur cubur almamayı alışkanlık haline getirmek size yardımcı olacaktır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Uyku düzeninize dikkat edin</strong></li></ul>



<p>Aşırı yorgunluk yemek yemeyi tetikleyebilir. Günde en az 8 saat kaliteli uyku uyumaya özen gösterin.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Fiziksel olarak aktif olmaya çalışın</strong></li></ul>



<p>Spor yapmak veya sizi iyi hissettirecek aktivitelerde bulunmak duygusal olarak hissettiğiniz boşluk hissini doldurmanıza aynı zamanda da kontrol altına almanıza yardımcı olur. Özelliklede fiziksel aktiviteler beden sağlığınızı korumakla birlikte tıkanırcasına yeme ataklarının bedeninizde yarattığı sizi rahatsız eden değişimleri de çözüme ulaştırmak için güzel bir adımdır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Doğru zamanda müdahale edin</strong></li></ul>



<p>Emosyonel yeme eğiliminizi fark ettiğinizde eski alışkanlıklarınıza dönmemek adına dikkatinizi dağıtabilecek başka etkinliklerde bulunmanız önemlidir. Bu bir arkadaşınızı aramak, müzik dinlemek, ertelediğiniz bir işe başlamak olabilir. Amaç eski alışkanlıklarınızı başka alışkanlıklarla değiştirmektir. Daha sağlıklı yeni alışkanlıklar edinmek hem çözümlenemeyen olumsuz duygularla başa çıkmanızı hem de uzun vadede bu olumsuz duygularınıza bağlı yeme eğiliminiz üzerindeki kontrolünüzü sağlamanıza yardımcı olacaktır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Destek alın (Tedavi planı)</strong></li></ul>



<p>Arkadaşlarınızdan, ailenizden veya alanında uzman psikolog, psikiyatrist ve diyetisyenlerden destek alabilirsiniz. Fizyolojik ve duygusal açlığınızı ayırt etmeye yönelik farkındalık kazanacağınız, yeniden yapılandırma ile işlevsiz bilişlerinizi sağlıklı alışkanlıklarla değiştirebileceğiniz Bilişsel Davranışçı Terapi modellerinden fayda görmek mümkündür. Duyguları iyi tanımak, duygulara karşı verdiğiniz bedensel tepkilere aşina olmak ve bunları fark etmek, bedeninizin ve duygularınızın farkındalığını kazanmak, bedensel ve duygusal tepkilerinizin ayrımını yapabilmeniz için ihtiyacınız olan özelliklerdir. Bedeninize ve duygularınıza ayrı ayrı odaklanmanızı pekiştiren egzersizler bu süreci destekleyecektir.</p>



<p><strong>Psikolog Deniz SÖZER</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/duygusal-yeme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>PANİK ATAK VE BAŞ ETME YÖNTEMLERİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/panik-atak-ve-bas-etme-yontemleri/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/panik-atak-ve-bas-etme-yontemleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Feb 2021 06:59:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2204</guid>

					<description><![CDATA[Panik atak ortada gerçek bir tehlike yokken aniden yükselen, korku ve endişenin yoğun yaşandığı, fiziksel belirtilerin ortaya çıktığı bir ataktır. Bu ataklar oldukça korkutucu ve rahatsız edici olabilir. Terleme, hızlı nefes alıp verme, kalp atışlarının hızlanması, titreme, baş ağrısı gibi birçok fiziksel belirti ortaya çıkabilir. Panik atak geçiren kişi genellikle kontrolü kaybedeceğini, aklını yitireceğini ya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Panik atak ortada gerçek bir tehlike yokken aniden yükselen, korku ve endişenin yoğun yaşandığı, fiziksel belirtilerin ortaya çıktığı bir ataktır. Bu ataklar oldukça korkutucu ve rahatsız edici olabilir. Terleme, hızlı nefes alıp verme, kalp atışlarının hızlanması, titreme, baş ağrısı gibi birçok fiziksel belirti ortaya çıkabilir. Panik atak geçiren kişi genellikle kontrolü kaybedeceğini, aklını yitireceğini ya da kalp krizi geçirdiğini ve ölebileceğini düşünerek büyük bir korkuya kapılabilir. Duygularınızın ve düşüncelerinizin farkına varıp kontrol altına almak panik atakların yoğunluğunu ve hayatınızdaki etkisini azaltabilir. Paniğin bedeninizde nasıl semptomlar ortaya çıkardığını fark edin. Panik atak, bedeninizin size bir tehlike olduğunu ve kaçmanız ya da savaşmanız gerektiğini söylemesidir. Eğer ortada gerçek bir tehlike ve tehdit yoksa bu durum bedeninizin yanlış alarm verdiği anlamına gelir. Bedeninizdeki semptomların ortaya çıkmaması için uğraşmak değil, onlara verdiğiniz anlamları yeniden yapılandırmak uzun vadede rahatlamanıza yardımcı olacaktır. Koşmak, zıplamak, kaygılanmak gibi birçok farklı neden hızlı nefes alıp vermeye yol açabilir. Nefesinizin hızlandığını fark ettiğinizde bunun fiziksel bir problemden kaynaklandığını düşünmeden önce farklı nedenleri de gözden geçirin. Nefes egzersizleri ve farkındalık teknikleri sakinleşmenize yardımcı olabilir. Panik atak hakkında paniğe kapılmak kaygı döngüsünü besler. Kendinize panik atakların zor olduğunu ama fiziksel olarak size zarar vermediğini hatırlatın. Yaşadığınız durumun bedeninizin tehlikede olduğunuzu düşündüğü için yanlış alarm vermesinden kaynaklandığını hatırlayın. Düşüncelerinizin farkına varıp kontrol altına aldığınızda bu durumda baş etmeniz ve günlük hayatınıza devam etmeniz kolaylaşır.</p>



<p>Bedeninizin alarm sisteminin yanlış zamanda da olsa harekete geçmiş olduğunu ve her şeyin normale dönmesinin biraz zaman alabileceğini kabul edin. Hormonlar ve sinir sistemi bir kez harekete geçtikten sonra normale dönmeleri zaman alır, bunu tıpkı hızlı giden bir trenin tamamen durmasının biraz süre almasına benzetebiliriz. Yaşamakta olduğunuz durumun ne olduğunu dile getirin, duygularınızı doğrulayın ve onaylayın. Panik atağın bir noktada biteceğini, sonsuza kadar sürmeyeceğini kendinize hatırlatın. Başlatmak ve bitirmek sizin kontrolünüzde değil, ancak duygularınızın ve düşüncelerinizi ve beden semptomlarınızı bastırmak yerine onları kabul etmek ve doğru şekilde anlamlandırmak sizin kontrolünüzde. Birçok kişinin hayatı boyunca birkaç panik atak geçirmesi olasıdır ve bu öneriler panik anını daha kolay atlatmanıza yardımcı olabilir ancak panik atakların tekrarladığı, bir sonraki atağın geleceği düşünülerek yoğun kaygı yaşandığı ve işlevselliğin bozulduğu durumda Panik Bozukluk yaşıyor olabilirsiniz. Panik atak ve kaygı günlük hayatınızı ve işlevselliğinizi etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önemle tavsiye edilir.</p>



<p style="font-size:24px"><strong>Panik Atağın Belirtileri Nelerdir?</strong></p>



<p>Ani tuvalet ihtiyacı,</p>



<p>Ateş basması</p>



<p>Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma,</p>



<p>Çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması</p>



<p>Terleme,</p>



<p>Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma.</p>



<p>Soluğun kesilmesi</p>



<p>Baş dönmesi, sersemlik, düşecek ya da bayılacak gibi olma</p>



<p>Uyuşma ya da karıncalanma</p>



<p>Üşüme, ürperme ya da ateş basması</p>



<p>Bulantı ya da karın ağrısı</p>



<p>Titreme ya da sarsılma</p>



<p>Kendini ya da çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme</p>



<p>Kontrolünü kaybetme ya da çıldırma korkusu</p>



<p>Ölüm korkusu</p>



<p>Bir panik atakta yukarıdaki semptomlardan en az dört tanesi aynı anda gözlemlenir. Daha azının gözlemlendiği durumlara ise <strong>kısıtlı panik atak</strong> adı verilir. Durumun şiddetine göre panik atak sayısı değişebilir. Bazı bireyler ayda bir defa bu duruma maruz kalırken, diğer bireyler haftada birkaç defa panik atak geçirebilir.</p>



<p style="font-size:24px"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p>Panik atak tedavisinde bazı medikal ilaçlar ve psikoterapi tekniği kullanılır. Panik atak tedavisinde bazı vakalarda ilaçla birlikte, bazılarında ise tek başına psikoterapi uygulanabilir. Bilişsel Davranışçı Terapi Yöntemi sırasında kişiyle panik atak sırasında neler yapılabileceği, bu durumla nasıl başa çıkılabileceği ve panik atakların nasıl önlenebileceği gibi konular konuşulur. Panik atak tedavisinde oldukça etkili bir yöntem olan Bilişsel Davranışçı Terapi sayesinde kişi, panik ataklardan tamamen kurtulabilir.</p>



<p style="font-size:14px"><strong>AİLE DANIŞMANI / İLAYDA COŞKUN</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/panik-atak-ve-bas-etme-yontemleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/teknoloji-bagimliligi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/teknoloji-bagimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2021 05:52:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2201</guid>

					<description><![CDATA[İnterneti aşırı kullanılma isteğinin önüne geçilememesi, internetten yoksun kalındığında gergin davranışların olması, sosyal hayatı etkileyen bağımlılıktır. Kişinin interneti kullanmada kontrolü yitirmesi ile birlikte kötüye kullanım ve bağımlılık gelişebilmektedir. Bilgisayar ve internet ortamının fizyolojik bağımlılık yaptığı bugün artık kesinlik kazanmıştır.&#160; Teknoloji bağımlılığı bireyi fiziksel ve ruhsal sağlık anlamında olumsuz etkiler ve akabinde de aile, okul, iş, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnterneti aşırı kullanılma isteğinin önüne geçilememesi, internetten yoksun kalındığında gergin davranışların olması, sosyal hayatı etkileyen bağımlılıktır. Kişinin interneti kullanmada kontrolü yitirmesi ile birlikte kötüye kullanım ve bağımlılık gelişebilmektedir. Bilgisayar ve internet ortamının fizyolojik bağımlılık yaptığı bugün artık kesinlik kazanmıştır.&nbsp;</p>



<p>Teknoloji bağımlılığı bireyi fiziksel ve ruhsal sağlık anlamında olumsuz etkiler ve akabinde de aile, okul, iş, sosyal hayatında problemlere yol açar. Teknoloji bağımlılığında çoğunlukla ilgili davranışın bağımlılık oluşturucu, uyarıcı ve pekiştirici özelliklerinin olduğu söylenebilmektedir. Bireylerin, internet<br>&nbsp;üzerinde kontrolünü kaybetmesiyle başlayan, zamanla kişide patolojik rahatsızlıklara neden olan ve &nbsp;uzman ile tedavi edilmesi gereken hastalıktır. Teknoloji bağımlılığı aynı zamanda; oyun bağımlılığı bilgisayar bağımlılığı ve internet bağımlılığı gibi farklı isimlerle de karşınıza çıkabilmektedir. Gündelik hayatımızda internetten uzaklaşmak artık hiç kolay değil. Dört yanımız internetle çevrili ve interneti günlük yaşantımızda birçok nedenden dolayı kullanmaktayız fakat bu durum bizlerin birer internet bağımlısı olduğu anlamına gelmiyor. Ancak tüm bu aktiviteler, sağlığımız ve sorumluluklarımız yönünden gündelik yaşantımızı engellemeye başladığında bağımlılıklardan söz etmek mümkündür.</p>



<p><strong>Teknoloji Bağımlılığı Çeşitleri</strong></p>



<p>Oyun bağımlılığı<strong></strong></p>



<p>Sosyal medya bağımlılığı</p>



<p>Online Alışveriş bağımlılığı</p>



<p>Video &#8211; içerik tüketim bağımlılığı</p>



<p>Açık arttırma ve şans oyunları bağımlılığı</p>



<p>Yukarıdaki bağımlılık faaliyetleri insanlara sadece bağımlı olduklarında zarar vermez. Örneğin; sosyal medya bağımlısı olmamanıza rağmen sosyal medya hesaplarınızdan gelen mesajlara hızla yanıt verme çabanız, üretkenliğinizi düşürebilmektedir. Ya da trafikte seyir halindeyken bildirimlerinize bakma dürtünüze yenik düşmeniz, korkunç sonuçlara neden olabilir.</p>



<p><strong>Teknoloji Bağımlılığının Nedenleri</strong></p>



<p>İnternetin hayatımıza girmesiyle teknoloji bağımlılığı ortaya çıkmıştır. Ancak kişinin teknoloji kullanımı üzerinde kontrolünün kaybolması ve teknolojiyi ölçüsüz kullanması çok ciddi zararlara sebep olmuştur. &nbsp;İnternet ve teknoloji bağımlılığı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu teknolojik ürüne ulaşamadığında ortaya çıkan yoksunluktur. Teknoloji bağımlılığı her yaşta ve her cinsiyet de görülür. Erkeklerde görülme olasılığı kadınlara göre &nbsp;2-3 kat daha fazladır. Kadınlar internette sohbet programında ve okuyarak zaman</p>



<p>geçirirken erkekler ise daha çok savaş, şiddet, spor gibi oyunları tercih ettikleri görülmektedir.&nbsp;<br>Teknoloji bağımlılığının toplumda görülme olasılığı %1.8 dir. Bu da teknoloji bağımlılığının olduğunu kanıtlar ve tedavisinin oluşmasına olanak hazırlar.<br>Teknoloji bağımlılığı birçok hastalığı sebep veya neden olabilir. Örneğin; İnternette çok vakit geçiren bir bireyde depresyon ve sosyal fobi geliştirebilir. Ya da bu gibi patolojik rahatsızlıkları olan bir birey internete yönelip daha fazla zaman geçirip bu durumu bağımlılığa dönüştürebilir.<br>Teknoloji bağımlılığını incelediğimiz zaman internet kullanımı ile ilgili kriterler oluşturulmuştur. Kriterlerin 5 tanesini kendimizde görüyorsak patolojik internet bağımlısı olduğumuz düşünülmektedir.</p>



<p><strong>Teknoloji bağımlılığı </strong>rahatsızlığının ortaya çıkmasında genelde aşağıda yazılan faktörler görülmektedir.<br>Farkından olarak veya olmayarak çok fazla saat harcamak<br>Gece geç saatlere kadar bilgisayar başında kalmak<br>Bilgisayardan, telefondan uzak kalındığı zaman boşluktaymış gibi hissetmek.<br>İnternette girebilmek için yemek yemeden dinlenmelerden arkadaşlarla vakit geçirmekten ödün vermek.</p>



<p><strong>Diğer bağımlılıkların dışa vurumu:</strong> Var olan bağımlılık veya eğilimlerin tetiklenmesi teknoloji bağımlılığının en önemli nedenlerinden biri olduğu düşünülmektedir. Kişi eğer geçmişinde alışveriş bağımlılığı sorunu yaşamışsa internetle birlikte bunun yeni bir bağımlılığa dönüşmesi de epey olası hale gelmektedir.</p>



<p><strong>Utangaçlık ve sosyal anksiyete:</strong> Çok utangaç veya diğer insanlarla iletişime geçmekte zorluk yaşayan bireyler, kaçış yolu olarak internete sığınabiliyor. İnternet, bu kişiler için yüz yüze iletişime gerek kalmadan vakit geçirebilecekleri adeta güvenli bir limana dönüşüyor. Utangaç kişiler çevrimiçi dünyada kendilerini daha iyi ifade edebiliyor, kişiliklerini ortaya koyabiliyor ve gerçeklikten bağımsız bir kimlikle kendilerini ifade edebilmektedirler.</p>



<p><strong>Depresyon:</strong> Bazı durumlarda depresyon da insanları internet ve teknoloji bağımlılığına sürükleyebiliyor. İnternette geçirilen eğlenceli zaman, kişiye üzüntüsünü geçici olarak unutturabiliyor. Sorunlarından sürekli kaçmak için internet ve teknolojiye daha fazla zaman ayıran kişiler teknoloji bağımlısına dönüşüyor.</p>



<p><strong>Arkadaş etkisi:</strong> Çocuk veya yetişkin fark etmez; arkadaşlar, insanın hayatında daima etkilidir. İnsanlar bazen arkadaşlarını rol model alırlar ve buna internet bağımlılığı, teknoloji bağımlılığı ya da oyun bağımlılığı dahildir. Kendini arkadaşların arasında sosyal olarak ispatlamaya çalışan bir çocuk, oyunda en güçlü karaktere sahip olmak için saatlerini ekran başında tüketmeye hazırdır.</p>



<p><strong>Teknoloji bağımlılığının duygusal zararları arasında;</strong><strong></strong></p>



<p>Depresyon</p>



<p>Suçluluk duygusu</p>



<p>Anksiyete</p>



<p>Teknoloji/internet kullanırken öfori duyguları</p>



<p>Öncelikleri belirleyememek veya planları sürekli ertelemek</p>



<p>Dış dünya ve sosyal çevreden izolasyon</p>



<p>Zaman kavramını yitirmek</p>



<p>Aşırı savunmacılık</p>



<p>İşten sakınmak; mesai veya okuldaki görevlerini yerine getirmemek</p>



<p>Sorumlulukları sürekli erteleme ve aksatma</p>



<p>Ani ruh durum değişiklikleri</p>



<p>Korku</p>



<p>Yalnızlık hissi</p>



<p>Rutin işleri yerine getirirken sıkılma</p>



<p><strong>Teknoloji bağımlılığının fiziksel zararları:</strong></p>



<p>Sırt ağrıları</p>



<p>Karpal tünel sendromu</p>



<p>Baş ağrıları</p>



<p>Uykusuzluk (insomnia)</p>



<p>Sağlıksız beslenme (sürekli bilgisayar başında yemek ve bilgisayardan uzaklaşmak yoksunluk duygusu yarattığı için)</p>



<p>Kişisel bakım ve hijyeni aksatmak</p>



<p>Boyun ağrıları</p>



<p>Göz kuruluğu ve diğer görüş problemleri</p>



<p>Aşırı kilo kaybı veya obezite</p>



<p><strong>Tedavi Yöntemleri</strong></p>



<p>Tedavinin ilk adımı kabullenmekle başlıyor. Teknoloji, internet veya oyun bağımlılığının hayatı gerçekten etkilediği kabul edilmeli ve bir sonraki adımda tedavi için adımlar atılmalıdır. Teknoloji bağımlılığının altında sıklıkla psikolojik faktörler de rol oynamaktadır. Bu nedenle tedavi hedefi öncelikle altta yatan psikolojik faktörlerin tespit edilip bu noktaların tedavi edilmesidir. Bu bağlamda Farmakoterapi ve psikoterapiden faydalanılmaktadır. Özellikle bilişsel davranışçı terapi  teknoloji bağımlılığında yaygın olarak kullanılmaktadır</p>



<p>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/teknoloji-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ZİHİN KURAMI</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/zihin-kurami/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/zihin-kurami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2021 11:10:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2195</guid>

					<description><![CDATA[Zihin kuramı, bir insanın diğerlerinin duygu, düşünce, inanç ve niyetlerini anlama becerisidir. Başka bir deyişle insanlarının dünyayı başkalarının gözünden yorumlayabilme durumu, perspektif alma veya empati yeteneği olarak tanımlayabiliriz. İnsanlar karşısındaki kişinin jest ve mimik gibi gözlemlenebilir özelliklerinin ötesinde, niyet ve düşüncelerini anlamayı içeren daha karmaşık davranışlarda bulunabilirler. Bu yüzden zihin kuramı insanları diğer canlılardan ayıran &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Zihin kuramı, bir insanın diğerlerinin duygu, düşünce, inanç ve niyetlerini anlama becerisidir. Başka bir deyişle insanlarının dünyayı başkalarının gözünden yorumlayabilme durumu, perspektif alma veya empati yeteneği olarak tanımlayabiliriz. İnsanlar karşısındaki kişinin jest ve mimik gibi gözlemlenebilir özelliklerinin ötesinde, niyet ve düşüncelerini anlamayı içeren daha karmaşık davranışlarda bulunabilirler. Bu yüzden zihin kuramı insanları diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biridir.</p>



<p><strong>Zihin kuramı neden önemlidir?</strong></p>



<p>İnsan sosyal bir varlıktır ve zihin kuramı, kişinin sosyal ilişkilerindeki yeterliliği açısından büyük önem taşır. Çünkü bu beceri karşımızdaki kişinin sosyal davranışını adlandırmamıza yardımcı olur. Bu şekilde diğerlerinin daha sonraki davranışlarını öngörerek sosyal ilişkimizi düzenleyici bir özellik edinmiş oluruz.</p>



<p>Sosyal iletişimin çocukların duygu gelişimi, benlik farkındalığı, arkadaş edinebilme, gruba dahil olma gibi birçok becerisi üzerindeki rolünü düşünecek olursak, zihin kuramı gelişimi beraberinde birçok kazanımı da getirmektedir.</p>



<p><strong>Zihin kuramı gelişimi</strong></p>



<p>Zihin kuramı 8-12 aydan başlayarak gelişim gösterir. 8-12 aylık bir bebeğin gülümsemesi, dil çıkarması, bir nesneyi göstermesi karşısındaki yetişkin ile iletişim kurmaya yönelik hareketlerdir. Bu gelişimi 1-1.5 yaşlarına doğru çocuğun tepki verirken annesinin yüz ifadelerini referans alması ve ona göre bir tepki oluşturması; “<em>sevmek</em>”, “<em>bilmek</em>” gibi mental durumları belirten sözcüklerin kullanılması takip eder. 2 yaşından sonra çocuklar çevresindeki insanların “neyi görebileceği” hakkında fikir sahibi olmaya başlarlar. Dolayısıyla bir kişinin bir nesneyi gördüğü zaman onun aynı zamanda da ne olduğunu bilebileceğini anladıkları bir beceride olurlar. 3 yaşına geldiklerinde ise çocuklar artık perspektif alabilme becerisini kazanmaya başlarlar. Karşılarındaki bir kişi ile ortalarında duran bir oyuncağa baktıklarında, kendisinin oyuncağın bir yüzünü, karşısındakinin ise farklı bir yüzünü görüyor olduğunu anlayabilirler. 3 yaşından itibaren, çocuklar niyetleri algılamaya başlarlar. Durumların duyguları nasıl etkileyebileceğini, bir kişinin duygularını o kişinin istek ve inançlarını göz önünde bulundurarak yorumlayabilirler. Örneğin, bir hikaye okurken, hikayede köpeğini kaybetmiş bir çocuğun, köpeğini bulmak için telaşlı olduğunu, onu merak ettiğini ve o durumun çocuğu üzdüğünü fark edebilirler. 5-6 yaşlarında ise mecaz ve ironiyi anlama gibi daha karmaşık becerileri kazanmış olurlar.</p>



<p>Zihin kuramı gelişimini ölçmek için en yaygın olarak kullanılan test “yanlış inanç testi”dir. Bu testi başarıyla tamamlaması için bir çocuğun başkalarının zihin süreçlerini kendi zihin sürecinden ayırabiliyor olması gerekmektedir. Testin içeriği şu şekildedir:</p>



<p>Testi uygulayan kişi görseller yardımıyla çocuğa bir hikaye anlatır. Hikayedeki çocuk annesinin ona verdiği çikolatayı mutfaktaki çekmeceye saklar ve daha sonra oyun oynamak için dışarıya çıkar. Annesi mutfağa geldiğinde çikolatanın orada eriyebileceğini düşünür ve çikolatayı çekmeceden alıp buzdolabına koyar. Hikayenin sonunda çocuğa şu sorular yöneltilir:</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Hikayedeki çocuk çikolatayı ilk nereye koymuştu?</li><li>Peki, çikolata şimdi nerede?</li><li>Hikayedeki çocuk oyunu bitip mutfağa geri döndüğünde çikolatayı nerede arayacak?</li></ol>



<p>Bu aşamada 4 yaşından küçük çocukların ilk iki soruyu doğru bildiği halde son soruyu yanlış yapması normaldir. Zihin kuramı gelişmemiş olduğundan hikayedeki çocuğun düşündükleri ile kendi düşündüklerini ayırt edemez. 4-5 yaşındaki çocukların artık zihin kuramları gelişmiş olup hikayedeki çocuğun zihin sürecini ayırt edebilir ve bütün soruları doğru yaparlar.</p>



<p><strong>Çocuğunuzun zihin kuramı gelişimine fayda sağlayan aile içi etkileşimler nelerdir?</strong></p>



<p>Anne ve babaların çocuklarıyla konuşmaları sırasında kullandıkları dil büyük ölçüde etkilidir. Yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar, anne ve babaların çocuklarıyla iletişim kurarken kullandıkları cümlelerde duygu ve mental durumları bildiren kelimelere yer vermelerinin, çocuklarının zihin kuramı gelişimini olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Duygu ve mental durum bildiren kelimelere “<em>üzülmek, uyumak, düşünmek, bilmek, şaşırmak, zannetmek, merak etmek, fark etmek</em>” gibi kelimeler örnek olabilir.</p>



<p>Yazısız hikaye kitaplarını veya resimleri çocuğunuzla birlikte incelerken, bu kelimeleri içeren cümleler kullanmaya özen göstererek hikayeyi beraber anlatmanız çocuğunuzun zihin kuramı gelişimi için fayda sağlayacaktır. Buna benzer olarak serbest oyun zamanınızda, çocuğunuzun oyuncakları ile kurduğunuz oyunlarda, mental durum ve duygu belirten sözcük ve eylemlerin olaya dahil edilmesi çocuğunuzun gelişimi açısından önemli olacaktır.</p>



<p><strong>Psikolog F.Deniz SÖZER</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/zihin-kurami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
