<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Uzm. Dr. Gülay Oğuz</title>
	<atom:link href="https://www.gulayoguz.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gulayoguz.com</link>
	<description>PSİKİYATRİST-PSİKOTERAPİST</description>
	<lastBuildDate>Tue, 15 Feb 2022 13:59:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>
	<item>
		<title>YETİŞKİNLERDE AYRILMA KAYGISI</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/yetiskinlerde-ayrilma-kaygisi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/yetiskinlerde-ayrilma-kaygisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2022 13:43:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2272</guid>

					<description><![CDATA[&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; &#160; Ayrılma kaygısı bozukluğu kişinin gelişim sürecine uygun olmayan, bağlanılan kişiden anne, baba, yakın bir aile ferdi gibi, &#160;ayrılmayı düşününce yoğun stres ve korkuya sebep olan anksiyete bozukluğudur. Ayrılma kaygısı diyebilmemiz için aşağıdaki belirtilerden en az üç tanesinin sürekli veya çoğunlukla kişide var olup olmaması ayrılma kaygısı bozukluğu tanısı konulup konulmaması için etkilidir. Kişi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;</strong></p>



<p>Ayrılma kaygısı bozukluğu kişinin gelişim sürecine uygun olmayan, bağlanılan kişiden anne, baba, yakın bir aile ferdi gibi, &nbsp;ayrılmayı düşününce yoğun stres ve korkuya sebep olan anksiyete bozukluğudur. Ayrılma kaygısı diyebilmemiz için aşağıdaki belirtilerden en az üç tanesinin sürekli veya çoğunlukla kişide var olup olmaması ayrılma kaygısı bozukluğu tanısı konulup konulmaması için etkilidir.</p>



<p>Kişi evden veya bağlanılan kişiden ayrılmayı düşündüğünde ya da bunu deneyimlediğinde yoğun ve devamlı stres yaşar.</p>



<p>Kişi bağlandığı kişinin başına gelebilecek hastalık, yaralanma kaza veya ölüm olasılığını sık sık düşünür ve bu konuda çok yoğun kaygı hisseder.</p>



<p>Kendisinin bağlandığı kişiden ayrılmasına sebep olabilecek kaçırılma, hastalanma, kaza geçirme olasılıklarını sık sık düşünür ve bu konuda yoğun endişe hisseder.</p>



<p>Kişi ayrılma korkusundan dolayı evden çıkmayı, okula, işe gitmeyi devamlı olarak reddeder ya da bu konularda oldukça isteksiz davranır. Kişi yalnız kalmak veya bağlandığı kişiden uzakta kalmak konusunda devamlı ve oldukça yoğun bir korku yaşar, bu konularda isteksiz davranır.</p>



<p>Kişi bağlandığı kişiden ayrı uyumayı reddeder veya bu konuda oldukça isteksiz davranır. Ayrılma teması içeren kâbuslar kişide devamlı olarak gözlemlenir. </p>



<p>Kişi bağlandığı kişiden ayrılmak durumunda kaldığı zaman ya da bunu düşündüğü zaman baş ağrısı, karın ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi fiziksel semptomlar gösterir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Peki Ayrılık Anksiyetesi Bozukluğu Oluşumuna Sebep Olan Etkenler Nelerdir?</strong></p>



<p>Ayrılık Anksiyetesi tanısının konulabilmesi için çocuklarda veya ergenlerde bu belirtilerin en az 4 hafta boyunca, yetişkinlerde ise 6 ay boyunca görülmesi beklenir.</p>



<p>Genellikle kişinin günlük hayatını ve okul hayatını olumsuz etkiler ayrıca kişinin hayatını olumsuz etkileyecek yoğun stres ve kaygıya sebep olur.</p>



<p>Yetişkinlerde ayrılık kaygısı sadece romantik ilişkiler veya yukarıda verilen belirtilerden ibaret olmayabilir. Kişinin içinde yaşadığı çevre de bu durumdan etkilenmektedir. Bu durumlar kişinin işlevselliğini azaltmakla birlikte, çevresindeki insanlarında işlevselliğini azaltması muhtemeldir.&nbsp; Bu durumdan etkilenen kişiler genellikle gelecek ile kaygılar, çevresine karşı etkin ve boğucu tutumlar, yakın ilişki kurmadan kaçınma gibi belirtilerde gösterebilir. Her yaşta olabilmekle beraber genellikle çocukluk döneminde ve ergenlikte gözlemlenir. &nbsp;Ayrılma kaygısı bozukluğu çocuk dönemine özgü bir bozukluk değildir ve çoğunlukla başlayan ayrılma kaygısı yetişkinlik döneminde de sürdürülebilmektedir. &nbsp;</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Tedavi Planı</strong></p>



<p>Psikoterapi ayrılma kaygısının tedavisinde kullanılan en etkili yoldur. Bilişsel Davranışçı Terapi uygulanabilir ve bu tedaviler ayrıca ilaçlarla desteklenebilir. Bireylerin anksiyete bozukluğu konusunda tedavi alması önemlidir çünkü her alanda kaygının ciddi şekilde hissedilmesi, işe ya da günlük yaşama odaklanmayı zorlaştırır. Odaklanma probleminin yanı sıra danışanların kişiler arası ilişkilerde problem yaşadıkları görülmektedir. &nbsp;&nbsp;&nbsp;Uygulanan terapi içeriğinde ise kişide oluşan ayrılığın sonucunda düşünülen yanlış ve işlevsiz düşüncelerin yeniden yapılandırma, duygu ve düşünce arasındaki bağlantıları sağlama, duygu kontrolü gibi teknikler kullanılarak bireyin işlevselliğini geri kazanması hedeflenmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/yetiskinlerde-ayrilma-kaygisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ UYGULAYICI EĞİTİMİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/ozel-ogrenme-guclugu-uygulayici-egitimi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/ozel-ogrenme-guclugu-uygulayici-egitimi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Nov 2021 09:00:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Öğrenme Akademisi]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2264</guid>

					<description><![CDATA[Program;Öğrenme güçlüğünün tanılanması, ayırıcı tanı, kapsamlı kuramsal bilgiler çerçevesinde vaka örnekleriyle tanı, pekiştirme ve eğitim müdahalelerini içermektedir. Eğitim 32 saat teori ve uygulama ile 1 günlük supervizyondan oluşmaktadır. Kuramsal bilgiler ve tanılama, testlerle değerlendirme, ayırıcı tanı ele alınacak olup öğrenme güçlüğü tedavi yaklaşımları psiko-eğitsel terapi örnekleri ile desteklenecektir. Pratikler vakalar üzerinden yapılarak, 1 günlük süpervizyon &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Program;<br>Öğrenme güçlüğünün tanılanması, ayırıcı tanı, kapsamlı kuramsal bilgiler çerçevesinde vaka örnekleriyle tanı, pekiştirme ve eğitim müdahalelerini içermektedir. Eğitim 32 saat teori ve uygulama ile 1 günlük supervizyondan oluşmaktadır. Kuramsal bilgiler ve tanılama, testlerle değerlendirme, ayırıcı tanı ele alınacak olup öğrenme güçlüğü tedavi yaklaşımları psiko-eğitsel terapi örnekleri ile desteklenecektir. Pratikler vakalar üzerinden yapılarak, 1 günlük süpervizyon ile tamamlanacak ve sonraki zaman dilimlerinde sınırsız süpervizyon imkânı sunulacaktır.<br>🔎I. Modül-7 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Öğrenme Biçimleri<br>Bilgi İşleme Süreci<br>Öğrenme Stratejileri<br>ÖÖG Tanımı<br>ÖÖG Tipleri<br>Ayırıcı Tanı<br>Travmatik Öğrenme Deneyimleri</p>



<p>🔎II.Modül-14 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Değerlendirme<br>Kullanılan Testler ve Envanterler<br>Tarama Envanterleri<br>Görsel Öğrenme Güçlüğü Testi<br>İşitsel Öğrenme Güçlüğü Testi<br>Yazma Öğrenme Güçlüğü Testi<br>Matematik Öğrenme Güçlüğü Testi<br>Öğrenme Güçlüğü Tarama Testi</p>



<p>🔎III.Modül-21 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Öğrenme Güçlüğüne Müdahale Stratejileri<br>Matematik Çalışmaları<br>Okuma Çalışmaları</p>



<p>🔎IV. Modül-28 Kasım 2021 (09:30-16:30)<br>Okuma Çalışmaları<br>Yazma Çalışmaları<br>İşitsel Algı Çalışmaları<br>Görsel Algı Çalışmaları</p>



<p>🔎Kimler katılabilir?<br>Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik,Özel Eğitim,Okul Öncesi Öğretmenliği,Çocuk Gelişimi ve Eğitimi,Sınıf Öğretmenliği,Türkçe Öğretmenliği, Matematik Öğretmenliği bölümlerinden mezun olanlar ve ilgili bölümlerin 3. ve 4. sınıf öğrencileri,ilgili bölümlerin yüksek lisans ve doktora öğrenci ve mezunları.<br>Eğitimi ve süpervizyonu tamamlayan katılımcılara SAMSUN ÜNİVERSİTESİ E-devlet onaylı ‘’Uygulayıcı Sertifikası’’ verilecektir. Süpervizyon tarihi katılımcılar ile birlikte belirlenecektir.<br>Eğitim ZOOM Platformu üzerinden gerçekleştirilecektir.<br>Eğitim sonrasında sınırsız süpervizyon!</p>



<p>➡Eğitimciler:<br>Psikiyatrist–Psikoterapist Gülay OĞUZ<br>Uzm. Psikolog-Psikoterapist Saime ÇAĞLI<br>Uzm. Psikolog-Aile Danışmanı Erdoğan BUHURCİ</p>



<p>Bilgi ve Başvuru İçin:<br>📞05308773391<br>📞03624323535</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/ozel-ogrenme-guclugu-uygulayici-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAĞLANMA STİLİNİZİ BİLİYOR MUSUNUZ?</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/baglanma-stilinizi-biliyor-musunuz/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/baglanma-stilinizi-biliyor-musunuz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2021 11:32:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2252</guid>

					<description><![CDATA[Yetişkinliğimizde bağlanma stilimiz, partner seçimimizden, ilişkilerimizin nasıl gittiğine kadar, tüm sosyal ve duygusal ilişki dinamiklerimizi etkiler. İnsan ilişkilerini hepimiz ilk ilişkilerimizden&#160; öğreniriz. Ebeveynlerimiz ya da ilk bakıcılarımızla kendi bağlanma stilimizi anlamak, ilişki problemlerimizin kökenini bulmamıza yardımcı olacaktır. İdeal olarak ebeveynler çocukların güvenliğini ve korunmasını sağlarlar, &#160;çocuklarda gerekli ihtiyaçları karşılandığı için ebeveynlerine güvenmeyi öğrenirler.&#160; Ebeveynler çocukların &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yetişkinliğimizde bağlanma stilimiz, partner seçimimizden, ilişkilerimizin nasıl gittiğine kadar, tüm sosyal ve duygusal ilişki dinamiklerimizi etkiler. İnsan ilişkilerini hepimiz ilk ilişkilerimizden&nbsp; öğreniriz. Ebeveynlerimiz ya da ilk bakıcılarımızla kendi bağlanma stilimizi anlamak, ilişki problemlerimizin kökenini bulmamıza yardımcı olacaktır. İdeal olarak ebeveynler çocukların güvenliğini ve korunmasını sağlarlar, &nbsp;çocuklarda gerekli ihtiyaçları karşılandığı için ebeveynlerine güvenmeyi öğrenirler.&nbsp; Ebeveynler çocukların rahatını sağlarlar,&nbsp; onlar üzüldüğünde,&nbsp; korktuğunda sakinleşmelerine yardımcı olurlar. Bunun sonucunda da çocuklar ebeveynleri ile güvenli bir duygusal temele sahip bağ kurarlar.&nbsp; Sonrasında çocuklar ebeveynlerinin onların güvenliğini sağlayacağını bilerek güven içinde dünyayı keşfederler. Biliyoruz ki insanların birbirlerine ihtiyaçları vardır ve bağlanmak zorundadırlar hayatta kalmamız buna bağlıdır.&nbsp; Yetişkin birer birey olduğunuzda bile başkalarına bağlı olmanız sağlıklıdır. İnsanlar ile sağlıklı ve güvenilir bağlar kurduğumuzda daha mutlu, &nbsp;verimli ve başarılı oluruz.&nbsp; “Her şeyi yalnız yapmak zorunda değiliz, hiçbir zaman yapmak zorunda olmadık.”&nbsp; Brene Brown</p>



<p>Üç parça temel bağlanma stili vardır:&nbsp; Güvenli bağlanma, Kaçıngan bağlanma ve Kaygılı bağlanma stillerini aşağıda göreceksiniz.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Güvenli Bağlanma</strong><strong></strong></p>



<p>Genelde orta nokta civarında tavırları olan, abartısız bir profilden insanlarla yakın ilişkiler kuran,&nbsp; onlara bağlı olmaktan dolayı rahat hisseden, baskın, arkadaş canlısı bireylerdir. Sevgi dolu yakınlıktan korkmayan genellikle ilişkilerinden memnun insanlardır.&nbsp; Şefkat göstermede zorlanmaz, trip atmaz, dram yaratmazlar. Diğer&nbsp; stillerdeki&nbsp; bireylere göre daha arkadaşça, duyarlı, destekleyici, içten, yardımsever, dengeli ve daha az cezalandırıcı bireylerdir. Kendilerini sevilmeye layık bulurlar ve başka kişilerin de genellikle destekleyici olduğuna inanırlar. Güvenli bağlanan yetişkinler bir problemle karşılaştıklarında çevrelerinden yardım alarak bu durumdan kurtulmayı başarabilirler.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Kaygılı Bağlanma</strong><strong></strong></p>



<p>İçten, baskın, vicdanlı, nevrotik, sosyal etkileşimde arkadaş canlısı ve fazla kendini açan bireyler bu başlık altında yer almaktadır. Kaygılı bağlanan bireylerdeki en baskın özellik kendine güven eksikliğidir. Hem reddedilmekten hem terkedilmekten çok korkmaktadırlar. Eşlerine karşı öfke ve kıskançlık besleme eğilimindedirler. Bu kişilerin ebeveynleri ile geçmiş ilişkileri de henüz yerine oturmamıştır. Kaygılı bağlanan bireyler kendi bağlanma gereksinimlerinin karşılanmadığını, ebeveyninin sevgisi ve onayını yeterince kazanmamış olduklarına inanmaktadırlar. Bu kişilerin anne babaları gözlendiğinde gerçekten tepkilerini tahmin etmek kolay değildir. Bazen sevgi dolu ve sıcak iken bazen de reddedici olabilmektedirler. Samimiyete ihtiyaç duyarlar&nbsp; ve gösterilen samimiyet hiçbir zaman yeterli gelmez. Terk edilme korkusu hayatın odak noktasıdır. Hızlı bağlanma elimi vardır ve partneri soğuk davrandığında bir şey yanlış yaptığından endişe duyar. Farklı ruh halinden çok etkilenir, tartışma anında konuşmak yerine tepkisel ve sonradan pişman olacağı davranışlarda bulunur. Partnerinin onu gerçekten sevip sevmediğini veya kendinin sevilecek biri olup olmadığını sık sık sorgular.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Kaçıngan Bağlanma</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Ebeveynleri muhtemelen uzak soğuk ve tepkisizdi bunun sonucunda daha bağımsız ve kendine güvenen değişken insanlara bağlanmak&nbsp; istemeyen biri oldular. Yakın ilişkilerde kaçıngan bağlanma stilindeki bir bireye boğucu hissettirebilir ve bağımsızlığını tehdit edecek gibidir.&nbsp; Kendine ayıracak daha çok zamana ihtiyaç duyarlar. Bağlanmaya karşı koyabilirler. Partnerinin duygusal ihtiyaçlarına karşılık vermekte zorlandığı gibi almakta da zorluk çeker. Tek bir partnerle yakınlık kurmak yine bağlanmanın gerçekleşmedi yüzeysel tek gecelik ilişkiyi tercih eder. Partneri ile ayrı iken özler bir arada iken de kaçma isteği duyar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Bağlanma Stili Neden Önemli?</strong><strong></strong></p>



<p>Bağlama teorisi; anneler ve bebeklerle çalışan John Bowlby’nin çalışmaları ile ortaya çıkmıştır fakat şimdi fark ediyoruz ki bağlanma stili yetişkin romantik ilişkilerimizde de rol oynuyor. Bağlanma biçimimizde kendimiz hakkındaki inançlarımızı bulma umuduyla yeni insanlarla defalarca deneriz. Bu durum sıklıkla aynı ilişki düzenlerine saplanmış hissetmenizin sebebidir. Bağlanma stilinizi anlamak daha tatmin edici ilişkilere sahip olmak için ne yönde değişebileceğinizi anlamanıza yardımcı olur.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>&nbsp;Nasıl Güvenli Bağlanan Biri Olabilirim?&nbsp;</strong></p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Bağlanma biçiminizi fark edin. Kaygılı ve kaçıngan davranışlarınızın farkında olmaya başlamanız ilk adımınız olacaktır.</li><li>&nbsp;Neye ihtiyacınız olduğuna ve ne hissettiğinize dikkat edin.</li><li>&nbsp;İlişkiye dair ihtiyaçlarınızı ve beklentilerinizi partnerinize açıkça belirtin.</li><li>&nbsp;Kendinizi hakkında iyi hissettirecek şeyler yapın.</li><li>&nbsp;Güçlü yanlarınızı ve başarılarınızı kabul edin.( bir terapistten destek alın)</li></ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/baglanma-stilinizi-biliyor-musunuz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞİTİM VE UZAKTAN EĞİTİM SÜRECİNDE BİZLERİ NELER BEKLİYOR ?</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/egitim-ve-uzaktan-egitim-surecinde-bizleri-neler-bekliyor/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/egitim-ve-uzaktan-egitim-surecinde-bizleri-neler-bekliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Sep 2021 11:26:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[okulauyumsüreci]]></category>
		<category><![CDATA[onlineeğitim]]></category>
		<category><![CDATA[uzaktan eğitim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2243</guid>

					<description><![CDATA[Pandemi süreci, hemen herkes için olduğu gibi öğrenciler için de oldukça büyük değişimlerle karşı karşıya kaldıkları bir dönem. Bu süreç insanların bir araladığının, &#160;yüz yüze, göz göze olan ilişkisinin yaşamımızın ne kadar ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterdi.&#160; Bu durum özellikle okulları bir buçuk yıla yakın bir süre kapalı kalmış çocuklar ve gençlerde daha net görüldü. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Pandemi süreci, hemen herkes için olduğu gibi öğrenciler için de oldukça büyük değişimlerle karşı karşıya kaldıkları bir dönem. Bu süreç insanların bir araladığının, &nbsp;yüz yüze, göz göze olan ilişkisinin yaşamımızın ne kadar ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterdi.&nbsp; Bu durum özellikle okulları bir buçuk yıla yakın bir süre kapalı kalmış çocuklar ve gençlerde daha net görüldü. Normalleşme dönemi ile birlikte okulların tekrar açılması ise yüz yüze eğitimde yeni bir sürecin başlangıcı haline geldi. Yüz yüze eğitim, herkes için hem heyecan verici hem de kaygıların arttığı bir süreç haline geldi. Fakat aslında yüz yüze eğitimi herkes için hem psikolojik hem de fiziksel olarak sağlıklı bir biçimde geçirmemiz mümkün. <strong>Okulun insan gelişimindeki eşsiz yerini daha iyi görmüş olmamız toplumumuzun geleceğini, kurduğumuz bu ortama göz bebeğimiz gibi bakmamızı sağlayacak mı?</strong> Bu yaklaşımımız bir yerde çocuklara verdiğimiz değer ile orantılı. Çocukların salgında en düşük riskle okullarda yüz yüze eğitim içinde olmasını sağlamak yerine onları evde tutmaya devam edersek, salgından ne kadar koruyabileceğimiz bir yana ruhsal gelişimleri ile ilgili başka bir salgına da kapıyı açık tutmaya devam etmiş olacağız. Ev ortamının özellikle dezavantajlı toplum kesimlerdeki çok sayıda çocuk için gereken asgari gelişim ortamını sağlayamamış olması, uzaktan eğitimin mevcut haliyle geniş kesimlerin akademik gelişim ihtiyaçlarını bile karşılamaktan uzak kalmış olması ve en önemlisi sosyal gelişimin, &nbsp;çocuğun modern tolumun bir parçası olmayı öğrenmesinin tıkanmış olması gibi zorluklar, değişik nörogelişimsel ya da ruhsal bozuklukları olan çocuklar için sınıflar ötesi katlanarak bir etki göstermektedir.</p>



<p style="font-size:23px"><strong>Nasıl Yardım Sağlanmalı?</strong></p>



<p>Düzenlemelerin güncel bilimsel verilere ve salgının o andaki durumuna göre nasıl yapılacağına her yerel koşula göre farklı karar verilebilmeli. Okullarda çalışanların ve ergenlerin aşılanmış olması, etkin havalandırmanın ve açık hava kullanımının sağlanması, kapalı alanlarda maske kullanımı, mesafelenmeye uygun sınıflar gibi ayrıntısı ilgili uzmanlarca belirlenecek koşullar yerine getirilmelidir. Okulu ve yüz yüze eğitimi öncelik olarak görmeyen birçok anne babanın bu tutumlarının salgına ilişkin yanlış bilgiye dayalı yersiz kaygı ya da umutsuzluk, çaresizlik ve karamsarlık dışındaki kaynaklarını araştırmalıdır. Okullardaki yüz yüze eğitimin en yetersizinin bile sosyal ve duygusal gelişim açısından sağlayabileceklerinin vazgeçilmezliğini gördükleri ölçüde bilime ve sağduyuya daha açık olacaklarını düşünüyorum. Çocukların sosyal ve duygusal gelişimine öncelik vermemiş olmaları önemsemediklerini göstermiyor. Bu önceliği fark ettirmek biz uzamalara da düşüyor. Çocuklar ve gençler için müzik, dans, sanat, kültür, spor ve bilim aktiviteleri sağlayan faaliyetlerin azlığını düşündüğümüzde, uzmanların ortak gözlemi uzaktan eğitimde özellikle dikkat/&nbsp; odaklanma ve motivasyonun erişim olanakları tüm çocuklarda &nbsp;hızla düşmüş ve ailelerin çok önemsediği akademik öğrenmenin de verimsizleşmiş olduğu yönünde. Öğrenmeyi bir alışverişten ziyade bir ilişki olarak tanımlarsak, bu ilişki yüz yüze eğitim koşullarında çok daha iyi sağlanabilmektedir. İlişki olmadan öğrenme olmuyor.&nbsp; Toplumsal kafa karışıklığının sebebi bilimin yetersizliği değil, ancak bilimsel düşüncenin kesinlik iddiası taşımamasının ve yeni verilere göre önerilerinin güncellenmesinin toplum tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlamak görevimiz.</p>



<p style="font-size:23px"><strong>EĞİTİM VE UZAKTAN EĞİTİM</strong></p>



<p>Okula gitmekle salgının hızlanması arasında bir bağlantı var ama bu bağlantı bir sebep sonuç ilişkisi değildir. Salgın hızlandığında diyelim ki bulaşıcılık 3 katına çıkınca okullardaki bulaşmada 3 katına çıkıyor okullar açılmış olduğu için değil okulun toplumda olan bulaşıcılık düzeyini yansıtması sonucu sahici veriler toplanıp okulun artık tutulup tutulmayacağı ya da insanların bir araya gelişini nerede ne kadar kısıtlayacağımız kararını doğru biçimde alabiliriz. &nbsp;Okulların açık olması bir temel ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın gerek bir ihtiyaç olduğunu ev okul olunca daha iyi anladık gerçeklerle yüzleştik ve çocukların yaşadıkları zorlukları daha iyi gördük. Aynı zamanda öğretmenlerin bize söylediği ama kabul etmediğimiz meselelere tanık olduk. Ev hayatının sağlayamadığını başkalarıyla paylaşılmış ve yetişkinlerce düzenlenmiş gelişim ortamını okulda buluyoruz. Okul toplum düzeyinde öğrenmenin ve gelişmenin bilinen en iyi yolu okul aynı zamanda en çok değişim gerektiren toplumsal yapıların başında geliyor eğitim bireylerin sadece bir şeyler öğrendiği değil yaşama hazırlandığı bu yaşama hazırlığı ailelerin tek başına karşılamakta zorlandıkları o nedenle bu yaşama hazırlığın kamu tarafıyla üstlenildiği bir süreçtir. Okullar dersten ibaret değildir okul toplumsal hayata katılmak üzere yetiştirilen küçük insanların ortak bir gündem ve amaçla bir araya gelmesi için bir platformdur.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>ARKADAŞLIK İLİKİLERİNDE ZORLANAN ÇOCUKLARA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİZ ?</strong></p>



<p><strong>1-SOSYAL BECERİ EKSİKLİĞİ OLAN ÇOCUKLAR</strong></p>



<p>Sosyal beceriler tüm çocuklarda aynı oranda gelişmiş olmayabilir çocuğunuzun arkadaşlarıyla ilişkisini gözlemleyebilir akranlarıyla etkileşim kurmakta zorlandığını düşündüğünüz konularda çocuğunuza rol model olabilirsiniz. Günlük hayatta karşılaşılabileceği sosyal durum senaryoları hakkında beraberce konuşabilirsiniz. Sen olsan ne yapardın?&nbsp; Böyle bir durumda ne yapmak gerekir?&nbsp; Karşı taraf böyle bir durumda ne düşünür?&nbsp; Nasıl hisseder? &nbsp;Soruları üzerinden konuşmak buna bir örnektir.</p>



<p><strong>2-SOSYAL KAYGI YAŞAYAN ÇOCUKLAR</strong></p>



<p>Bazı çocuklar doğuştan sosyal kelebeklerdir bazıları ise onlar için yeni bir durum oluştuğunda duruma ısınmak için daha uzun bir zamana ihtiyaç duyar. &nbsp;Birçok anne ve baba, çocuklarının zaman zaman çok çekingen olduğundan, tanımadığı insanların olduğu ortamlarda hep geri planda kaldığından, hiç veya bir- iki arkadaş edinip diğer insanlarla sohbet etmediklerinden şikâyet ederler. Çocuğunuz sosyal durumlar için biraz tereddütlüyse endişe etmeyin. Her çocuğun girişken olmasını ve grubun lideri olmasını beklemek gerçekçi değildir. Bu yüzden çocuğunuzu zorlamaktan kaçının. Çocuğunuz bir aktiviteye karşı isteksiz davranışlarda bulunuyorsa aktiviteye beraberce katılabileceği bir akranı bulmak veya katılacağı aktivitenin ve gireceği ortamın evde bir provasını yapmak yardımcı olacaktır. &nbsp;Kaçınma davranışından vazgeçen çocuk için artık yeni bir süreç başlar. Ortamda kaygı veren bir durum olmadığını görmesi bu konuda kendine duyduğu güveni arttırır ve kısır döngü halini almış katılaşmış düşüncelerinde de psikolojik esneklik meydana gelir.</p>



<p><strong>3- DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU/ OTİZM SPEKTRUM BOZUKLUĞU VEYA ASPERGER SENDROMU GİBİ TANI GRUBUNDA YER ALAN ÇOCUKLAR</strong></p>



<p>Bu tanı gruplarında yer alan çocuklar arkadaşlık ilişkilerini kurma ve devam ettirme konusunda en çok sabırsızlık, düşünmeden hareket etme, çabuk karar verme, karşı gelme, katı düşünce yarısı ve esnek olamama gibi sebepleriyle zorluk yaşamaktadırlar. Bu çocuklara topluluk içindeki sosyal kurallar, karşısındakini dinleyebilmenin ve kurallara uyum sağlayabilmenin önemi gibi konuları şefkatli ve anlaşılır bir dille açıklayabilir sosyal durumlara uymakta zorlandığı zamanlarda neler yapabileceği ile ilgili birlikte alternatif çözüm yolları arayabilirsiniz. Karşılaşacağı senaryolar için rol oynama (role- play) egzersizleri uygulayabilirsiniz. Ailede başlayan sosyal duygusal gelişim okul ile devam eder. Okul ortamında arkadaş edinmek akademik başarı kadar önemlidir. Arkadaşlıklar çocukların ufaklarının genişlemesine öz saygılarının artmasına, empati ve problem çözme becerilerinin gelişmesine, sosyal hayata uyum sağlamalarına yardımcı olur. Ancak bazı çocuklar arkadaşlık ilişkileri kurmakta güçlük yaşayabilirler.</p>



<p>Bu durumun başlıca sebepleri;</p>



<p>Sosyal becerilerinin henüz gelişmemiş olması</p>



<p>Karakteristik&nbsp; özellikleri veya sosyal kaygı yaşıyor olması</p>



<p>Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Asperger Sendromu veya Otizm Spektrum Bozukluğu gibi tanı gruplarında yer alıyor olması olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/egitim-ve-uzaktan-egitim-surecinde-bizleri-neler-bekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DOĞAL AFETLER ÇOCUKLARA NASIL ANLATILMALI?</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/dogal-afetler-cocuklara-nasil-anlatilmali/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/dogal-afetler-cocuklara-nasil-anlatilmali/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Aug 2021 15:44:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2237</guid>

					<description><![CDATA[Böylesine sıra dışı zamanlarda ebeveynlerim kendi duygu durumlarını fark etmeleri sakinleşebilecekleri, olabildiğince dengeyi ulaşabilecekleri zamanı kendilerini tanımaları çok kıymetlidir. Ebeveynlerin sakinliği çocuklarına sunabilecek etkili yardımlardandır.&#160;Çocuklar özellikle bu süreçte güvenli bir yetişkin ile tutarlı, istikrarlı şefkatle öngörülebilir bir bağ kurma ihtiyacı duyarlar. Çocuklar ile temasta olmak onlara şefkatle dokunmak, karşılıklı bakışmak, birlikte oyun kurmak, onlar için &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Böylesine sıra dışı zamanlarda ebeveynlerim kendi duygu durumlarını fark etmeleri sakinleşebilecekleri, olabildiğince dengeyi ulaşabilecekleri zamanı kendilerini tanımaları çok kıymetlidir. Ebeveynlerin sakinliği çocuklarına sunabilecek etkili yardımlardandır.&nbsp;Çocuklar özellikle bu süreçte güvenli bir yetişkin ile tutarlı, istikrarlı şefkatle öngörülebilir bir bağ kurma ihtiyacı duyarlar. Çocuklar ile temasta olmak onlara şefkatle dokunmak, karşılıklı bakışmak, birlikte oyun kurmak, onlar için orada olmak onları güvende hissettirmek her zaman ama özellikle zorlu yaşamı olaylarının olduğu dönemlerde daha fazla önem taşır.Çocuklar yangından, selden, depremden korkmuş da olabilir, bu sürece dair herhangi bir tepki vermiyor da olabilir. Aynı olayı&nbsp; deneyimliyor olmanıza rağmen farklı reaksiyonlar vermeniz çok normaldir. Bunun nedeni ise farklı mizaç yapılarınızın,&nbsp; olayı nerede nasıl yaşadığınızın ve genetik faktörlerinizin her biri sizi farklı ve özgün kılar. Dolayısıyla çeşitli durumlara eşsiz tepkiler verebiliriz. Bu sebeple ebeveynlerin çocuklarını izlemesi, onlarla uyumlanması, ihtiyaçlarını takip etmesi ve onlara mizaçlara ve ölçülerine uygun şekilde destek vermesi çok kıymetlidir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Durumu Nasıl Anlatmalıyım?</strong><strong></strong></p>



<p>Çocuklarla süreci konuşurken&nbsp; onlara yaşanan olayı tahsil etmek ve duygularını isimlendirmek sürecin anlaşılmasında oldukça yardımcı olmaktadır.&nbsp; Örneğin ülkemizin çeşitli yerlerinde yangınlar var küresel ısınma yoğun sıcaklık gibi durumlar bu yangınları neden oluyor sanırım sen de bu haberleri biz konuşurken duydun ve endişelendin gibi söylemlerde bulunabiliriz. Özellikle&nbsp;bilimsel kaynaklar ile harmanlanmış hikayelerden faydalanabiliriz.&nbsp; Önce pozitif kaynakları anlatarak seze başlamak daha yardımcı olmaktadır. Sarsıcı bir bilgi öğrendiğimizde bunu anlamak,&nbsp; sindirmek ve üstesinden gelmek için dayanakları ihtiyaç duyarız. Dünya diye bir gezegende yaşıyoruz gezegenimizin içinde yemyeşil ormanlar, masmavi denizde rengârenk bitkiler var. Dünyada milyonlarca canlı yaşıyor ve burada çocukların oynayabilecekleri parklar, görebilecekleri yerler, meyvelerini yiyebilecekleri ağaçlar var. Evren milyonlarca yıldır var ve içinde bir tür değişimler oluyor gibi örnekler vererek çocuklara bu durumu anlatmak onların olayları sindirmesine ve üstesinden gelmek için en sağlıklı yöntemdir. Örneğin; Gece gündüz oluyor, gündüz gece, tırtıllar kelebek oluyor, mevsimler değişiyor, ilkbahar yaz sonbahar kış, bebekler doğuyor büyüyor, çocuklar oluyor sonra yetişkin oluyorlar bir sürü şey değişiyor. Bazı zamanlarda ise çeşitli doğa olayları da oluyor dünyamızda (yağmurlar yağıyor, güneş açıyor, kar yağıyor rüzgar esiyor.&nbsp; Bu aralar ise duyduğun gibi yangın oluyor, çeşitli bölgelerde sel ve deprem oldu. Bu durum bizleri biraz şaşırtabilir ve korkutabilir bazen ise karışık duygular hissetmemize neden olabilir.&nbsp; Bu olayları güvende sağlayarak kontrol altına almaya çalışan &nbsp;bir sürü insan var. Bilim insanları devlet görevlileri, doktorlar, ailemiz. Herkes güvende olmamız için elinden gelenin en iyisini yapıyor. Biz güvendeyiz ve güvende olmak için de pek çok önlem alıyoruz gibi açıklamalarda bulunabiliriz. Ailece bu olayların nasıl daha az olması adına neler yapılabileceği değerlendirilmelidir. Bu konuda konuşulmalı ve çocukların düşünceleri değerlendirilmelidir. Acil bir durumda ne yapılabileceği üzerine sohbetler etmek, alınan tedbirleri anlatmak, çocuklara güven ve kontrol duygusu sağlar. Fakat bu açıklamaları yaparken çocuğu bilgiye boğmamak, &nbsp;henüz hazır olmadığı içeriklerle çocuğu ve sinir sistemini yormamak oldukça önemlidir. Çocukların yanlarında korkutucu ve yaşlarına uygun olmayan detaylar paylaşmaktan kaçınılması gerekir.&nbsp; Çocuklar ebeveynleri konuşurken her ne kadar onlarla ilgilenmiyormuş gibi gözükseler de aslında mutlaka ebeveynlerini işitirler ve etrafında olup biteni fark ederler. Aynı zamanda çocukların dikkatini yalnızca yıkımda, ölümde, &nbsp;kayıplarda tutmamakta fayda var. Bu içeriklere vakıf olmuş olsalar bile dikkatlerinin yönünü değiştirmek, bu süreci sağlıklı bir şekilde geride bırakmalarında önemli bir rol oynar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Hangi İçeriklerden Faydalanmalıyım?</strong></p>



<p>İzlenilen haberler, görüntüler, pek çoğumuzu olduğu gibi çocukları da etkilemektedir. Çocukların uygunsuz haber ve görüntülere maruz kalmaması için çaba harcamanız gerekir.&nbsp; Amacımız çocuğa hiçbir şey olmamış gibi davranmak değil, her şey yolundaymış gibi davranmak da çocukların kendini kandırılmış hissetmesine ve bir şeylerin kendilerinden gizlendiğini dair inançlar oluşturmasına neden olur. Bu nedenle çocukların içinde bulundukları gelişimsel döneme uygun net doğru ve sordukları kadarını aktarmak gerekir.<strong> </strong><strong>&nbsp;</strong>Bu süreçte çocukların duygularını ifade etmesine teşvik etmek mühimdir. Bazen çok mutlu oluyorsun bazen endişeli bu dönemde karışık duygular hissetmen çok &nbsp;doğal gibi duygu aynalamaları yapılabilir. Bu süreçte yaratıcı drama tekniklerinden faydalanılabilir. Doğaçlama teknikleri ile birlikte yaşadıklarını duygularını oyuna yansıtırlar.&nbsp; Çocukların oyun oynaması, onlarla birlikte oynamak, &nbsp;verdikleri rollere girmek her zamankinden daha kritiktir. Çocuklar kendilerini etkileyen süreçleri bazen oyunda defalarca oynayarak geride bırakmak isterler. Sinir sisteminin düzenlenmesini sağlayan en temel unsurlardan biri de çocuğun oyun içindeki hareketleri ile bedeninde biriktirdiği gerginliktir. Çocukların oyunlarındaki hareketlerine, oyuncak seçimlerine, tekrar eden oyunlarına bu süreçte daha dikkat edilmelidir. Bu dönemde sıralama ve düzen oyunlarına ilgi artabilir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Farkındalık ve Regülasyon</strong><strong></strong></p>



<p>Çocukların duygularını ifade edebilecekleri oyunlar özellikle zorlayıcı yaşam dönemlerinde çok önemlidir. Kum, kil, hamur, su gibi malzemeler duygu regülâsyonu için yardımcıdır. Balon üfleme, yastığa sarılmak,&nbsp; &nbsp;çeşit dokulara temas etme, rahatlatıcı şeyler koklama, &nbsp;nefes egzersizleri, &nbsp;buz çiğnemek, &nbsp;güvenli bir yer hayal etmek ve bunu çizmek gibi etkinlikler süreci yönetmelerine ve ifade etmelerini yardımcı olur. Duygu düzenleme becerisi pratik gerektirir. Duygular hakkında sohbet etmek, hareket etmek, oynamak, &nbsp;temasta bulunmak, &nbsp;çocukların duygularını duygu ve düşüncelerini fark etmesine yardımcı olur. Aynı zamanda çocukların bedenlerini kulak vermesini teşvik etmek bir başka önemli boyuttur. Stres anında savaş ya da kaç doğum tepkileri veririz. Travmatik olay yaşadığımızda, &nbsp;duyduğumuzda vücudumuz ne tepki vermek ister? Sorusuyla dikkatimizi bedenimize vermemizi sağlayabiliriz. &nbsp;Harekete geçmiş ama o esnada verilmemiş tepkiler ve enerji sinir sisteminde sıkışır.&nbsp; Çocuklar ise bedenlerinin neye ihtiyacı olduğunu bilir. Kimi çocuk böyle zamanlarda daha çok hareket etmek isterken, kimi çocuk ise daha yoğun ve hızlı oyunlar kurmayı tercih etmektedir.&nbsp; Çocuklara bedenlerinde neler olup bittiğini sorarak dikkatlerini duyumsamalarına vermelerini sağlayabiliriz.&nbsp; Şu anda bedeninde ne hissediyorsun? Bu bedenin neresinde?&nbsp; Nasıl bir şekli var?&nbsp; Ne renk?&nbsp; Ayaklarının altına sağlam bir zemin olması bedenine nasıl bir etki yaratıyor? Gibi sorular çocukların dikkatlerini duyumsamalarını vermelerine yardımcı olacaktır. Bu dönemde çocukları, izinleri dâhilinde dokunmak, masaj yapmak, tema seçen oyunlar oynamak, hem kültürel hem bakım verenlerine iyi gelir. Bedendeki aktivasyonu dengelemek adına kendine dokunma, sıkma, sarılma pratikleri destabilizasyon için çok önemlidir ve çocuklara model olunarak öğretilebilir.</p>



<p class="has-medium-font-size">&nbsp;<strong>Sürece Dair Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Bu dönemde çocuklar çeşitli belirtiler gösterebilir. Bunlar arasında; ısrarcılık, huzursuzluk. ağlama, odaklanmada güçlük, &nbsp;uykuya dalmada güçlük, sık uyanma, iştahsızlık ve ebeveynlere fazla bağlılık, ayrılmak istememe, &nbsp;agresif davranışlar daha önce sergilediği becerilerde gerileme (altına kaçırma, bebek gibi konuşma) gibi davranışlar sergilemeleri mümkündür. Oyunda benzer temaları canlandırabilir, &nbsp;bedensel şikâyetlerde bulunabilir, (kabuslar görmek, yalnız kalmak istememek, aynı irkilmeler) gibi tepkiler aslında strese verilen tepkilerdir. tüm bunlar duygusal bir ihtiyacın alametidir çocuğun olabildiğince güvende hissetmesini sağlayacak ona desteklemek gerekir besinlerin önemi çocuklar yaşanan olaylar ve süreç hakkında ne hissettikleri konu hakkında düşündükleri konuşulabilir çocuğun olmadığını düşünüyorsanız ve hissediyorsanız da konuya sürekli gündeme getirmeye gerek yoktur. Bu süreçte çocuğun rutinlerine sadık kalmak çok önemlidir. Mümkün olduğunca benzer sıralamalarla yemek, oyun, &nbsp;çalışma. &nbsp;uyku süreci devam ettirilmelidir.&nbsp; Çocukların merak ettikleri her konuyu konuşabilecekleri iletişimi kurabilmek önemlidir fakat burada daha önemli nokta samimi olmak adına aşırı bilgi ve proje dışında düşünmekten kaçınılmalıdır. Yaşına uygun açıklamalar yapmak ve çocuğa, çocuğun sorduğu kadarını yanıtlamak yeterlidir. Ebeveynler, duygularını dengeli bir şekilde çocukları ile paylaşabilirler. “Böyle bir durum yaşandığı için ilk başta ben de şaşırdım, biraz korktum ve bu çok doğal” gibi tepkiler verebilirler.&nbsp; Böylece çocuk kaygının, korkunun, üzüntünün normal ve ifade edilebilir duygular olduğunu anlayacaktır. Her ne olursa olsun çocuklara yalan söylememek, olup biteni gerçeküstü bir şekilde hissettirmemek önemlidir.&nbsp; Korkacak ne var? &nbsp;demek yerine, seni bu denli rahatsız eden şey nedir?&nbsp; Bunu konuşmak, çizmek, bunun hakkında yazmak, oynamak ister misin? &nbsp;gibi kapsayıcı cümleler kullanmak çocukla iletişim yolunu açacaktır. Çocuklar aynı soruları tekrar tekrar sorabilirler bu durum çocuğun bilgiyi işlediğini ve duygu durumunu düzenlemeye çalıştığını, kendisini sakinleştirecek bir kanala ihtiyacı olduğunu ortaya koyar. Soruları yanıtlamak ve açıklamak çocuğu rahatlatacaktır. &nbsp;Eğer çocuğunuz yoğun bir duygu halinde ise duygudurum düzenlemekte güçlük yaşıyorsa, işlevselliği olumsuz etkileniyorsa, alt ıslatma,&nbsp; gece kâbusu, parmak emme, tırnak yeme gibi dikkat ve odaklanma, huzursuzluk,&nbsp; &nbsp;uyku sorunları devam ediyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek alınması gerekmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/dogal-afetler-cocuklara-nasil-anlatilmali/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-2/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2021 20:48:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2234</guid>

					<description><![CDATA[Çoğumuz bir travmatik olaya şahit olmuşuz veya yaşamışızdır. Zamanla, yas dönemi geçer, acı azalır ve hayat normal halinde devam eder. Çoğumuz travmatik olaydan sonra kendimiz iyileşiriz fakat bazı kişiler travmatik olaydan sonra aylar, hatta yıllar geçse de iyileşmeyebilir ve travmadan kaynaklı aşırı stres veya kaygı yaşamaya devam edebilir. Travma sonrası stres bozukluğu öncesi kişi, gerçek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çoğumuz bir travmatik olaya şahit olmuşuz veya yaşamışızdır. Zamanla, yas dönemi geçer, acı azalır ve hayat normal halinde devam eder. Çoğumuz travmatik olaydan sonra kendimiz iyileşiriz fakat bazı kişiler travmatik olaydan sonra aylar, hatta yıllar geçse de iyileşmeyebilir ve travmadan kaynaklı aşırı stres veya kaygı yaşamaya devam edebilir. Travma sonrası stres bozukluğu öncesi kişi, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır bir yaralanma veya kendisinin ya da başkalarının fizik bütünlüğüne bir tehdit olayını yaşamış böyle bir olaya tanık olmuş ya da böyle bir olayla karşı karşıya gelmiştir. Kişinin tepkileri arasında aşırı korku, çaresizlik ya da dehşete düşme vardır. Çocuklar ise bunların yerine dezorganize veya ajite davranışla tepkilerini dışa vurabilirler. Travmatik olay sürekli yeniden yaşanır. Olayın elde olmadan tekrar tekrar anımsanan ve sıkıntı veren bir biçimde rüyada görülür. Travmatik olay sanki yeniden oluyormuş gibi davranılır ya da hissedilir. Travmatik olayın bir yönünü çağrıştıran ya da andıran iç veya dış olaylarla karşılaşma üzerine yoğun bir psikolojik sıkıntı duyurulur ve yoğun bir fizyolojik tepki gösterilir. Travmaya eşlik etmiş olan düşünce, duygu ya da konuşmalardan kaçınma çabaları; travmanın önemli bir yönünü anımsayamama; önemli etkinliklere karşı ilginin ya da bunlara katılımın belirgin olarak azalması, insanlardan uzaklaşma ya da insanlara yabancılaştığı duyguları, duygulanımda kısıtlılık, bir geleceği kalmadığı duygusunu taşıma görülebilir. Bu belirtilerden en az üç tanesinin görülmesi gerekmektedir. Uykuya dalmakta ya da uykuyu sürdürmekte güçlük; irritabilite ya da öfke patlamaları; düşüncelerini belirli bir konu üzerinde yoğunlaştırmada zorluk çekme;&nbsp; hipervijilans; aşırı irkilme tepkisi gösterme görülebilir.Yukarıdakilerden en az ikisinin bulunması ile belirlenir.</p>



<p style="font-size:22px"><strong>Tanı Kriterleri</strong></p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>A. Travma</strong></p>



<p>1- Ölüm ya da ölüm tehdidi, fizik bütünlüğüne yönelik tehdit veya buna şahit olmak.</p>



<p>2- Travma sırasında korku, çaresizlik ya da dehşete düşme var.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>B. Yeniden yaşama (tekrarlama)</strong></p>



<p>1- Olayı sık sık düşünme</p>



<p>2- Sık sık rüyada görme</p>



<p>3- Olay yeniden oluyormuş gibi hissetme</p>



<p>4- Olayı hatırlatan iç ya da dış olaylarla karşılaşınca sıkıntı</p>



<p>5- Olayı hatırlatan iç ya da dış olaylara fizyolojik tepki verme</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>C. Olayı hatırlatan uyaranlardan sürekli kaçınma</strong></p>



<p>1-Travmaya eşlik etmiş düşünce duygu ya da konuşmalardan kaçınma</p>



<p>2- Travmayı hatırlatan yerlerden ya da kişilerden uzak durma</p>



<p>3- Travmanın önemli bir yönünü hatırlayamama</p>



<p>4- Önemli etkinliklere ilgi azalması</p>



<p>5- İnsanlardan uzaklaşma, yabancılaşma</p>



<p>6- Duygulanımda kısıtlılık</p>



<p>7. Bir geleceği kalmadığı düşüncesi</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>D. Artmış uyarılmışlık belirtileri</strong></p>



<p>1-Uykuya dalmakta ve sürdürmekte güçlük</p>



<p>2-İrritabilite ve öfke patlamaları</p>



<p>3- Konsantrasyonda zorluk</p>



<p>4- Hipervijilans</p>



<p>5- Aşırı irkilme tepkisi</p>



<p>E. Belirtilerin 1 aydan uzun sürmesi ve işlevselliğin bozulması.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Travma Türleri</strong></p>



<p>Ölüm, ciddi yaralanma, cinsel yönden şiddete uğrama ya da maruz kalma ya da bunlarla ilgili tehditle karşılaşma olarak tanımlanırken travmayla karşılaşmanın aşağıdaki yollardan biri aracılığıyla olmasını öngörmektedir.</p>



<p><strong>a-</strong> Travmatik yaşantıyı bizzat deneyimleme</p>



<p><strong>b-</strong> Başkalarının deneyimlerine bizzat şahit olma</p>



<p><strong>c-</strong> Aile üyelerinden ya da yakın arkadaşlardan birinin başına gelen ölüm ya da ölüm tehdidini öğrenme</p>



<p><strong>d-</strong> Ağır Travmatik olayların itici ve rahatsız edici detaylarına tekrarlayıcı biçimde maruz kalma (beden parçalarını toplama durumunda kalan kişiler ya da görevi gereği bunlara sıklıkla maruz kalanlar gibi)</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tepkileri</strong></p>



<p>Yaşanan durumun (olağanüstü) olarak algılandığı bir olayda,&nbsp; gösterilen stres&nbsp; reaksiyonları anormal bir olaya verilen normal reaksiyonlardır.&nbsp; Hemen akabinde verilen reaksiyonları değerlendirerek önemli bir psikolojik rahatsızlıkla karşı karşıya olunduğunu düşünülmesi yanlıştır.&nbsp; Yapılan araştırmalarda birçok vakada orta şiddette stres tepkileri herhangi bir müdahale yapılmadan 6 16 ay içinde ortadan kalkabilmektedir.</p>



<p class="has-medium-font-size">&nbsp;<strong>Fiziksel Tepkiler</strong></p>



<p>&nbsp;Normal stres tepkileri vücudumuzda sempatik ve parasempatik sinir sisteminden ortaya çıkar. Sempatik sinir sistemi tehlike algılandığında devreye girer. Bedeni tehlikeli durumdan kaçmaya veya tehlikeyle savaşmaya hazırlar. Bunun sonucunda kalp atışları ve nefes alıp verme hızlanır, terleme görülür sindirim sisteminde hareketlenme olur, kaslarda gerginlik yorgunluk vücudun değişik yerlerinde ağrı mide ve bulantısı oluşur. Tehlike ortadan kalktıktan sonra ise parasempatik sinir sistemi devreye girer; sempatik sistem vücutta ortaya çıkardığı değişiklikleri geri dönüştürür &nbsp;ve beden aktivitelerinin normale dönmesini sağlar.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Duygusal Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>Psikolojik travma durumunda yoğun stres sonucu ortaya çıkan duygusal tepkiler eğer ilk&nbsp; iki hafta&nbsp; gözleniyorsa normal karşılanmalıdır. İlk iki haftadan sonra eğer bu duygular varlıklarını ve yoğunluklarını korurlarsa bu, muhtemel bir psikolojik soruna işaret edebilir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Bilişsel Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Strese verilen bilişsel tepkiler duygusal tepkiler ile ilgilidir. Verilen bilişsel tepkiler hem olayla hem de verilen fiziksel ve duygusal tepkiler nedeniyle ortaya çıkabilir. Bu tepkiler şaşkınlık, dalgınlık mekan veya zaman, &nbsp;oryantasyonda güçlük, hafıza problemleri ve kafa karışıklığı olarak özetlenebilir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Kişilerarası Tepkiler</strong><strong></strong></p>



<p>&nbsp;Aşırı stres durumlarında evde, okulda veya işte arkadaşlık eş ve ebeveynlik ilişkilerinde ortaya çıkan bir takım belirtilerden söz etmek gerekir. İlişkilerde gözlenen bu değişiklikler güvensizlik, tedirginlik artan çatışma eğilimi içe kapanma, yalnız kalma, kendine reddedilmiş ya da terk edilmiş sanma,&nbsp; uzaklaşma, ön yargılı olma ve kontrol etme ihtiyacında artış olarak gruplanabilmektedir.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Travmatik Olaydan Sonra Yaşanan Normal Anksiyete ve TSSB Arasındaki Fark</strong></p>



<p>Normal anksiyete;bir trafik kazasından sonra korkutucu düşünceler veya görüntüler, uyumakta ve konsantre olmakta güçlük çekmek. Aynı zamanda kazadan günler ve haftalar sonra tedirgin ve sinirli hissettikten sonra normale dönmek. Birisinin aniden ölümüne şahit olduktan sonra yalnız kalmak istemek, olayla ilgili insanlardan ve mekânlardan uzak durmayı tercih etmek, aile ve arkadaşlar olan etkinliklere katılmak istememek. Bu durumun süresinin birkaç haftayı geçmemesi beklenir. Yaşamı tehdit eden olaylardan sonra korkmak ve öfkeli olmak normal anksiyete belirtileri olarak görülmektedir.</p>



<p>Travma sonrası stres bozukluğunda ise; trafik kazasından sonra, kaza ile ilgili sürekli kronik, rahatsız edici, beklenmedik anılar, görüntüler (flashback) veya kabuslar görmek; travma geçtikten uzun süre sonra aniden duyguların taşması. Kaza anını tekrar tekrar yaşıyor gibi olmak.&nbsp; Ne olursa olsun, ölen kişiyi hatırlatan her şeyden, herkesten uzak durmak, her şeye karşı ilgisiz olmak ve aile / arkadaşlardan aylar ve yıllarca uzak durmak.&nbsp; Doğal afetlere şahit olduktan sonra bile ciddi ve tekrarlayan sinirlilik, tedirginlik hali, uykusuzluk ve dikkat kaybı yaşamak.</p>



<p class="has-medium-font-size"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p>Travma sonrası stres bozukluğu tedavisi bireyin hayatı üzerinde bir kontrol duygusu kazanmasına yardımcı olmayı hedefler. Öncelikli olarak kullanılan tedavi yöntemi psikoterapidir ve buna destek olması için ilaç tedavisinden de faydalanılması mümkündür. Bu tedavi yöntemlerine birleştirmek bireyin semptomları ile başa çıkma becerisini geliştirmesine, belirtilerin tekrar ortaya çıkması durumunda bunlarla baş etme yollarını öğrenmesine, anksiyete depresyon gibi travmatik deneyimler ile ilgili diğer sorunların tedavisinde,  alkol ve uyuşturucuların kötüye  kullanımından kaçınmasına (işlevsiz davranışlar) yardımcı olacaktır. Travma sonrası stres bozukluğu tedavisinde öncelikli olarak kullanılan yöntem bilişsel davranışçı terapi yöntemidir. Bireyin takılı kaldığı düşünme yollarını yani bilişsel kalıpları kendisiyle veya travmtik şeylerin tekrar olma riski ile ilgili olumsuz inançları tanımasına yardımcı olmaktadır. Bu süreçte  bilişsel terapi genellikle exposure tedavisi bireyin korkutucu bulduğu durumlar, anılarla güvenli bir şekilde yüzleşmesi de yardımcı olacaktır. Bu sayede birey onlarla etkili bir şekilde baş etmeyi öğrenebilir ve olayları tekrar tekrar yaşayan ve kâbuslardan etkilenen bireyler için etkili bir yöntemdir. Aynı zamanda kullanılan bir  diğer tedavi yöntemi ise  EMDR,  yani göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme travma sonrası stres bozukluğu tedavisi için kullanılan etkin ve güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. EMDR bilişsel davranışçı terapi tarafından uygulanan bir yöntemdir göz hareketleri ile beynin her iki yarım küresinin uyarılması ve başvuran kişiye rahatsız eden bellek ve duyguları yoğunlaşmayı amaçlamaktadır. EMDR, bireyin travmatik anıları işlemesine, bunlara nasıl tepki verdiğini değiştirmesine yardımcı olan bir dizi göz hareketini rehber yardım ile birleştirmektedir. Tüm bu yaklaşımlar ise bireyin travmatik bir olaydan sonra ortaya çıkan kalıcı korkuyu kontrol etmesine yardımcı olmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/travma-sonrasi-stres-bozuklugu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAĞLIK ANKSİYETESİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/saglik-anksiyetesi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/saglik-anksiyetesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Jul 2021 11:29:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatrist]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sınav Kaygısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2230</guid>

					<description><![CDATA[Toplumda hastalık hastalığı olarak bilinen bozukluktur. Bu hastalığa sahip bireyler gerçekte olmayan bir bedensel hastalıkları olduğuna inanırlar veya sıradan ve masum bedensel belirtileri (basit bir kol uyuşması, karın ağrısı, baş dönmesi) gibi ciddi bir hastalık olan kalp hastalığı, bağırsak tümörü,  beyin tümörü gibi belirtisi olarak yorumlarlar. Sağlık anksiyetesi  yaşayan bireyler bedenindeki her küçük belirtiyi ciddi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Toplumda hastalık hastalığı olarak bilinen bozukluktur. Bu hastalığa sahip bireyler gerçekte olmayan bir bedensel hastalıkları olduğuna inanırlar veya sıradan ve masum bedensel belirtileri (basit bir kol uyuşması, karın ağrısı, baş dönmesi) gibi ciddi bir hastalık olan kalp hastalığı, bağırsak tümörü,  beyin tümörü gibi belirtisi olarak yorumlarlar. Sağlık anksiyetesi  yaşayan bireyler bedenindeki her küçük belirtiyi ciddi bir tıbbi hastalık semptomu olarak algılamaya  eğilimlidirler. Başlarına kötü bir hastalık geldiğine yönelik aşırı korku yaşayabilir ve bu konu ile ilgili kalıplaşmış düşünceleri olabilmektedir. Hatta bazı durumlarda tıbbi testler aksini söylese bile sağlık anksiyetesi yaşayan birey hasta olduğu düşüncesine inançla bağlanabilir. Hafif derecede sağlık kaygısı hayatlarımız için işlevsel olabilmektedir çünkü erken tanı ile birlikte ciddi hastalıkların ön görülmesi ve kısa sürede tedavisi için büyük yardımcı olur.  Fakat aşırı derecede kaygı ise sağlık anksiyetesine dönüşebilir. Bu durum normal bir duygu olmaktan çıkmıştır. Kişilerin günlük hayatındaki konforunu olumsuz etkiler ve işlevselliklerinde düşüşe sebep olmaktadır. Bununla birlikte sağlıkla ilgili yoğun kaygı içeren düşünceler vücudumuzun da fiziksel olarak tepki vermesine sebep olabilir. Strese bağlı olarak kalbimiz hızlanabilir, tansiyonumuzda düzensizlikler olabilir vb. gibi fiziksel sorunlar yaşanılabilir. Hissettiğiniz bu fiziksel belirtiler de bize sağlığımızla alakalı daha fazla kaygılanmamıza ve aslında sahip olmadığımız bir hastalıktan şüphelenmemize sebep olabilir. Sağlık anksiyetesine sahipseniz vücudunuzun verdiği sıradan tepkilerin kesin olarak ciddi bir hastalık belirtisi olduğunu düşünebilirsiniz. Çoğu zaman bu kaygı belirli bir hastalık etrafında döner fakat aslında yaşadığı stres ve oluşan tepkileri yanlış yorumlamadan oluşmaktadır.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Sağlık Anksiyetesi Belirtileri</strong></p>



<p><strong>1-</strong>&nbsp;Kişiyi çok fazla meşgul eden hastalığa yakalanmış olmakla ilgili yoğun düşünceler&nbsp;</p>



<p><strong>2</strong>&#8211; Vücuttaki basit semptomların bir hastalığın belirtisi olduğunu düşünmek</p>



<p><strong>3-</strong>&nbsp;Sağlıkla ilgili konularda kolayca alarm haline geçmek.</p>



<p><strong>4</strong>&#8211; Doktor ve sağlıkla ilgili testlerden kaçınma davranışı veya aşırı doktor kontrolüne gitme ihtiyacı</p>



<p><strong>5-</strong>&nbsp;Vücuda herhangi bir hastalık gözlemlemek için sürekli kontrol etmek</p>



<p><strong>6-</strong>&nbsp;Sürekli sağlık hakkında konuşma davranışı</p>



<p><strong>7-</strong>&nbsp;İnternette sağlıkla ilgili sürekli araştırma yapmak</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Bilişsel Modele Göre;</strong></p>



<p>Hipokandriyazis, doğrudan bir algısal veya bilişsel anormallik belirtisi olarak kavramsallaştırılabilir. Bu bakış açısından bakıldığında ise bireylerde üç değişik özellik görülür.</p>



<p>-Hipokandriyak hastalar, normal bedensel duyumlarını büyütür ve daha fazla abartırlar.</p>



<p>-Hastalarda normal bedensel fonksiyonlara karşı artmış bir emosyonel uyanıklık gözlemlenir.</p>



<p>-Hastalar duygusal içerikli ve subjektif terimler yerine daha kaba içerikli ve fiziksel terimle kullanmayı tercih ederler.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>SAĞLIK ANKSİYETESİ NEDEN MEYDANA GELİR?</strong></p>



<p>Erken yaşantılarında hastalık deneyimi olanların yakın çevrelerinde tıbbi ya da mental hastalık deneyimi yaşayanların hayatlarının bir dönemlerinde tıbbi eksikliğe maruz kalanların sağlık anksiyetesi geliştirme olasılığı daha fazladır.&nbsp;Aşırı sağlık kaygısı her iki cinsiyette eşit oranda görülmektedir. Yaşam boyu genel popülâsyonda %1-5&nbsp; ilk basamak sağlık hizmetine başvuran hastalarda ise %2-7 oranında bulunmuştur.&nbsp;Sağlık kaygısının nedenleri arasında biyolojik, psikolojik ve sosyal birçok etkenler vardır. Biyolojik etkende ise beyinde serotonin ve dopamin gibi &nbsp;nörotransmitter düzensizliği ile ilgili görüşler ön planda olmakla birlikte, beynin ağrıyı algılayan merkezlerinde duyarlılık ve koordinasyon bozukluğu olduğu düşünülmektedir. İkizlerle yapılan çalışmalarda hipokondriyazis genetik olarak aktarılıyor olabileceğini göstermiş olsa da çevresel faktörlerin etkisini daha önemli olduğu düşünülmektedir. Çevresel etmenlere bakacak olursak; çocukluk çağı şiddetli hastalıkları ve aile üyelerinin birinin hastalığı ile bağlantılıdır. Çocukluk çağı hastalıkları gelecekte yakın anılacak hastalıkla ilgili korkuları arttırabilir.&nbsp; Kişiye yakın birinin ölümü, sevilen birinin trafik kazasında kaybı, kişinin hayatını kırgın olduğunda ve tehlikeleri her zaman var olduğuna inanmasına yol açabilmektedir. Bu durumda bedenle ilgili zihinsel uğraş ve kişinin kendi sağlığı ile ilgili endişelenmesine yol açmaktadır. Çocukluk çağında cinsel istismar, fiziksel şiddet ve ebeveynlerle ilgili büyük bir değişiklik de bu çevresel etmenlerdendir. Bu gibi sorunlar ise küçük çocuğa kendisini zayıf, çaresiz ve genellikle saldırıya açık olduğuna inanmayı sevk etmektedir. Bu düşünceler de kişinin sağlık kaygısı yaşamasına katkıda bulunur. Bazı ebeveyn-çocuk etkileşim şekillerinden kaynaklanan erken yaşam olayları kişinin çocukken veya daha sonraki zamanlarda şiddetli sağlık kaygısı geliştirmesine neden olabilmektedir. Ebeveyn modeli alma; çocuklar ebeveynleri hasta olduklarında ev ve iş yerindeki sorumluluklardan uzak kaldıklarını ve özel ilgi gördüklerini gözlemler. Bu durum hastalığın önemli olduğunu ve ihmal edilmeyeceğini düşünmesine katkıda bulunur ve bedensel uğraşa aşırı teşvik eder. Aynı zamanda ebeveynin aşırı korumacı olması ve çocukları hastalandığında oyuncaklar alması, farklı yiyecekler yedirmesi, özel bakım sağlaması çocuğun hastalığı performans düşüklüğü ve başarısızlık için hazır bir mazeret olarak görmesini sağlayabilir. Stres dolu yaşam olayları sadece hastalık ve ölümle değil aynı zamanda artmış bedensel yakınmalar sağlık kaygısı ve doktor ziyaretleri ile de bağlantılıdır. Bazı insanların ciddi bir hastalığın belirtileri olarak yanlış yorumlandığı, uyarılma ile ilgili bedensel durumlara neden olabilmektedir. Bu tür bireyler genellikler tıbbi tetkikler için fazlasıyla para harcayarak ekonomik problemler karşı karşıya gelmelerine neden olmaktadır. Tekrarlanan tetkikler sonucu sağlık kaygısının daha da artmasına sebep olmaktadır. İnsan yaşayan hareketli bir canlıdır yaşamı sürdükçe bedeninden duyumlar almaktadır.&nbsp; Bu duyumlar; acıkma susama sindirim boşaltım sistemi gibi dinamik süreçlerden gelmekte ve çoğu zaman tehlikeli olmayan duyumlardan oluşmaktadır. Kaygısı olanlar ise neredeyse bütün bedensel uyarıları var olan bir hastalığın belirtisi olarak yanlış yorumlayabilmektedir.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>TEDAVİ YÖNTEMİ</strong></p>



<p>Geçici hipokondriyazis, klinik olarak önemli ölçüde sağlık kaygısının olduğu ancak 6 aydan daha uzun sürme durumuna denilmektedir. Değişik etkenler hipokondriyazis’in geçici ya da&nbsp; kronik olabilirliğini etkilemektedir. Birey, hasta rolünü benimsemekle ikili kazanç elde ediyorsa yaşam stresörleri devamlı ise kişi sosyal olarak izole ve bu nedenle bedeni ile yaşamaya fırsatı varsa hastalık kronikleşir.&nbsp; Kişinin yaşam stresörleri azaldığında ya da kişi ciddi bir köprü durum olmadığı ile ilgili ikna edici bir güven aldığında tıbbi durumu düzeliyorsa hipokondriyazis genellikle geçicidir. Tedavi yönteminde ise diğer anksiyete bozukluklarında olduğu gibi sağlık anksiyetesinde de&nbsp; bilişsel davranışçı terapi yöntemi oldukça etkilidir. Mindfulness egzersizlerin de beden duyumsamamızı arttırması, farkındalık kazandırılması gibi özellikleri sağlık anksiyetesi tedavisinde yardımcı olmaktadır. Gerekli görülen durumlarda ise kontrol eşliğinde ilaç tedavisi uygulanabilmektedir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/saglik-anksiyetesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OYUN BAĞIMLILIĞI</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/oyun-bagimliligi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/oyun-bagimliligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2021 13:27:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıklamücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Oyunlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2224</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde bir halk sağlığı olarak gördüğümüz alkol ve madde bağımlılıklarının yanında, gelişen teknoloji ile birlikte yeni tür davranışsal bağımlılıklar ortaya çıkmıştır. Bunların en önemlilerinden biri dijital oyun bağımlılığıdır. Bilgisayar oyunlarının ortaya çıkışı 1950&#8217;li yıllarda bilgisayarın ilk kullanıma çıkmasıyla başlamıştır. Bu oyunların yaygınlaşması ise 1980&#8217;li yıllara denk düşmektedir. Oyun bağımlılığı ile ilgili ilk yayınlar 1990&#8217;lı yıllara &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left">Günümüzde bir halk sağlığı olarak gördüğümüz alkol ve madde bağımlılıklarının yanında, gelişen teknoloji ile birlikte yeni tür davranışsal bağımlılıklar ortaya çıkmıştır. Bunların en önemlilerinden biri dijital oyun bağımlılığıdır. Bilgisayar oyunlarının ortaya çıkışı 1950&#8217;li yıllarda bilgisayarın ilk kullanıma çıkmasıyla başlamıştır. Bu oyunların yaygınlaşması ise 1980&#8217;li yıllara denk düşmektedir. Oyun bağımlılığı ile ilgili ilk yayınlar 1990&#8217;lı yıllara denk gelmektedir. İnternet&#8217;in hızla yayılması ile oyunların karşılıklı sanal âlemde oynanması ve oyunların da görsel olarak gelişme göstermesi bu bağımlılığı perçinlemiştir. Son dönemde Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde yapılan bir araştırmada yaşayanların %58&#8217;inin video oyunları oynadığı %51&#8217;inin evlerinde oyun konsoluna sahip olduğu ve %36&#8217;sının cep telefonunda oyun oynadığı bildirilmiştir. Türkiye’de ise 16-24 yaşları arasında internet kullanımı oranının 2005’te  %25’lerdeyken, geçen sene %90’lara, çıktığı belirtilmektedir. Bu oranların uyuşturucu bağımlılığından daha yüksek olduğu görülmektedir. Oyun bağımlılığının sıklığı ile ilgili yapılan çalışmalarda oranlar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Oyunların bu kadar bağımlılık yapmasının temel nedeni ise bağımlılık yapacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. Bilgisayar oyunu tasarımcıları daha fazla kişinin oyun oynamasını sağlamak için öncelikle oyuncuların oyundan vazgeçmemesini hedefliyorlar. Bunu da oyunu zorlaştıracak daha üst seviyelere ulaşmasını engelliyor. Böylece yetersiz hisseden oyuncu başarabilmek için daha fazla oyun oynama ihtiyacı hissetmektedir. Bu durum kumar bağımlılığına çok benzemektedir.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Oyun Bağımlılığı Belirtileri</strong><strong></strong></p>



<p>Bir davranışın bağımlılık olarak kabul edilmesi için devamlılık göstermesi gerekmektedir. Olumsuz sonuçlara rağmen bireyin oyun oynamaya öncelik vermesiyle kontrolünü kaybetmesi önemli belirtilerdir. Oyun oynarken geçirilen zamanın giderek artması, oynamadığı zamanlarda sürekli oyun düşüncesinin olması,&nbsp; oyun oynamasının engellendiği zamanlar büyük bir sıkıntı ve öfke duyması, hatta şiddet eğilimi göstermesi diğer önemli belirtilerdir. &nbsp;Aşağıdaki belirtiler arasında en az 5 belirti 12 aylık dönem içerisinde görülüyorsa ve bireyin işlevselliğini etkiliyorsa oyun bağımlılığı tanısı düşünülür.</p>



<p><strong>1-</strong>&nbsp; Oyun üzerine aşırı kafa yormak, geçmişteki oyun oynama yaşantılarını yeniden yaşayarak bir sonraki oyunu beklemek. Oyunun bireyin yaşantısındaki temel aktivite olması.</p>



<p><strong>2</strong>&#8211; Oyun oynamadığında ortaya çıkan yoksunluk belirtileri anksiyete, irritabilite ya da üzüntü.</p>



<p><strong>3</strong>&#8211; Tolerans (internet oyunlarına giderek artan miktarda zaman ayıma ihtiyacı duyma.</p>



<p><strong>4</strong>&#8211; Başarısızlıkla sonuçlanan oyun oynamayı azaltma, kontrol altına alamama</p>



<p><strong>5</strong>&#8211; Oyun için diğer aktivitelerden vazgeçmek.</p>



<p><strong>6</strong>-Oyunun yol açtığı psiko-sosyal sorunlarının bilinmesine rağmen oyun oynamayı sürdürmek.</p>



<p>7- Oyun hakkında aile üyelerine terapistine ya da başkalarına yalan söylemek.</p>



<p><strong>8</strong>&#8211; Olumsuz duygu durumdan (umutsuzluk, suçluluk, kaygı) gibi kurtulmak için oyun oynamak.</p>



<p><strong>9</strong>-Aşırı oyun oynama yüzünden önemli bir ilişkisini işini eğitimi ya da mesleği ile ilgili fırsatları kaybetmek.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Fiziksel Belirtileri</strong></p>



<p>Fiziksel belirtiler arasında ise; yorgunluk uzun süre yoğunlaşma veya göz yorgunluğuna bağlı migren oluşabilmektedir. Bilgisayar donanımlarını aşırı kullanım nedeniyle karpal tünel sendromu görülebilmektedir. Aynı zamanda uzun süre oyun oynama ile birlikte kişisel bakım ve hijyen sorunları oluşabilmektedir. Bilgisayar oyun bağımlılığı ciddi olumsuz sonuçlar neden olabilmektedir. Bu belirtilere önem verilmediğinde daha ciddi&nbsp;kalıcı etkilere neden olabilmektedir. Mesela bağımlı olan birisi de oyun oynamak için uykudan kaçınır ve yeterli beslenmeyi bırakır bu durum kısa sürede açlık ve yorgunluk oluşturur. Sonrasında ise uyku bozukluğu ve beslenme bozukluğuna neden olabilmektedir. Bilgisayar oynayabilmek için ailesinden ve başkalarından kaçınan bağımlılar kendilerini yalnızlaştırabilirler.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Oyun Bağımlılığının Çeşitleri</strong></p>



<p>Oyun bağımlılığını iki çeşit olarak değerlendirebiliriz. Standart olan bilgisayar oyunları, tek bir oyuncu tarafından oynanan net bir hedef ve amaç içeren oyunlardır. Bu ürünlerdeki bağımlılık genellikle görevin tamamlanması ile veya yüksek puanı kazanmak ile ilgilidir. Diğer bilgisayar oyunu bağımlılığı ise çevrimiçi çok oyunculu oyunlardır. Bu tür oyunlar başkaları ile online ve özellikle bağımlılık yapıcıdırlar. Bu oyunlarda diğer oyunculardan geçici olarak çevrimiçi bir karakter oluşturması istenir. Bireyler genellikle gerçek hayattan kaçmak için sıklıkla diğer çevrimiçi oyuncularla ilişki kurarlar. Bu kişiler gündelik sorunlarından kaçınmak için oyuna sığınırlar fakat bu durumun geri dönüşü ise bireyler için zararlı olmaktadır. Bazı kişilerin ise bu tür sanal ortamlar en çok kabul gördükleri yer olabilir. Bu sebeple oyunu bırakmak düşüncesi onlar için kaygı sebebi olabilmektedir. Bireyler sadece oyundayken kendilerini yalnız hissetmedikleri ve kabul gördükleri hissiyatında iseler bu durum onları oyuna daha da bağımlı hale getirmektedir.</p>



<p style="font-size:21px"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p>Oyun bağımlılığı tedavisinde hem ilaç hem de psikoterapi uygulanabilmektedir. Öncelikli olarak bağımlılığın altında yatan psikolojik faktörlerin tespit edilerek tedaviye başlanılması gerekmektedir. Özellikle Bilişsel davranışçı terapi teknikleri oyun bağımlılığı ya da teknoloji bağımlılığında sıklıkla kullanılmaktadır.&nbsp; Diğer bağımlılık türlerinde olduğu gibi kişilerin yakınmalarını saklama ve azaltma olasılıkları da göz önünde bulundurularak oyun oynama davranışı tüm unsurlarıyla, tam olarak belirlenmektedir. Oyun oynama davranışını haftanın günlerine, günün içinde saatlere yayılımı, günlük toplam oynama süresi, oyun oynadığı yer, kullanma amacı, oyun oynama isteğini etkileyen durumlar ve oyun oynama kullanımına direnç varsa, koşulları öğrenilerek kişiye özel formülasyon yapılır.&nbsp; Motivasyon arttırıcı görüşme teknikleri ile birlikte, bireyin sosyal destek ağının geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Kontrolsüz oyun kullanımına yönelik davranış egzersizleri, duyarsızlaştırma, gevşeme teknikleri, öz denetim veya yeni sosyal beceriler edinme temel olarak kullanılan tekniklerdir. Bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile birlikte bireyin oyun oynama ile ilgili kalıplaşmış, yanlış düşüncelerini fark etmesi ve bunları sağlıklı düşüncelerle değiştirmesi sağlanmaktadır. Birey, ev ödevleri ile birlikte terapinin sonucunda kendisiyle ilgili gerçekçi inanışlar geliştirerek, işlevsiz davranışlarını bırakır. Araştırmalara göre dijital oyun bağımlılığının ilerleyen zamanlarda bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkacağı aşikârdır. Bu sebeple bireylerin farkındalıklarını arttırmayı sağlamak gerekmektedir.</p>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/oyun-bagimliligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KUMAR BAĞIMLILIĞI TEDAVİSİ</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2021 13:44:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Erişkin Ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[bağımlılıklamücadele]]></category>
		<category><![CDATA[kumar]]></category>
		<category><![CDATA[kumar bağımlılığı]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2215</guid>

					<description><![CDATA[Kumar bağımlılığı olan kişilerin en sık yaşadıkları sorunlardan biri de finansal problemlerdir. Kumar problemi olan kişiler kumarın sebep olduğu bu problemi hemen çözme ve çözdüklerinde rahatlayacakları ve bu şekilde hastalığın da ortadan kalkacağını düşünürler. Oysa gerçek böyle değildir. Kumar problemi olan kişilerin de uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi, dürtüsellik ve ödül arayışı için aynı biyolojik mekanizmaları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-left">Kumar bağımlılığı olan kişilerin en sık yaşadıkları sorunlardan biri de finansal problemlerdir. Kumar problemi olan kişiler kumarın sebep olduğu bu problemi hemen çözme ve çözdüklerinde rahatlayacakları ve bu şekilde hastalığın da ortadan kalkacağını düşünürler. Oysa gerçek böyle değildir. Kumar problemi olan kişilerin de uyuşturucu bağımlılarında olduğu gibi, dürtüsellik ve ödül arayışı için aynı biyolojik mekanizmaları (ödül merkezi)&nbsp; kullanırlar. Bu nedenle tıpkı madde bağımlılarının kendilerini daha iyi hissetmek için daha güçlü maddeye ihtiyaç duyması gibi kumar bağımlılarının daha fazla miktarda para ile kumar oynayarak daha riskli girişimlerde bulundukları bilinmektedir. Aynı zamanda bireyin finansal sorunlarına yönelik çözüm üretilirken, tedavide kalması sağlanmalı ve sorunun temel nedenlerine odaklanarak, bilişsel hatalara yönelik çalışılmalı ve içgörü kazandırılmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-left">Kumarın yarattığı sorunlara yönelik geliştirilecek her çözüm mutlaka bağımlı ile birlikte planlanmalı ve sorumluluk ona verilmelidir. Denetim ise kendisinin seçtiği üçüncü bir kişi tarafından yapılmalıdır. Kumar problemi olan kişilerin tipik özelliklerinden biri, kumar oynadığı için düştüğü umutsuz parasal durumlardan kurtulmak için başkalarının parasal kaynak sağlamasına bel bağlamaktır. Bu nedenle bireyin borç kaynakları uygun yöntemlerle engellenmelidir. Kumar problemi olan kişiler, kumarda kaybettiklerinde kayıplarının peşinden giderken, kazandıklarında ise bunu katlama dürtüsü ile kumarı devam ettirirler. Sonuçta kişi kazansa da kaybetse de kumarda kalmaya devam edecektir. Kumar problemi olan kişiler gibi aileler de kumarın temelde finansal bir sorun olduğunu ve kişinin sadece kumar borçlarını ödemek için kumar oynamayı sürdürdüğünü düşünürler. Borçlar ödenmezse daha fazla kumar oynanabileceğini ya da başına daha büyük belalar açabileceğini düşünürler. Bu nedenle kişinin borçları her seferinde ödenir ve kısır döngü devam eder. Ailelerin hastalığın biyolojik boyutu konusundan bilgilendirilmesi gerekmektedir.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Kumar Bağımlılığında Bilişsel Hatalar Üzerinde Çalışılmalıdır</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Kumar oynayan kişiler; beceriyi yanlış algılama, kumarı kontrol edebileceği yanılsaması, batıl inançlar, seçici hafıza ve yorumlamada yanlılık gibi çeşitli düşünce hataları geliştirerek kumar oynamayı bağımlılık haline getirirler. Kumar problemi olan bireyler nesnel gerçeklikte garanti edilemeyecek olaylarda bilgi ve becerileri konusunda kendilerine aşırı güvenirler. Bu nedenle sayılar ya da kartlarla ilgili sıklıkla başvurdukları kendi yöntemleri bulunmaktadır. Kumar problemi olan kişiler bir olayın gerçekleşmesini muhtemel olarak değerlendirirler. Zihinleri genellikle kumarla ilgili konularla meşguldür. Bu nedenle kumar sonuçlarının beklentileri doğrultusunda meydana geleceğine daha fazla inanırlar.<strong></strong></p>



<p class="has-text-align-left">Kumar oynayan kişi, diğer kumar oynayan kişilerin kazandığını görüp duyduğunda, kazananların düzenli bir olay olduğunu ve oynamaya devam ederse kendisinin de kazanacağına inanır. Kumar oynayan bireylerin hafızaları kazanımları kayıplardan daha kolay hatırlamak şeklinde önyargılıdır. Bu önyargı kumar oyuncusunun kumar deneyimiyle ilgili anılarını, olumlu deneyimler üzerine odaklayan ve olumsuz deneyimleri göz ardı eden ve kişinin kumar oynama kararını kolaylaştıran bir durumdur. Kumar bağımlılığı olan kişilerde, kişisel başarı beklentisinin objektif olasılıktan daha yüksek olduğu bir kontrol illüzyonu vardır. Bu yanıltıcı kontrol hissi kumar sonuçlarının tahmin edilebileceğini inanmaya kadar gidebilmektedir. Bireyler kumarla ilgili bu düşünce hatalarını tanır ve kumar oynamaya aktif olarak katılmadıklarını da mantıklı bir şekilde yorumlayabilir. Ancak şahsen bir kumar oyununa girdiklerinde akıllı düşüncelerden vazgeçebilirler. Bazı bilişsel hatalar; “benim bahis sistemim işleyecek”, “kendimi şanslı hissediyorsam kazanırım”,&nbsp; “kontrol bende”, “benim kumar problemim yok”,&nbsp; “pes etmezsen kesin kazanırsın” gibi bu bilişsel hatalar konusunda hastaya içgörü kazandırılmalıdır.&nbsp;Aynı zamanda bu hatalara yönelik çözümler geliştirilmelidir.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Kumarın Tüm Çeşitleri Değerlendirilmelidir</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Madde bağımlılıklarında kişiler genellikle bir maddeden diğerine geçiş yaparak bağımlılıklarını sürdürme eğilimi gösterirler. Kumarda da buna benzer bir eğilim görülmektedir. At yarışı, sayısal loto, parasına kâğıt oyunları, kazı-kazan parasını okey, milli piyango, parasına zar oyunları, borsa, bitcoin vb. horoz dövüşü, casino oyunları, internet üstünden spor bahis siteleri, spor toto, parasına beceri isteyen oyunlar oynama gibi herhangi bir kumar türü kişi için sorun haline gelebileceği için değerlendirilerek dikkate alınmalıdır. Hızlı sonuç veren kumar türleri risk üzerini arttırdığı için bağımlılık yapma potansiyeli daha yüksektir. Beceri oyunlarını oynamayı tercih eden kişilerde ise genellikle çarpıtmaların daha fazla olduğuna dikkat edilmelidir. Kumar oyunlarını erişim kolaylığı tetikleyici olması açısından önemlidir. Online kumar oynayan kişilerin bu oyunları erişimleri ve oyunlardan gelen bildirimlerin önlenmesi gerekmektedir. Bağımlı ile birlikte bu tetikleyiciler belirlenmeli ve önlemlere karar verilmelidir. Oyunlarını canlı ya da online oynayan kişiler İddia bayiinden oynayacakları oyunların masum olduğunu düşünerek oynamak isteyebilirler. Kumarın beyinde yarattığı tolerans sisteminden söz ederek kişinin kayma yaşaması önlenmelidir. Madde bağımlılığı problemi olan kişilerde tercih maddesi tetikleyici olduğu gibi kumar problemi olan kişi içinde para ve parasal konular tetikleyici olabilmektedir. Bu nedenle bağımlı ile birlikte karar verilerek finansal durumların başka biri tarafından yönetilmesi sağlanmalıdır.</p>



<p class="has-text-align-left" style="font-size:23px"><strong>Tedavi Yöntemi</strong></p>



<p class="has-text-align-left">Bağımlılık tedavisinde bireyin nükslere sebep olan psikolojik faktörlerle ilgili içgörü edinmesi ve olası riskli durumlarla baş edebilmesi için bireysel psikoterapiler oldukça gerekli ve etkilidir.&nbsp; Bireyi kumar bağımlılığına iten yoğun duygu durumlarının önüne geçebilmesi için sorun yaratan düşünce yapısı ve davranış örüntüleri tespit edilerek ve değerlendirilerek, hastayla birlikte bunların yerine kullanılabilecek daha işlevsel tepkiler saptanmalıdır. Kişinin stresle baş etme becerilerinin geliştirilmesi ve sorun çözme becerilerinin geliştirilmesine odaklanılmalıdır.&nbsp; Duyguları tanıması ve duygular ile baş edebilmesi tedavi süreci için önemlidir. &nbsp;Aynı zamanda eşlik eden psikiyatrik hastalıklar durumunda ise ilaç kullanımı veya yatarak tedavi seçenekleri söz konusu olmaktadır. Psikoterapi sürecinde ise Bilişsel Davranışçı Terapi teknikleri ile sağlıklı olmayan kumar oynama davranışını ve duyguları değiştirmeye odaklanılmaktadır. Bilişsel Davranışçı yaklaşım patolojik kumar oynamayı öğrenilmiş uyumsuz davranış olarak görmektedir. Bu nedenle BDT, bu davranışı öğrenme ilkelerinden türetilen tekniklerle değiştirmeye çalışır. &nbsp;BDT teknikleri arasında, kaçınma örüntüleri, sistematik duyarsızlaştırma, exposure, uyaran kontrolü gibi terapötik yaklaşımlar yer almaktadır. BDT teknikleri arasında yer alan pekiştirme tekniği kumar oynama bozukluğu tedavisinde kumar oynama davranışını ortadan kaldırmak için kumar oynama davranışı olmayan etkinlikleri pekiştirme ve ödevlerle bu davranışı geliştirme şeklinde ilerlemektedir. &nbsp;Yapılan araştırmalar sonucu Bilişsel Davranışçı Terapi Alan ve Kumar Oynama Bozukluğu vakalarının Bilişsel Davranışcı Terapi almayan gruba göre daha fazla iyileştiğini göstermektedir. Bilişsel Davranışcı Terapi uygulanırken çalışılması gereken bilişsel çarpıtmalardan bazıları kumar oynama becerisinin abartılması,&nbsp; seçici bellek, totem vb. batıl inançlar, “bugün şanslı günüm” ya da “kazanacağım biliyorum gibi” düşüncelerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/kumar-bagimliligi-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DUYGUSAL YEME</title>
		<link>https://www.gulayoguz.com/duygusal-yeme/</link>
					<comments>https://www.gulayoguz.com/duygusal-yeme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 13:38:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gulayoguz.com/?p=2209</guid>

					<description><![CDATA[Karnınız mı aç, yoksa duygularınız mı? Duygusal yeme, fizyolojik olarak bir açlık söz konusu olmadığı halde, çeşitli duygu durumlarına karşı meydana gelen yemek yemeye olan eğilimdir. Emosyonel yeme olarak da ifade edilen bu eğilim kişinin duygularına karşılık olarak, rahatlamak adına genellikle yüksek kalorili yiyecekleri fazlasıyla yemesi olarak görülür. Fiziksel (gerçek) açlık ise vücudumuzun enerji üretebilmek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><strong>Karnınız mı aç, yoksa duygularınız mı?</strong></p>



<p>Duygusal yeme, fizyolojik olarak bir açlık söz konusu olmadığı halde, çeşitli duygu durumlarına karşı meydana gelen yemek yemeye olan eğilimdir. Emosyonel yeme olarak da ifade edilen bu eğilim kişinin duygularına karşılık olarak, rahatlamak adına genellikle yüksek kalorili yiyecekleri fazlasıyla yemesi olarak görülür. Fiziksel (gerçek) açlık ise vücudumuzun enerji üretebilmek için karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve minerallere ihtiyaç duymasıdır. İnsanlar, etkileşim içinde çalışan fizyolojik, sosyal ve bilişsel sistemleri olan canlılardır. Bu sistemlerden bir tanesinin işleyişindeki aksaklık, diğer sistemlerin daha aktif çalışmasına sebep olur, vücudumuz bu dengeyi koruma eğilimindedir.</p>



<p>Günlük hayatımızda yaşadığımız olayları farklı yorumlamamız veya küçüklükten gelen sevgi ve ilgi eksikliği gibi sebepler duygusal açlığımıza sebep olabilir. Duygusal olarak aç oluşumuz, karşılaştığımız stres verici durumlar karşısında sağlıklı bir tepki oluşturmamızı engelleyebilir. Bu gibi durumlarda, olumsuz duygularımızla başa çıkmak için kaçma, kaçınma, güven sağlama gibi davranışlara yöneliriz. Bu davranışlara olan yatkınlığımızın sebebi bu şekilde stres veren durumlardan uzaklaşmak ve bedenimizi rahatlatmaktır.</p>



<p>Genellikle kaygı, üzüntü, kızgınlık gibi olumsuz duyguların iştahı azalttığı bilinirken, duygusal yeme davranışı gösteren insanların bu durumlarda da yemek yeme davranışı gösterdiği gözlenmiştir. Bazı teoriler tıkanırcasına yeme eyleminin altında yatan sebeplerin hem duyguları tanımamak ve ayırt edememek hem de yemek yeme eylemini diyetlerle kısıtlamanın sonrasında tıkanırcasına yeme ataklarına sebep olduğunu söylemişlerdir.</p>



<p>“Yemek yemek rahatlatır.” düşüncesi, aslında doğduğumuz andan itibaren, anne kucağında aynı anda hissettiğimiz fiziksel ve duygusal rahatlamanın bir getirisi olarak düşünülebilir. Özellikle de çocukluğumuzda eğer her ağlamamız, sızlanmamız veya boş kalmamız yemek ile doldurulduysa yemek yeme ve duygusal rahatlama arasındaki ilişki daha da güçlendirilmiş demektir.</p>



<p><strong>Karnınız mı aç, yoksa duygularınız mı?</strong></p>



<p>&nbsp;Duygusal yeme eğilimi olan insanlar için rahatlama aktivitesi olan tıkanırcasına yeme durumu, insanların sadece karınları acıktığı için değil, olumsuz duygularla baş etmek/rahatlamak için de yemek yediğinin en büyük göstergesidir. Ancak bu “geçici” bir rahatlamadır. Geçici olduğunu özellikle vurgulamak gerekir ki kişinin olumsuz duygulardan uzaklaşmak için yaptığı yemek yeme davranışı onun için bir ödül görevi görür. Rahatlama hissine ulaşmak için belirlediği bu ödül maalesef bu davranışın devamlılığını sağlayan bir pekiştireçtir. Yani, farkında olmadan kişi edimsel koşullanma ile bir döngüye girmiş olur. Stresli hissetme, rahatlamak için yemek yeme, fazla miktarda ve kalorili besinler yediği için pişman olma ve üzülme, üzüntüsünü bastırmak ve rahatlamak için tekrar yemek yeme şeklinde devam eder.</p>



<p>Duygusal açlık ve fiziksel açlık arasındaki farkı anlayabilmemiz bu durumu kontrol etmemiz açısından bize yarar sağlar. Duygusal açlığı fiziksel açlıktan ayıran en fark edilebilir özelliklerden biri açlığın birden gelmesidir. <strong>Fiziksel açlık,</strong> midede bir boşluk hissi, guruldama gibi fizyolojik belirtilerle beraber yavaş yavaş gelen bir açlıktır. Yediklerinizin porsiyon ve doyuruculuk olarak farkında olarak yersiniz, doyduğunuzda yemek yemeyi bırakırsınız. Seçtiğiniz yiyecekler karnınızı doyurmaya yöneliktir. <strong>Duygusal açlık</strong>, duygusal olarak zorlandığınızda aniden gelen yeme isteğidir. Doymaya yönelik değil belirli yiyecek ve içeceklere yöneliktir. Örneğin, emosyonel olarak susayan kişinin soda içmek istemesi veya acıkan kişinin cips, çikolata, kızartma, kuruyemiş gibi daha spesifik, daha yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklere yönelmesidir. Duygusal yeme davranışında mideniz dolsa bile, hatta bazen rahatsız olana kadar, yemeye devam edersiniz. Bir şeyler yedikten sonra gelen rahatlama hissi ve ardından yenen yemekten dolayı pişmanlık duyma ve suçluluk hissedilmesi gibi duygu durumlarının olayı takip etmesi emosyonel yemenin en fark edilebilir özelliklerinden biridir.</p>



<p>&nbsp;<strong>Peki, bu ne kadar sağlıklı bir davranıştır?</strong></p>



<p>Rahatlamak için yapılan duygusal yeme, geçici olarak rahatlama sağlar ancak bu süreçte mide hacminin genişlemesine, kilo almaya ve bunu takip eden yeme bozukluklarını beraberinde getirebilir. Kişiler kendilerinden memnun olmama, fizikse özelliklerini beğenmeme, güvensizlik gibi duyguları edinebilirler.</p>



<p><strong>Duygusal Açlığı Engellemek Mümkün</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Farkında olmak</strong></li></ul>



<p>Duygusal yeme ile başa çıkmanın ilk adımı açlığınızın farkında olmak, fiziksel olarak mı yoksa duygusal &nbsp;olarak mı bir açlık içinde olup olmadığınızı ayırt etmektir. Fiziksel olarak aç olmadığınızın farkındaysanız veya en son kaç saat önce yemek yediğinizi hesaplayarak gerçekten aç olmadığınızı biliyorsanız, “Şu an aç değilim aslında.” düşüncesiyle yeme eğiliminizi kontrol altında tutabilirsiniz.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Duygularınızı keşfedin</strong></li></ul>



<p>Eğilimlerinizi incelemek, hangi duygu durumunda hangi yiyeceklere yöneldiğinizin farkında olmak eğilimlerinizi kontrol etmenize yardımcı olacaktır. Duygusal durumunuza bağlı olarak yediğiniz yiyeceği tüketmeyerek, yiyecek ve duygularınız ile olan bağı koparabilirsiniz.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Sağlıklı Atıştırmalıklara Yönelin</strong></li></ul>



<p>Duygusal olarak zorlandığınız anda tercih ettiğiniz yüksek kalorili yiyecekleri sağlıklı besinlerle yer değiştirerek bu bağı zayıflatabilirsiniz. Alışveriş yaparken de evinize abur cubur almamayı alışkanlık haline getirmek size yardımcı olacaktır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Uyku düzeninize dikkat edin</strong></li></ul>



<p>Aşırı yorgunluk yemek yemeyi tetikleyebilir. Günde en az 8 saat kaliteli uyku uyumaya özen gösterin.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Fiziksel olarak aktif olmaya çalışın</strong></li></ul>



<p>Spor yapmak veya sizi iyi hissettirecek aktivitelerde bulunmak duygusal olarak hissettiğiniz boşluk hissini doldurmanıza aynı zamanda da kontrol altına almanıza yardımcı olur. Özelliklede fiziksel aktiviteler beden sağlığınızı korumakla birlikte tıkanırcasına yeme ataklarının bedeninizde yarattığı sizi rahatsız eden değişimleri de çözüme ulaştırmak için güzel bir adımdır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Doğru zamanda müdahale edin</strong></li></ul>



<p>Emosyonel yeme eğiliminizi fark ettiğinizde eski alışkanlıklarınıza dönmemek adına dikkatinizi dağıtabilecek başka etkinliklerde bulunmanız önemlidir. Bu bir arkadaşınızı aramak, müzik dinlemek, ertelediğiniz bir işe başlamak olabilir. Amaç eski alışkanlıklarınızı başka alışkanlıklarla değiştirmektir. Daha sağlıklı yeni alışkanlıklar edinmek hem çözümlenemeyen olumsuz duygularla başa çıkmanızı hem de uzun vadede bu olumsuz duygularınıza bağlı yeme eğiliminiz üzerindeki kontrolünüzü sağlamanıza yardımcı olacaktır.</p>



<ul class="wp-block-list"><li><strong>Destek alın (Tedavi planı)</strong></li></ul>



<p>Arkadaşlarınızdan, ailenizden veya alanında uzman psikolog, psikiyatrist ve diyetisyenlerden destek alabilirsiniz. Fizyolojik ve duygusal açlığınızı ayırt etmeye yönelik farkındalık kazanacağınız, yeniden yapılandırma ile işlevsiz bilişlerinizi sağlıklı alışkanlıklarla değiştirebileceğiniz Bilişsel Davranışçı Terapi modellerinden fayda görmek mümkündür. Duyguları iyi tanımak, duygulara karşı verdiğiniz bedensel tepkilere aşina olmak ve bunları fark etmek, bedeninizin ve duygularınızın farkındalığını kazanmak, bedensel ve duygusal tepkilerinizin ayrımını yapabilmeniz için ihtiyacınız olan özelliklerdir. Bedeninize ve duygularınıza ayrı ayrı odaklanmanızı pekiştiren egzersizler bu süreci destekleyecektir.</p>



<p><strong>Psikolog Deniz SÖZER</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.gulayoguz.com/duygusal-yeme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
